HAZAL MIYDI YOKSA HAZAN MI ? (İlk versiyon)

Koşuyolu Mahallesi  Nükhet Eren ile Yaratıcı Yazarlık Atölyesi  2. Dönem

“İlk paragrafı verilen Öyküyü Tamamlama – Zeynep…..” ödevi…

Aşağıda okuyacağınız yazdığım ilk metin…Aynı metinden iki ayrı öykü yazdım,

Birinin adı “30″ diğerinin adı da ” “Hazal mıydı yoksa Hazan mı?” ve

her iki öykünün de iki versiyonu var…

—————————————- ————————————————–

Zeynep, evlerinin önündeki sundurmanın altında oturuyordu, düşünceli bir hali vardı.Hava sıcaktı, sinekler inatla saldırıyordu her yandan.Ancak,  biraz sonra akşam olacağını bilmek hoş bir duygu veriyordu insana.Yağmur bulutlarının yükseldiği doğudan ara sıra ıslak bir yel esmekteydi.Birdenbire kiracının oğlunun telaşla ona doğru koştuğunu gördü.

Murat’dı gelen. Tozu dumana katarak, bir o yana bir bu yana savrularak minicik boyuyla deli gibi koşarak geliyordu. Önce ne olduğunu anlayamadı, Çocuğun deli gibi koşturmasına bakıp gülmeye başlayacaktı ki, gözlerini görünce donup kaldı, korkudan irileşmiş gözleriyle titreyerek geliyordu Murat. Bir an düşecek diye korktu, o da telaşla fırladı ve heyecanla Murat’a doğru  koştu, bir yandan da kalbi pıt pıt atıyordu, ne olmuştu da çocukcağız böylesine koşuyordu.

Önüne geldiğinde, boş bir çuval gibi kendini olduğu yere bırakıverdi, bütün gücü tükenmiş gibiydi, Zeynep omuzlarından tutarak yavaşça kollarının arasına aldı Murat’ı. Bir yaprak gibi tir tir titriyordu çocuk…Hemen sundurmanın altına taşıyarak sedire yatırdı. Parmaklarının ucuyla, biraz evvel içtiği kahvenin yanındaki suyu çocuğun yüzüne silkeledi, saçlarını ve ensesini ıslattı. Biraz sonra çocuk kendine gelmiş ve ağlamaya başlamıştı. Kesik kesik konuşuyor, “-orda, orda” diye sayıklayıp duruyordu. “-Oğlum ne orda, sakin ol, konuşsana” dedikçe korkuyor, daha çok titriyordu. Zeynep çocuğa bir bardak su verdi ve  sarılarak onun kendisini güven içinde hissetmesini bekledi.

Nihayet sakinleşmişti. Çilli suratını çevreleyen uzamış ve darmadağın olmuş sarı saçları, tuzlanmış gibi duran beyazımsı kirpiklerinin altından korku dolu masmavi gözlerle ona doğru bakarak “-ödüm patladı Zeynep abla” dedi. “-Neden korktun canım benim, hadi söyle, ben seni korurum, korkma e mi, hadi söyle” diye yineledi Zeynep. İçindeki merak korkusunu yenmiş, heyecanla çocuğun söyleyeceklerini bekliyordu. Murat kesik  kesik  hıçkırarak “-Orda, orda bir şey var Zeynep abla. Çok korktum çok, orda bir şey  var” “-Ne var, nerde Muratçığım, hadi tarif et”

“-Sahilde, her zamanki yerimizde oynuyor, kumdan kaleler yapıyordum, tam hendek kazarken kumların arasında  bir şey küreğime takıldı, bu ne diye bakarken önce sosis zannettim, sonra onların parmak olduğunu anladım, morarmış ve şişmiş iki-üç parmak, az daha korkudan altıma yapacaktım, küreğimi atar atmaz deli gibi koştum koştum” bir an sustu, soluklandı ardından  “- korkuyorum Zeynep abla, ne yapacağız, neydi o?” diye sorularını arka arkaya sıraladı.  Olan biteni anlamaya çalışan Zeynep, Murat’a dönerek “-Beni götürür müsün oraya?  diye sordu. Çocuk yattığı sedirde köşeye doğru büzüştü, “-ama, ama” diye itiraz etmek istedi. Zeynep “korkma, belki arkadaşların sana şaka yapmıştır, ya da  belki biri hastadır, yardıma ihtiyacı vardır, gel birlikte gidelim, istersen sen yaklaşmazsın, ben gider bakarım” diye üsteledi.

