AŞK MEKTUPLARI – CEMİL MERİÇ’TEN LAMİA HANIMA…

7 (1)

CEMİL MERİÇ KİMDİR ?

“Bu zavallı satırların hiçbir okuyucusu olmasa bile.

Denize atılan bir şişe onlar.

               Belki dalgalar asırlarca sonra aşina bir ele tevdi edecek onları”               

        Cemil Meriç, Jurnal, 1955

 Yazar ve mütercim.

12 Aralık 1916’da Hatay Reyhanlı’da doğdu.

Ailesi Balkan Savaşı sırasında Yunanistan’dan göçmüştü.

Fransız idaresindeki Hatay’da Fransız eğitim sistemi uygulayan Antakya Sultanisi’nde okudu.

Bir süre ilkokul öğretmenliği ve nahiye müdürlüğü, Tercüme kaleminde reis muavinliği yaptı.

1940’da İstanbul Üniversitesi’ne girip Fransız Dili ve Edebiyatı öğrenimi gördü.

1941’den başlayarak İnsan, Yücel, Gün, Ayin Bibliyografyası dergilerinde yazmaya başladı.

1942 ve 45 yılları arasında Elazığ lisesinde, 1952 ve 54 yılları arasında ise İstanbul`da Fransızca öğretmeni olarak çalıştı.

Daha sonra İstanbul üniversitesi Edebiyat fakültesinde yabancı diller okutmanlığı görevinde bulundu, Sosyoloji bölümünde dersler verdi.

Mükemmel düzeyde Fransızca okuyup yazan Meriç, İngilizceyi anlıyor, Arapçayı, kendi ifadesiyle, “söküyor”du.

1955’de gözlerindeki miyobunun artması sonucu görmez oldu, ama olağan üstü çalışma ve üretme temposu düşmedi. Talebelerinin yardımıyla çalışmalarını ölümüne kadar sürdürdü.

1974 yılında İstanbul üniversitesinden emekli oldu ve yıllarının birikimini ardarda kitaplaştırmaya girişti.

1984’te, önce beyin kanaması, ardından felç geçirdi, 13 Haziran 1987’de vefat etti.

Cemil Meriç`in ilk yazısı Hatay`da Yeni Gün Gazetesi`nde çıktı (1928).

Sonra Yirminci Asır, Yeni İnsan, Türk Edebiyatı, Yeni Devir, Pınar, Doğuş ve Edebiyat dergilerinde yazılar yazdı.

Hisar dergisinde “Fildisi Kuleden” başlığıyla sürekli denemeler yazdı.

Meriç, gençlik yıllarında Fransızcadan tercümeye başladı.

Honore de Balzac ve Victor Hugo`dan yaptığı tercümelerle kuvvetli bir mütercim olduğunu gösterdi.

Batı medeniyetinin temelini araştırdı. Dil meseleleri üzerinde önemle durdu. Dilin, bir milletin özü olduğunu savundu ve sansüre, anarşik edebiyata şiddetle çattı.

Ruhu şad olsun!   –

http://cemilmeric.net/2.html

********************************************************************************

LAMİA HANIM KİMDİR ?

 

Mecnun’a Leyla için demişler ki :

“Bu mu uğruna deli divane olup çöllere düştüğün kadın…”

“ŞŞşşşt !” demiş Kays (Mecnun), “o Leyla evet ama siz Kays değilsiniz…”
Aşk budur dostlar. Kimi platonik der kimi bilmem ne ama aşk (kelime anlamıyla da zaten) sarmaşık demektir. Koca ağaçları sarıp sarmalayan, sonra onlar devrildiği zaman başka bir ağaca tutunan…

 

Bence Lamia Çataloğlu’nun durumu “Beatrice”in durumu gibi. Dante sadece iki kere görmüştü onu. Ve la yezal bir aşk uyandırmıştı onda, hatta denir ki “İlahi Komedya” gibi bir şaheser ilham etmiş ona. Üstad Meriç’in kendisi de “Beatrice yalnız Dante için Beatrice’dir” der.Diğer insanlar için sıradan, alalade bir kadın….Üstadın içinde ki sevgi ve şafkate duyulan büyük özlem Lamia Çataloğlu’nu yarattı yani Lamia Çataloğlu sadece üstad için Lamia Çataloğlu’dur. Zaten üstada gönderdiği bir mektubunda o kadar edebi yazıyorsun ki, beni o kadar yüceltiyorsun ki hitab edilen kadın ben değilim gibime geliyor manasında bir şeyler söylüyor….

