AŞK MEKTUPLARI – Yüz Yılın Aşkları – Nazım Hikmet’ten Pİraye’ye (Piraye Altınoğlu’na)…”

*********************************************************************************

1945 yılı aralık ayının dördü ;

ilk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan, giyin, kuşan, benze bahar ağaçlarına…
hapisten mektubun içinde yolladığım karanfili tak saçlarına,
kaldır, öpülesi çizgilerle kırışık beyaz, geniş alnını,
böyle bir günde yılgın ve kederli değil,
ne münasebet,
böyle bir günde bir isyan bayrağı gibi güzel olmalı nâzım hikmetin kadını…

********************************************************************************

Nâzım’ın kalbinin kızıl saçlı bacısı

Aşkı ayakta tutan sır, vuslatsızlık mıdır?
Ferhat, Şirin’ine kavuşamadığı için mi aşkları destan olmuştur?
Romeo, Jülyet’le evlenip çoluk çocuğa karışsa, ilişkileri yine asırlarca dilden dile gezer miydi?
Yoksa Enis Batur’un dediği gibi “Aşkın sigortası mesafeler” midir?
Bu görüşte olanlar için en iyi kanıt, Nâzım – Piraye aşkıdır.

“kavuşunca dağılan” ama şiirlerde hâlâ yaşayan bu ilişkinin öyküsü :

Nâzım, “kalbinin kızıl saçlı bacısı”yla 1930 yılında tanıştı.
1950’ye kadar 10 yıldan az birlikte olabildiler. Kalanını hapiste geçirdi Nâzım…
Hapislik yıllarında, bu topraklarda hemen her aşka düşenin birbirine yazıp yolladığı güzelim şiirler ve mektuplar yazdı; tablolar, sandıklar, kutular, kolyeler yaptı karısı için…
24 yaşındaki Piraye ise bir yanda ilk evliliğinden olan iki çocuğuna bakıyor, bir yandan hapisteki eşine kitap, elbise, moral taşıyordu.

40 yumurta
Şairin hayatında Piraye’nin yerini anlamak için onun A. Kadir’e söylediklerine kulak vermek yeter: “Çekmediği kalmadı benim yüzümden kadıncağızın… Ama ne sağlam kadındır bir bilsen… Hapiste 40 kişiysek bana bir yumurta yedirebilmek için etraftan bulup buluşturur 40 yumurta getirir hapishaneye. Çünkü bilir onlardan ayrı yiyemeyeceğimi… Tembelleştim mi, ‘Hadi bakalım yeter bu kadar tembellik’ der, kapatır beni odaya… Böyle yazdım Şeyh Bedrettin Destanı’nı…”

Piraye’nin oğlu Memet Fuat, hayatının son döneminde yazdığı “Nâzım Hikmet” biyografisinde o zor yılları birbirinden ilginç ayrıntılarla anlatır. (Adam, 2000).
Nâzım’ın, dayısı Ali Fuat Cebesoy’un çabalarıyla Bursa hapishanesine nakledildiğini, burada daha rahat çalışma imkânı verildiğini, arada iki saatliğine banyo iznine çıkıp Çekirge’de bir otel odasında Piraye ile hasret giderebildiğini anlatır. Lakin utangaçtır Piraye… Yalnız başına oraya gelip kocası da olsa iki saatliğine bir adamla otele kapanmaya çekinir. Hele bir gardiyanın “Gelin bizim evde buluşun” davetine Nâzım’ın sıcak bakmasıyla deliye döner:
“Komünistler için neler dediklerini biliyorsun. Bunu nasıl kabul ederiz” diye çıkışır kocasına…

O buluşmalarda çekilmiş fotoğraflar, o fotoğraflara bakılarak yapılmış tablolar, o buluşmaların ardından yazılmış hasret dolu mektuplar ve aşk yüklü şiirler bugün Piraye’nin (müzeleştirilmek için destek beklenen) evinde saklanıyor.

Neler hissetmişti?

Memet Fuat mektupların çoğunu sağlığında yayımladı.
Nâzım’ın mektupları iki cilt tutmuştu. Ancak Piraye’nin cevap mektupları yayımlanmadı. O, bu ilişkiyi nasıl yaşamıştı? Neden eşinin istediği gibi, peşinden gidip hapishane çevresinde bir eve yerleşmemişti? Nâzım bir gün başka bir sevdaya düşüp çekip gidiverdiğinde neler hissetmişti?