Deniz kenarında olabildiğince sakin ve durgun küçük bir kasabada yaşıyorlardı, zaman sanki durmuş gibi ağır ağır akardı buralarda. Yazın romantik kışın melankolik, ama hep bir bahar havasında, bazen ilk bazen sonbahardı yaşanan. Kasabanın tek hareket kaynağı, çocukların cıvıl cıvıl sesleriyle oynadıkları oyunlar , rüzgarın ağaçların dalları, yaprakları arasından söylediği şarkı ve denizin bazen masum bazen hırçın ama her daim muhteşem sesiydi. Yazları gelen yerli turistlerle canlanan kasaba sonbaharla birlikte sessizliğe bürünürdü.

Akşam iyice çökmeye başlamış, rüzgar iyice esmeye başlamıştı. Dalgaların sesi ta sundurmaya kadar geliyor, insanın içini ürpertiyordu. Sundurmadaki ot divanın üstüne sanki bir cenin gibi kıvrılan Murat’ı omuzlarından tutarak usulca kaldırdı. Üzerine yama yama ördüğü rengarenk şalını örterek sarıp sarmaladı. İçleri korkudan titreyerek ama büyük de bir merakla sahile doğru ilerlediler. Kimsecikler yoktu, çadırlar sökülmüş, pansiyonlar boşalmıştı. Artık kasaba esas sahiplerine,  sakinlerine kalmıştı. Batan güneşin kızıllığında manzara enfesti, dalgalar usul usul sahile vuruyor, arada bir esen rüzgarın şiddetiyle sahildeki kayalara vurunca korkutucu sesler de çıkartmıyor değildi hani, ama genelde sakin bir denizdi onlarınki. Ama her zaman onu mutlu eden bu pastoral görüntü bu defa onu sakinleştiremiyordu, ayaklarının altında kumlar çıtır çıtır ses çıkarıyordu, az önce yaşanan korkutucu olaydan olsa gerek onu tedirgin ediyordu.

Murat birden durdu, eliyle uzaktaki kayalıkların yanındaki ters dönmüş sandalı işaret ederek “-işte orası” diye sessizce fısıldadı. Zeynep de aynı fısıltıyla “orası mı?” diye tekrarladı. Murat başını yukarı, aşağı sallayarak teyit etti. Zeynep ona orda beklemesini söyleyerek ilerledi, korkusuz görünmeye çalışıyordu, başarıyordu da bunu ama yaklaştıkça içindeki korku da artıyordu, kalbi hızlı hızlı atıyor, soluk soluğa nefes alıyordu. Nihayet sandalın yanına varmış, açılan çukuru görmüştü, çukurun içi denizin gel-gitleriyle biraz suyla dolmuştu, buradan bir şey görünmüyordu, “-hay Allah” diyerek söylendi, şimdi ne yapacaktı….Çevreye bakınarak kurumuş bir dal parçası buldu, hafifçe eğilerek korka korka suyun içinde sopayı dolaştırmaya başladı. Tam bir şey yok diyecekken birden bir şeye çarptı. “-of, korktuğum başıma geldi, Allahım inşallah yanlış görmüştür çocuk” diye içinden bildiği bütün duaları saydı.