********************************************************************************

YİRMİ BEŞ YIL ÖNCE YİNE BERABERDİK
Lal Ded okyanusda yüzen bir sandal. Okyanus, aşk. Üryan, yollara düşmüş Lal Ded.

Sevgiliye:

“Gök de sensin, yerde sensin!
Hem alansın, hem verensin!
Hem çiçeksin, hem derensin!”  diyor.

Mektubunu okurken o Keşmir’li dilberi hatırladım. Kelimelerinde ezeli Nur’un en muhteşem lem’aları. Birden bir vahada buldum kendimi; bir çöl akşamı ve gök kubbede gülümseyen yıldızlar. Kelimelerin mektupdan gök’e uçtu, gök’e, yani gönlüme. Kelimelerin musiki oldu. Tevrat haklı: önce kelam vardı, kelam, yani sen.

Bütün kitaplar yavan, bütün şiirler soluk, bütün şarkılar ahenksiz. Zirvelerdesin, büyük mustariplerin, büyük ermişlerin, büyük ruhların kanat çırpdığı zirvelerde. Ve kendimden utanıyorum, ben toprağım, sen arş. Ben ten’im, sen gönül. Ben alev’im, sen ışık. “Ben sen’im” diyorsun. Saçlarımı okşamak istediğin zaman, kendi saçlarını okşa. Lal Ded’i hatırladım, gerçekde Lal Ded sensin, her asırda başka bir adla tecelli etmişsin.

Leyla bir tomurcuk, sen bir muhteşem gül. Leyla bir mısra, sen bir destansın. Leyla bir kıvılcım, sen bir şafaksın. Leyla bir tecessüs, Leyla bir masal, Leyla yaşamayan, Leyla bir yarım.

Hangi sevgili seninle boy ölçüşebilir? Lamiam benim. Sen doyulmayan,sen kanılmayan, sen rüya, sen gerçek.

Romeo’yu düşündüm ve güldüm. İmtihandan geçmeyen bir sevgi, bir saman alevi. Artık yirmi beş yıl önceye dönmek istemiyorum. Senin yanında zaman yok. Elest bezminden beri dudak dudağayız, seni kaburgamdan yarattım, hayır, gönlümden yarattım, kafamdan yarattım, belki de ben senin kaburganım. Cennette beraberdik ve ismin Havva’ydı. Yirmi beş yıl önce yine beraberdik. Ad’ın bilinmeyen’di, özlenen’di.

Yirmi beş yıl önce yine beraberdik, geceleri rüyalarımı süslüyordun, gözyaşlarımda sen vardın. Her kadında seni arıyordum.Yirmi beş yıl önce adın hasret’ti, sonra ümit oldu. Seni bulmadığım için, seni bulamadığım için gözlerim kapandı. Seni düşünerek intihar etmedim. Yirmi beş yıldan beri senin için yaşıyorum Lamiam.

Her kitabımda sen varsın. Hind’i ben yazmış olamam. Bende güzel olan ne varsa, senin ilhamın. Bende büyük olan ne varsa senin eserin. Sen günahlarınla bensin, ben faziletlerimle sen. Levislerini takdis ediyorum. Onlar olmasa insandan çok tanrıya benzerdin ve sana yaklaşamazdım. Teninle kadınsın, sesinle Tanrı. Istıraplarımı takdis ediyorum. Senin bende sevgiye layık bulacağın tek büyük taraf ıstıraplarım, ıstıraplarım yani sensizlik.

