ZAMAN DURSA !

Aşağıda yazdığım yazı, Koşuyolu Yaratıcı Yazarlık Grubumuz için “yaz dönemi ödevi” olarak yazmamız istenilen öykülerden birini içermektedir…

Konu :  Keşke dediğimiz, pişman olduğumuz bir ya da birkaç konu üzerine öykü yazacağız.

*********************************************************************************************************************************************************

“-Geldi, gelecek, off  ne zaman gelecek”  diye hayıflandığımız, geldiğinde de “-aman,  bu ne ya! Hiç çekilir gibi değil”  diye söylendiğimiz  yaz mevsimi gene hiç beklemediğimiz bir anda gelip  bizleri avucunun içine alıverdi bir anda.

Gelene kadar ona olan özlemimi  her an seslendirdiğim bendeniz de, geldi mi şikayetçi olanların tarafına geçiverirdim olanca yüzsüzlüğümle… Neydi canım bu maymun iştahlılığım! Ayıp oluyordu doğrusu Yaratana…

Seviyordum yazı, onunla birlikte gelen denizi, kumu, güneşi, rüzgarı, mehtabı, yakamozları, hatta aşkı, bundan kimsenin kuşkusu yoktu yok olmasına da  artık nedense eskisi kadar coşkulu hissetmiyordum kendimi…Yaşlandıkça insan kanıksıyor mu desem! Yok değil, öleceğimi bilsem ille de yaz, deniz diye tuttururum ben, beni bilen bilir bilmesine de bu başka bir şey….Bir şeyler eksilmiş benden, heyecan mı desem  değil,   ne olduğu da belli değil…Belki de hayata olan ilgimi kaybetmişimdir, yok o da değil…Ne peki?…

Sabahın köründen, yok köründen demeyelim, sabahları zor kalkardım zira, hadi öğlenden sonra diyelim,  öğleden sonradan akşamın geç ama bayağı geç saatlerine kadar kumsala çöreklenen, denizle bütünleşen bendenizi artık cezbetmiyordu bu yaşam…Kaybolan neydi? Amigdalamı mı kaybetmiştim yoksa! Kıkır kıkır gülümserken kendi kendime, bir yandan da “neden olmasın” diye söyleniyordum içten içe de…

Hugh Jackman’ın oynadığı “Someone like you” filminde  (hani eski inek teorisi diye hatırlayabileceğiniz film) bahsi geçmişti amigdala’nın … Marisa Tomei, erkek arkadaşından ayrıldıktan sonra  onu unutamayıp, onun hatıralarından kurtulmak, ne yöne baksa onu görüp hissediyor olmanın getirdiği acı hissi ve ağlama krizlerinden kurtulmak için, doktora gidip “-Doktor bey, amigdalamı aldırmak istiyorum” diyordu filmde…Ah amigdala ah, kokunun, hissin, hissiyatın, duyguların merkezi, her şeyi hatırlamamamızın başlıca sorumlusu….Amigdalamı kaybetmiştim galiba ben de….

Hatırlıyorum da gençken! Şu hale bak artık “gençken” lafını gayet  de rahat kullanabiliyorum, ne kadar da kanıksamışım meğer yaşlanmayı… Ama bütün bunların sorumlusu amigdalam, biliyorum artık…

Oysa herşey aynıydı, aynı günler, aynı insanlar, elbette değişen hayatlar ve ayrılanlar, yeni katılanlarla devinim içinde bir hayat, farklı gibi gözüken, ama genelde aynı, sıcaklık belki biraz fazla küresel ısınmadan farklı ama gerisi hep aynıydı. Peki farklı olan neydi! Farklı olan bendim işte! Kaybetmiştim bir şeyleri  geçen bu arada! Belki amigdalamı, belki heyecanımı, belki  hayata olan umudumu,  belki aşka olan inancımı, belki de aşkımı,  bu belkiler çoğaldıkça çoğalabilirdi elbette…

Keşke…demek istemiyorum ama gene de buraya uyan kelime maalesef ki “keşke!”

Yaz mevsiminden başladık ya, ömrümüzü dört mevsim olarak  düşünürsek ve de keşke’yi  bir mevsimle eşleştirsek “keşke”  “güz” mevsimine denk gelir bana göre… Ne vazgeçmek için erken, ne düzeltebilmek için geç…Arada derede bir yerde işte…

Keşke : hayatımızda kayıpların  sözcüsü,  kaçırılan fırsatların, boşa harcanmış hayatların, bastırılmış duyguların, yaşanamamış aşkların,  boşuna yaşanmış ya da yaşanamamış yılların, açıklanamamış cümlelerin, gecikmiş itirafların ağıtıdır…

Keşke : hayata karşı duyduğumuz mağlubiyet hissinin  boş ümididir…

Keşke benim de hayatımda keşke olmasaydı diyeceğim bir kelime…

Keşke, keşke demeseydim derdim belki de en önce…

Keşke demeyecek kadar keşke akıllı olabilseydim, keşke bu zamandaki aklımla o zaman yaşayabilseydim. (Her ne kadar kolaycılığa kaçmak olsa da bu durum, gene de hepimizin de aynı şeyi dileceğini düşünüyorum içimden, bilmem yanılıyor muyum!)