Murat’ın bir kenarda atılmış duran kova-kürek takımlarını gördü, hemen gidip küreği aldı ve çukurdaki suları boşalttı. Üstü çiçekli kapri pantolonunun kirlenmesine aldırmayarak heyecanla dizlerinin üstüne çökerek, kumun üzerinde parmak gibi görünen mor renkli üç şeyin etrafını dikkatlice açmaya başladı ki midesi bulandı. İçinin öğürtülerini bastırmak için başını havaya kaldırarak derin derin soluk aldı, “- Allahım bu da ne, bunlar gerçekten bir insanın parmakları” diye içinden söylendi. Kumları eşeledikçe önce parmaklar, sonra arkası geldi…Daha fazla eşelemeyi gözü almadı, koşarak Murat’ın yanına gitti ve korkusunu belli etmemeye çalışarak ona gördüğü şeyin yanlış olduğunu, piknik yapmaya gelen turistlerin giderken büyük bir ihtimalle yemeklerini döktüklerini, Murat’ın da onları gördüğünü çocuğa söyledi. Murat’ın içi rahatlamıştı.

Eve dönerken, Murat, korktuğunu kimseye söylememesi için Zeynep’e yalvarıyordu. Kokak diye anılmak, ya da arkadaşlarına rezil olmak istemiyordu. Zeynep büyük bir ciddiyetle söz verdi ve onu evine götürdü, erkenden yatıp uyumasını tembihleyerek kiracılarının evinden ayrıldı ve doğruca Jandarma’ya gitti. Olan biteni anlattı, anlattıkları büyük bir hayret ve heyecanla karşılandı, oralarda pek olay olmazdı. Hep birlikte yola çıktılar. Jandarmanın aracının farı gecenin yoğun karanlığını belli belirsiz aydınlatıyor, gölgeler korkutucu biçimde uzayıp kısalıyordu. Sahile vardıklarında rüzgar iyice esmeye başlamış, dalgalar döver gibi sahile vurmaya başlamıştı. Gecenin nemi tenlerine ıslak bir gömlek gibi yapışmış, belki biraz soğuktan belki de korkudan tirtir titriyorduk ki “-bulduk Amirim” diye bir ses geceyi böldü. Küçücük bir kız cesediydi bulunan, kumral saçları bir örümcek ağı gibi yüzüne dolanmıştı sanki. “-Kader ağlarını örmüş!” diye iç geçirdi Zeynep. Korkunç bir ironi yaratmıştı bu Zeynebin zihninde.

Kimdi bu kızcağız? Neden ölmüştü? Ölmüşse nasıl, öldürülmüşse kim kıymıştı ona? Zavallının günahı neydi? Araştırmalar başladı, dedikodular aldı başını gitti. Kimse üstlenmedi o küçücük kızın cinayetini. Sonraları kayıp ilanlarından ve DNA testlerinden sonra cesedin “Hazal” isimli küçük bir kıza ait olduğu anlaşıldı. Ne garip bir ironi diye düşündü gene Zeynep, hazan mevsiminde Hazal…Hazal kuruyup dökülen ağaç yaprakları demekti ve Hazal, bir hazan vakti toprağa girmişti. Ve neden öldüğü, öldürüldüğü hala bir muammaydı.

Ertesi yaz Zeynep deniz kenarında Muratla oynarken gençten bir çocuğun gelip denize bir karanfil bıraktığını gördü, boynu bükük kıpkırmızı bir karanfil…Dikkatlice izlemeye başladı çocuğu, gözleri yaşlıydı çocuğun. Dizlerinin üzerine çöküp sessizce uzaklara baktığını ve elini kalbine bastırdığını gördü. O an karar verdi Zeynep, hiç düşünmeden kalbinin sesini dinledi ve gidip sessizce çocuğun yanına yaklaştı ve yanı başına oturdu.  Acının keskin yeşiliyle çevrelenmiş iki acılı göz Zeynep’in ta içine baktı, baktı, baktı, acısını sessizce ona akıttı. Sessizce deniz kenarında otururken, dalgalar usulca ayaklarını okşuyordu, teskin etmek ister gibi.

Mehmet’ti gencin adı. İçerlek köylerden birindendi Mehmet.  Deniz kıyısında yaşayanlar kadar esnek olmayan, daha kapalı, kuralcı insanların yaşadığı, daha sert kuralların işlediği bir toplumda yaşıyorlardı, kuralları bilmeden. Bir kız seviyordu, adı Hazal’dı. O da seviyordu Mehmet’i, kendilerince hayaller kuruyorlardı ki, bir gün her küçük gelinin başına geldiği gibi, babası onu köyün ağasına  para karşılığı satıvermişti.