İki gündür çocuklarınla beraberim. V. çalışıyor, yarın gelecek. Hepsi iyi. Onlarla beraber olmak içime su serpiyor, dinleniyorum, öksüzlüğümü unutuyorum ve hayat geçiyor. Evet Lamiam, benimki nankörlük. Onbir gün, onbir gecede bütün hazları yaşadıktan sonra yanıp yakılmak; ama cennetten kovulan Adem’in şikayeti bu.

Arzularımı susturamıyorum. Şımarığım, yaramazım, alçağım. Sel yatağına çekilmedi henüz. Mektuplarınla yaşıyorum. Garip bir hayat bu, seninle yatıyor, seninle kalkıyorum, ama yine de mütehassırım, yine de Lamiam benim, bütünüm, kemalim, zindanımı aydınlatan ışık, gözbebeğim.

Sana yolladığı kitaplardan utanıyorum. Sen bütün kitaplardan daha derinsin, sana yazdığım mektuplardan utanıyorum, kendi kendini oku. Muhammed’e nasıl iman ettiklerini anlıyorum. Tek mucize kelam. Kelam, yani sen.

Sabahleyin uyandığım zaman ezanı dinliyorum, sonra şarkılar söylüyorum sana.

Öperek…

*******************************************************************************

(Cemil Meriç`in Lamia Hanıma Yazdığı Mektuplardan Bazı Kesitler )

 

Ben Ezeli Bir Mağlubum

“Mektuplarını üzülerek okudum. Sen ki son liman, son ümit, son dost, ilk ve son sevgilisin. Sen ki yıldızım, sen ki annem, sen ki çocuğumsun. Acılarımla hırçınlaştığına üzüldüm. Istıraplarım çok mu çirkin, çok mu çocukça? Onları senden mi gizleyeceğim? Sahneye maskeyle çıkmak! Ben aktör değilim. Sesinin tonunda minnacık bir soğuyuş hissettiğim an yokum.

Acılarımın kaynağı sensin, evet ama hayatımın kaynağı da sensin. Senin için ve seninle yaşıyorum. Sen uçuruma yuvarlanırken tutunulan dal, sen vaha, sen bütün hayal kırıklıklarımın dudaklarında ümidleştiği kadın. İki yıl önce bu akşam bir rüyaydınız, bilinmeyendiniz. Sen bütün kitaplardan daha derinsin. Sana yazdığım mektuplardan utanıyorum, kendi kendini oku. Muhammed’e nasıl iman ettiklerini anlıyorum. Tek mucize kelam. Kelam, yani sen.”

Biliyorum ki Benimsin

Ve gece bir deniz kızı gibiydi. Şarkılarla başladı yıldız yıldız; köpük köpük. Kah bir çöl rüzgarı gibi yakıcı kah bir çöl gecesi kadar serin. Hangi beste sözün musikisiyle, sözün füsunuyla boy ölçüşebilir. Kelime kanattır, kelime buse. Ve gece bir deniz kızı gibi başladı. Harikulade gözleri vardı gecenin. Ve saçları bir kucak alevdiler ve dudaklarında bütün yaraları kapayan, bütün zilletlerin hatırasını silen bir iksir. Salzburg tuzlalarına atılan kuru dallar, bir zaman sonra bir kristal hevengi olarak çıkartılırmış; artık dal kaybolurmuş, gözleri kamaşırmış insanın. Kainatta farkına vardığımız her yeni güzellik, bizi hayrete düşüren bir keşif olup çıkar. Aa, deriz, tıpkı onun sesi, tıpkı onun bakışı, tıpkı onun kahkahası. Kristalizasyon yüzünden günün birinde kendi yarattığımız bir hayale aşık olduğumuzu, hayretler içinde görürüz. Tecrübe güvensizlik yaratır. Gittikçe kristalizasyon kabiliyetimiz azalır. İkinci aşk, yozlaşmış bir aşktır. Aşkın hazları, ilham ettiği korkular ölçüsünde büyüktür. Yalnız seninim. Ve yalnız beni düşündüğün müddetçe aşkımızın ömrü ebedidir. Büyüyü ancak ihanetin bozar. Manevi ihanetin. Bir an için gözbebeklerinde raksedecek herhangi bir yabancı hayal, o zaman bu rüya bir kabusa döner ve bir uçurumun kıyısında uyanırsın.