Memet Fuat’ın oğlu Kenan Bengü ve eşi Yeşim sayesinde, bir dosya içinde gün ışığına çıkacağı günü bekleyen o sevda mektuplarına ve ikilinin özel albümünden fotoğraflara ulaştık.

“Görülmüştür” diye damgalanacağı için mahcubiyetle yazılmış o mektuplarda, en güzel aşk şiirlerine ilham olmuş bir kadının sevdası ve çilesi okunuyordu.

Adı, Nâzım’ın saatinin kayışında yazan kadın: PİRAYE

İşte o saat…!
Ankara cezaevinde kol saatinin içini boşaltmış ve oraya karısıyla çocuklarının bir fotoğrafını koymuştu Nâzım… “Artık her zaman gözümün önündeler” diyordu. Saatin kayışına ise tırnağıyla Piraye yazmıştı. Yıllardır Piraye’nin evinde saklanan o saat, Nâzım’ın çok bilinen bir şiirine konu oldu:
“Senin adını/ kol saatimin kayışına tırnağımla kazıdım.
Malum ya, bulunduğum yerde
ne sapı sedefli bir çakı var,
(bizlere âlâtlı katıa verilmez),
ne de başı bulutlarda bir çınar.
Belki avluda bir ağaç bulunur ama
gökyüzünü başımın üstünde görmek/ bana yasak…”

 

Nâzım – Piraye aşkı 1930’da başladı. 13 yıl mahpuslara kapatıldı. Bir kadına yazılabilecek en güzel mektupları, şiirleri yazdı hapisteyken Nâzım. Piraye evlatlarıyla kömürsüz kışlar geçirdi onu beklerken.

Piraye sadakatin şiarı, Nâzım tutkunun şairi oldu bu aşkta..

“O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruli hanımeli açan bir ev…”

Nâzım Hikmet’in Piraye’ye hapishaneden ilk mektubu :

“1 Haziran , 1933
Hatçem,
Sağ salim Bursa’ya ulaştık. Rahatımız iyicedir. Mahkemenin ne zaman başlayacağı daha belli değil. Bu da tabii… Çünkü buraya geleli daha 24 saat bile olmadı.
Aramıza dağlar denizler girdikten sonra hasret ve göreceklik bir kat değil, kat kat arttı. Tez kavuşsak derim. Sen de öyle dersin, bilirim. Ama bakalım hadisat ne der?
Hapishane penceresinden, yığın yığın yeşillikler arkasından Bursa’nın beyazlıkları ve Keşiş’in dumanlara karışan etekleri görünüyor. Ben seni düşünüyorum. Senin çocukluğun bu yeşillikler arasında, bu kocaman, karlı dağın yamacında geçmiş. Ne tuhaf şey değil mi? senin en güzel günlerinin geçtiği bu gök altında benim şimdi, bir türlü bitmek tükenmek bilmeyen saatlarım uzayıp gidiyor… Her ne hal ise, geç şimdi bunları…
Hiç olmazsa haftada bir bana mektup göndermeyi unutma! İhmal etme! Kavuşalım derim, kavuşalım tezden…
Nazım Hikmet”

Piraye’nin Nâzım’a yanıtı :

“Nazımcığım,. 
Kuzum şekerim, metin ol, hepsi geçer. Ben metin olmaya çalışıyorum. Sen gittiğinden beri ekseri zamanım yatakta geçiyor. Hiç olmazsa temyizi uzatmasalar. Sen artık ümidini kesmişsindir, bilirim. Metin ol. Hiç ümidini kesme. Elbette bir insaflı insan bulunur, belki kavuşuruz. Ne diyeyim, bilemiyorum. Ben üzülmemeye çalışıyorum, sen de öyle yap. Bakalım başımıza daha neler gelecek! Metin olalım. Herkesi kendimize güldürmeyelim. Dostumuz kadar düşmanımız da var. bir şey yapmış olsaydın, bu kadar üzülmezdim. Bir hiç için, bir şey yapmadan yatıyorsun. Kabahatsizsin. Ama kime anlatırsın. İsmin çıkmış bir kere. Ellerinden öperim.”

Reklamlar

About Ayşen Cumhur Özkaya

Ruhu Sanatçı Gönlü İnançlı Hali Hüzünlü Şefkatli Romantik Her daim Duygusal Hayalci Melankolik Karşılıksız Seven Çocuk Kalpli İlahi Aşka Aşık biri
Bu yazı AŞK HİKAYELERİ, MEKTUPLARI ** LOVE stories, letters içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s