Bu ne ilk ne de son kurbandı paraya adanan. Kız çocuğunu  insandan saymayan, ona gelir kapısı olarak bakan erkek baskın bir toplumun para kaynağı küçük kızlar. Dünyaya gelmeleri kabahat, yaşamaları kabahat, sadece ve sadece satılırken akla gelen küçük gelinler, cankurtaran kızlar. Kazanç kapısını görünce vicdanı sızlamadan  kızlarını satan gözü kara, kalbi kara babalar. Kız çocuğu dünyaya getirdiği için önceleri aşağılanan, sonraları bir tane daha doğursun diye zorlanan gariban analar, bütün umutları sönen yavuklular ve onların büyümesini ağzının suyu aka aka izleyen aklı uçkurlarında para babaları.

Hazal da bu kurbanlardan biriydi. Son zamanlarda internetin de etkisiyle ipliği pazara çıkan “Küçük gelin” lerden hani.  Fakirliğin, cahilliğin gözü kör olsun, daha ergenlik çağında aklı uçkurunda bir ihtiyara oyuncak olsun diye para karşılığı acımadan satılmıştı. Evinden zorla gönderilirken anası ayrı ağlıyordu, gizli bir köşede yavuklusu ayrı. Hazal’ın gözlerinden akan yaşlara yaren olsun diye gökyüzü de ağlıyordu, insanlık ağlıyordu.

Hazal süslenmiş püslenmiş, kargo şirketine verilen koli paketi gibi  ağanın evine postalanıvermişti, ödeme alıcı tarafından paket alındığında yapılacaktı. Ama gecenin tam orta yerinde, şenlikler sürerken Hazal sırra kadem basmıştı, nasıl kaybolduğu, kimin yardım ettiği, nereye gittiği bir türlü öğrenilememiş, o gün bu gündür de kendisinden haber alınamamıştı. Önceleri Mehmet’ten şüphelenmişler, çocuğu bir güzel sopadan geçirmişler ama çocuğun acısını görünce onu rahat bırakmışlardı, Hazal’ı arayış hiç bitmemişti, ta ki sahilde bulunan cesedin haberi ulaşıncaya kadar.

Bulunan zavallı cesedin Hazal olduğu anlaşılınca sadece iki kişinin yüreğine acı düşmüştü, annesi ile Mehmet’in. Zavallı Mehmet, kavuşamadığına mı yansın, kaybettiğine mi yansın, üzüntüden iğne ipliğe dönmüş, deli divane gibi ortalıkta dolaşır olmuştu. Ve ertesi yaz, Hazal’ın kaybettiği gün, ayakları Mehmet’i,  onun cesedinin bulunduğu yere sürüklemişti, denize bir kırmızı karanfil bırakmış, Hazal’ı için sessizce ağlamıştı. Zeynep de onun kederine ortak oldu, Hazal ve bütün küçük gelinler için gözyaşlarını döktüler ummana sessizce.

Hazal muamması bilmem ne zaman çözümlenir bilinmez ama kendi mi kurban oldu, kurban mı edildi bilinmeyen Hazalın artık huzura kavuştuğu ümidiyle güneşe arkamızı dönüp ilerlerken, güneş kırmızı bir karanfile dönüşüyor, daha nice Hazal’ların alınıp satıldığı, nice Hazal’ların bu alış verişte kurban edildiği gerçeğinin koyu gölgesi etrafımızı yavaşça kuşatıyordu.

AYŞEN CUMHUR ÖZKAYA – 29.12.2011

About Ayşen Cumhur Özkaya

Ruhu Sanatçı Gönlü İnançlı Hali Hüzünlü Şefkatli Romantik Her daim Duygusal Hayalci Melankolik Karşılıksız Seven Çocuk Kalpli İlahi Aşka Aşık biri
Galeri | Bu yazı EDEBİYAT - YAZILARIM, ŞİİRLERİM ** My Writings, Poems içinde yayınlandı ve , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s