Mektupların Büyülü Bir ayna

Kendimi bir mektupta seyrettim. Büyülü bir ayna idi bu. Bu aynada bütün paslarından arınmış ve tanrılaşmış bir Cemil Meriç vardı. Senin Cemil’in. Bu aynada ikimiz vardık. Eriyen, dağılan, kaynaşan ikimiz. Abélard ile Héloise’i hatırladım. Geçen devirlerde yaşamak, yani derinleşmek ve ömrü alabildiğine uzatmak. Başka ülkelerde yaşamak, başka insanlarla acı çekmek, başka insanlarla gülmek. Damlayken denizleşmek. Ve an’a edebiyeti sığdırmak. Kalbini bütün heyecanlara açmak. Yani sınır taşlarını devirmek, çağların ve politikaların sınır taşlarını. Bütün insanlığı aynı büyük aşk içinde birleştirmek. Sanat, en yüce sanat, bir “communion” değil midir? Sanatçının tek vazifesi vardır bence: insanları birbirine sevdirmek. İki insanı veya iki milyar insanı. Sanat bir heyecan seyyalesiyle kilometrelerin ve asırların ayırdığı kalpleri birleştiren büyüdür. Karanlıklardayım. Ve cinnetin sesi yüzümü kamçılıyor; bir baykuş kahkahası, bir kobra ıslığı… Karanlıklardayım. Zindanımı aydınlatan tek ışık cıvıltılarınızdı. Yıldızım benim. Ve uzaklardasınız. Çöldeki kumlar gibi susuzum, canım benim, çatlayan topraklar gibi susuzum. Ve mektupların nisan yağmuru. Hind’in turnaları gökkubbeden dökülen damlaları toprağa düşmeden içerlermiş. Kelimeler alnımı, ruhumu serinleten birer buse. Onları senin ellerin yazmış, güzel ellerin. Bir afyonkeş gibi akşamı bekliyorum. Postacı geç uğruyor.. Bu acılar saadetin gölgesi, bu acılar vuslatın dikenli yolu. Bu acılar araf. Sen yıldızlarla dostsun, kumsalda böceklerin vardı. İnsanlar yabancıydı senin için, benim için düşman. İkimiz de gurbetteydik. Karşılaşsak tanıyamazdık birbirimizi, bana gülümsemezdin, ben çekinirdim yanına yaklaşmağa, hisarım, gururdu.

Sizde İdeali bulamadığım Zaman

Bir uçurum gibi büyüyen sükut, hayattan, ışıktan, ümitten kopuş. Nihayet gönlüme baharı getiren sesiniz. Kırık bir tekne, karanlık bir deniz. Ufukta siz olmasanız hayat denen bu yolculuk, bu rezil, bu pespaye, bu komik sürükleniş dayanılmaz bir çile olurdu. Yeniden kendimi buldum mektubunuzda, ömrümün en kederli anları sizi kaybettiğimi sandığım anlardı: Şubat’in ilk günleri, Ankara. Gökkubbenin bütün yıldızları başımda parçalandı ve güneş kahkahalar atarak uzaklaştı ufkumdan ve gece, ıslak, yağlı, isli bir gece bütün benliğimi bir ahtapot gibi kucakladı. Kimsiniz? Otuz yıldır gördüğüm rüya. Arzın bütün mevsimleri vardı mektuplarında, göğün bütün ışıkları vardı. Şimdi yıldız yıldızdı kelimeler, simdi şimşek şimşek. Arada gök kararıyordu. Sonra vuslat gibi güzel bir fecir. Mektupların fırtınayla doluydu, meltemle doluydu, lema ile doluydu, yani Lamiamla doluydu. Kuşlar tarlada mı şakıyorlardı, içimde mi?

********************************************************************************

Dün gece yine seni düşündüm. ikinci ayrılışta gözyaşlarıyla işlenen bir mektubunu almıştım. benimle beraber gelmişti mektup. bu defa başkalarıyla sohbeti benimle olmağa tercih ettin demek. ankara’da on iki saat, iskenderun’da yirmi bir.

Bir buçuk gün, bu sükut bir ihanet değil mi? akşam yine seni düşündüm. düşünmek veya düşünmemek. bu bir parça elimde. ama unutmak ölmek değil mi? önce öldürmek. heyecanımızı, gençliğimizi, yani hayata mana veren her şeyi.

Sonra yeniden başlamak. unutmak, unutmağa çalışmak, kurumaktır. yara kabuk bağlayacak. bunun için oyalanmak, oyuncaklar aramak, çirkin şey.

Çivi çiviyi söker ama ruh çopurlaşır. boyuna hatırana eğilmek, boyuna seninle yaşamak ve senden uzakta olmak öldürüyor beni. facia şurada: ya acıdan kurtulmak, ki bu kurtuluş ikimizin ölümü bir parça, yahut acıya katlanmak.

Ne zamana kadar?

Sanki hiç buluşmamışız gibiyiz. hasret, maddi bir acı gibi içime işliyor. islak, öldürücü, yakıcı, üşütücü bir yalnızlık. ayrılalı kaç saat oldlu? asırlardan beri ayrı gibiyim. aman yarabbi. her geçen saat, yaşamak sevincinden bir parçasını alıp götürüyor. hayatımın eridiğini, azaldığını, hisseder gibiyim. seni unutmak.

Niçin?

Vahadan sonra çöl. gül bahçesinden sonra bozkır. sana susuzum. eskisinden çok fazla susuzum. sesine, saçlarına, eline. belki fizik değil bu susuzluk, belki fizik. senin dünyan var, mevsimlerin var, herşey sizin. ilk ankara ayrılışı yine böyleydim, huzur daha önceye, senin olmadığım bir tarih-öncesine dönüş. istemiyorum böyle huzuru. şuur ırmağı bulanık akıyor. durulur elbet.

Biz rüzgârların meçhul bir ülkeye, saadete sürüklediği birer gemiydik. hakketmemiştik bu saadeti. bir mucizeyi yaşıyorduk. ve yaşıyoruz. aşk, dehadan çok daha nadir. bunun için binbir ihtimal bir araya gelecek. arzda hayatın başlaması gibi bir şey.

İnsanın maymundan üremesi gibi bir şey. ben görmeyeceğim, sen yaşamamış olacaksın. ve bütün muhitimiz bakar kör olacak. ne seni farkedecekler, ne beni. ben kimseye benzemeyeceğim. sen kimseye benzeyemezsin. kaderin çok iltimaslı kullarına bahşettiği bu ilahi ziyafete, bu ruh ve ten cümbüşüne layık olmaya çalışalım. istikbal öyle sisli, o kadar dikenli ki. seninkiler daha görünmedi. ne düşünüyorlar? senin mektubu hayli canımı sıktı. gelince fikirlerimi yazarım. coşkunluğumu hoş gör. istıraptan sarhoşum. istıraptan yani hasretten. yarım saat seninle başbaşa kalmak ve sonra ölmek. şu anda istediğim bu. perestişle.

********************************************************************************

13 Aralık 1966
TESELLİLERİN EN HAZİNİ

Önce mektupların, sonra da sesin beni tekrar hayata kavuşturdu, şimdi çelik gibiyim. Pazar günü yabancıların kuşattığı bir düşman kalesi gibiydim, sensizdim.
Sevgiliyi başkalarında aramak, tesellilerin en hazini. Tatsız tartışmalarla geçen bir gece. Sis, soğuk,uykusuzluk ve hepsinden zoru seninle başbaşa kalamamak. Kabus geçdi.
Canım benim. Mezardan fırlamam için sesini duymam kafi. Ölüm, yaşamak istememek. Hastalık, ruhun isyanı.
Paris sen yokken rüyalarımın şehriydi, şimdi Paris’im sensin, bütün ışıkları, bütün cazibesi, bütün büyüsüyle Paris. Yalnız Paris mi? Teninde çöllerin alevi, teninde çöl akşamlarının serinliği. Paris bir kartpostal kadar cansız, soluk, soğuk. Yalnız sen yaşıyorsun, yalnız sende yaşıyorum. Seninle, senin için yaşıyorum, seni yaşıyorum.
Senin yanında bütün kadınlar gazete kağıdından kırpılmış gibi düz, sığ, ruhsuz ve manasız…Sen aşkın ta kendisisin canım benim, kadının ta kendisisin. Bütün kuvvetin oradan geliyor. Tabiat kadar tabiisin. Ve bir busende bütünün var, bütünün yani rüyaları, özleyişleri, çırpınışları, hummaları, şefkatleriyle bütün kadınlık.
Her zerren yaşıyor. Sen bitmeyen tek kitap, eskimeyen tek şiir.

(Cemil Meriç, Jurnal-Cilt 2, İletişim Yayınları)

********************************************************************************

Lamia Hanım’a

Yalnız seninim. Ve yalnız beni düşündüğün müddetçe aşkımızın ömrü ebedidir. Büyüyü ancak ihanetin bozar. Manevi ihanetin. Bir an için göz bebeklerinde raksedecek herhangi bir yabancı hayal, o zaman bu rüya bir kabusa döner ve bir uçurumun kıyısında uyanırsın.

Cemil Meriç | Jurnal

********************************************************************************

Cemil Meriç, aşk ve trajik

6 Aralık 2009

 

Cemil Meriç, aşk ve trajik

Bu kurşuni bulutlar ancak inancın ya da aşkın rüzgârıyla bir yana sıyrılabilir. İnanç trajediyi sükûnetiyle yok ederken; aşk, kasırgasıyla kırar çünkü. Kalbin zamanı yoktur ve cenneti bu dünyada hissettirir. Araf’taki aydın aşka bu nedenle dört elle sarılır. Cehenneme yuvarlanmamak için tutunmak ister bir kadın eline.

Fakat kime yanlasa hüsran. Belki her defasında tecrübesi aynı şiddettedir. Ama 1964′te, bu kez mektupları elimizdedir. “İnsanın dörtte üçünü görünür kılan aşk”, trajedisinden sükûnet, kaosundan kozmos, fırtınasından renk ve ahenk çıkarmasını sağlamıştır.Tamamlandığını, uçurumların üzerine yekpare köprüler kurarak şelâlelerini sınırsızca akıttığını hisseder. Fakat “Aşkın çiçekleri çabuk solar sevgilim”. Eşsiz uyum yok olmuş, durgun su dalgalanmış, büyü bozulmuştur. Dilinin acılaşması gecikmez. Kayıtsız şartsız kendisine teslim olmadığı için sevgilisine yöneltir öfke oklarını. Neticede, cennet zamanını özleyen araftaki aydın, hiçbir erkeğin hiçbir kadına yazmadığına inandığı bu mektupları “Cehennemden Mektuplar” olarak adlandırır. Değil mi ki aşk, trajediyi eğer kırmıyorsa sadece artırır. Jurnal’inin en güzel ve en acı sayfalarıdır bunlar. Öfkesinde bile öyle asildir.

İki yıl sonra. Yeni bir tecrübe. Ezeli aşk üçgeninin tamamlanması gecikmez. Trajik olanın değişmez şeması. Üçgenin tepesinde Cemil Meriç vardır. Diğer köşelerden birinde Fevziye Hanım, diğerinde Lâmia Hanım.

Fevziye’sine her şeyden önce yazılı yasalarla bağlıdır Cemil Meriç. Nikâh. Toplumun, dinin, ahlâkın bütün dayatmaları ve tabularıyla. Dahası yazılı yasaların çok daha üzerinde seyreden ve çok daha geçerli olan vicdanın yasalarıyla. Çünkü Fevziye Hanım iyi bir anne, nurlu bir Meryem’dir. Fedakâr ve anlayışlıdır. Sözlüklerin iyi hanesine kayıtlı daha yığınla sıfat onu tanımlar.Böylesi bir melek, duygularda bile olsun nasıl aldatılabilir? Soru bu; Meriç’in trajedisi budur. Fevziye Hanım, evet, “Sakin bir yaz akşamı, fırtınasız bir liman”dır ama mesele tam da budur işte. Meriç “kasırgaya susuz”dur ve üçgenin bir de diğer köşesi vardır.

Her defasında yanıldığı şey nihayet çıkmıştır karşısına. Ve bu kez biz de şahidiz ki yanılmamaktadır. Aradığı ve beklediği ne varsa şimdi hepsi Lâmia. Her şey Lâmia’ya ilgisi nispetinde aydınlanır. Onunla kelimelerin soyut dünyası dışına çıkarak düpedüz yaşar. Ben’in cenderesini aşar.

Lâmia Hanım, Meriç’i sadece sevmekle kalmaz. Bunun niçinlerini de sıralar cömertlikle.Gerçeği en istendik görüntüsüyle yansıtan bir aynadır o. Yıllarca kendi görüntüsünü aynasızlıkta ekşitmiş masum bir narsistin Lâmia’sından vazgeçmesi bu nedenle mümkün olmaz. Onunla “kadın” “bir kadın”a, “dişi” “Lâmia”ya dönüşür.Onunla dünyanın hayal perdesi üzerindeki varlığı anlam bulur Meriç’in. Gerçek aşk. Daha ne ister?

Peki ama, şimdi ne olacaktır? Trajediler çıkışsız değil miydi?

Kendisine “Cehennemim ve cennetim” diye fısıldayan araf yazgılısını, “Dante’m benim” diye avutmasını bilen Lâmia Hanım, Meriç’in her halinin farkındadır. Evli, çocuklu, görmez. Her haliyle kabul eder onu. Yokuşlara sürmeden, bir seçim yapmaya zorlamadan, bir şeyleri terk etmeye, yok saymaya, reddetmeye mecbur bırakmadan. Çünkü Lâmia bilir ki bazı seçimlerin sonu yoktur. Bazı seçimlerdense seçmemek evlâdır. Meriç’in böyle bir seçimden salimen çıkamayacağını, bölüneceğini ve böyle bir bölümden geriye de sadece sıfır kalacağını bilir. Bir bakıma trajedi-kıran kadındır Lâmia.

Bu nedenle Meriç’in Jurnal’ini Lâmia Hanım’dan önce ve sonra olmak üzere ikiye ayırabiliriz rahatlıkla. Bahtiyardır sonrasında Meriç ve Jurnal’in hasret dolu sayfalarına korkusuzca dönüp bakabilir şimdi. Atlatılmış felâkete dönüp bakmanın huzuruyla.

Bu, aslında sükûnete giden yolun da başlangıcıdır ama sükûnet aşkın en büyük düşmanı değil midir?

*Yazının tamamı: “Jurnallerde Trajik Kimlik”, Hece Cemil Meriç Özel Sayısı, Ocak 2010.

http://www.zaman.com.tr/newsDetail_getNewsById.action?newsId=923887

 

 

Reklamlar

About Ayşen Cumhur Özkaya

Ruhu Sanatçı Gönlü İnançlı Hali Hüzünlü Şefkatli Romantik Her daim Duygusal Hayalci Melankolik Karşılıksız Seven Çocuk Kalpli İlahi Aşka Aşık biri
Bu yazı AŞK HİKAYELERİ, MEKTUPLARI ** LOVE stories, letters içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

3 Responses to AŞK MEKTUPLARI – CEMİL MERİÇ’TEN LAMİA HANIMA…

  1. muhammed kurt dedi ki:

    Bu adam, düşünüpte yazamadigim şeyleri yazıyor. Bu kadar sade iyi psikolojide olan bi insan çabuk çabuk bulunmuyor yalnız .. cemil ateistmidir ?arkadaşlar bu bir iddaa değil merak konusu yanlış anlaşılmasın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s