Keşke gençliğimin değerini bilebilseydim! (Gençliğimin değerini bilebilseydim keşke ama bu da kaderdendir  diyerek avuttum kendimi hep, yenilmedim keşkenin acımasızlığına…)

Keşke bu kadar ciddi olmasaydım, hayatı ciddiye almasaydım o kadar! (Çok ciddiye aldım hayatı belki de ama bu belki de karakterimdendi, kimse kimseye zorla bir şey yaptıramaz ki!)

Keşke zamanında itiraz edebilmeyi, karşı çıkmayı, hakkımı savunabilmeyi  becerebilseydim!… (Hakkımı savunmaya gelince, bir şekilde becerdim gene de, geçmişe mazi derler, üzülmeye değmez geçmişe diye üzmem kendimi yine de, düşmem tuzaklarına  keşkenin)

Keşke kimseyi üzmemek için kendimden ve geleceğimden vazgeçmeseydim!… (Bugün olsa gene aynı şeyi yapardım herhalde, o yüzden arada sırada söylensem de, kızsam da kendime aynı şeyleri yapacak olmanın ironisi her zaman gülümsetir beni…)

Keşke yaşayabileceklerimin yerine yaşayabildiklerimden mutlu olabilseydim!… (Belki keşke diyebileceğim söz budur, aslında ayıp oluyor biraz da bana ve yaşadıklarıma, ne yaşayabileceğimi bilemezken, mefhumken onlar, yaşamayı becerdiklerim çoğu kişinin hayatında  yaşadıklarından kat be kat fazla oysa…)

Keşke onu ilk görür görmez aşık olmasaydım!… (Dedim demesine de der demez geri aldım sözümü, ilk görüşte aşk her insana nasip olmaz ki, hem de karşılıklıysa…Nasıl keşke diyebilirim ki!)

Kızarmasaydı yüzüm onu her gördüğümde, her bana gülümsediğinde…Kalbim  deli gibi çarpmasaydı her sohbetimizde, nefes alamaz gibi olmasaydım keşke…(Onu her gördüğümde kalbimin ağzımın içinde çarpmasını ise ölene kadar seveceğim, o keşkelerimden olamaz  zaten…İşte bu gerçek bir keşke…)

Keşke geceleyin deniz kenarında otururken yıldız kaydığında “ne tuttun?” diye sorduğunda “seni” diye cevaplayabilseydim!   (Keşke “seni diledim” diyebilseydim diyorum da şimdi, o günlerde olsam gene aynı utangaçlıkla cevap veremezdim merak etmeyin, “-söylersem gerçekleşmez ki” deyip geçiştirmiştim o anı… Her türlü yardım geliyordu kainattan birleştirmek için bizi ama elini iyi oynayamamıştı bu gariban ne yapsın, o halde ne yapsın keşkeler!

Keşke bana olan ilgisini, sevgisini görüp de anlamıyor gibi davranmasaydım, yüzümdeki maskeyi, kalbimdeki perdeyi söküp atabilseydim, açabilseydim kalbimi, anlatabilseydim onu nasıl da sevdiğimi!.. (Ama yapabileceğim bir şey yoktu elimde, kader işte, öyle gerekiyordu…)

Keşke bizi ayırmak için yapılan oyunlara kanmasam, ondan vazgeçmiş gibi yapmasaydım!… (Keşke çok deneyimsiz olmasaydım, bu doğru cümle oldu galiba, tecrübesiz, deneyimsiz, prensip sahibi, karakter sahibi biri kandırılmaya en müsait olan biridir aynı zamanda. Kandım da…)

Keşke Bir öğleden sonra “gitmek zorundayım” dediğinde “gitme, kal” diyebilseydim!  Keşke “gitme, seni seviyorum, gitme ya da beni  de al git” diyebilseydim…(Ama demedim, diyemedim, içimden çığlık çığlığa bağırıp gözyaşlarımı içime akıtsam da dışımda buzdan bir maske, küçük seslerle itiraz edebilmiştim sadece….Israr etmiştim etmesine ama sahiplenememiştim onu istediğince, beklediğince, yeterince…. İşte en acı keşkem belki de budur galiba….)

Başka keşkelerim olmadı hayatta kendimle ilgili, olsa da çok derin izler bırakmadı onlar benim hayatımda… Konuşmam gereken yerde susmuşsam, koşacağım zaman durmuş, sarılacağım yerde uzak durmuşsam, yaşayabileceklerimi yaşamaktan vazgeçmişsem,  hep vardır bir bildiğim hesabı takılmışsam hayata, keşke’lerimle dostça yaşayabiliyorum demektir. Mağlubiyetin simgesidir “keşke” ve  benim “keşke”lerim mağlubiyet taşımaz içinde…dönüşmüştür “iyi ki”lere…

Keşke  “yenilgi”yi temsil eder genelde, kasvetli bir pişmanlıktır, bir iç çekiştir geçip giden her şeye…

Keşke hüznü getirir beraberinde, parçalanmış oyuncaklar ve harcanmış bir çocukluk, kırık bir aşk hikayesinin  kırılmış hayalleri…Söylenememiş itirafların baş tacıdır keşke

Çarpılıp da çıkılan bir kapının arkasında sessizce ağlarken,  “evet, kabul ediyorum” sözünü duymamak için geç kalırken nikaha, nikah memurunun birkaç kez sorduktan sonra zorla “evet” deyişini öğrenmenin göz yaşılı sevincinde saklıdır keşke

“Sana sürpriz yapabilirim” diyen sevgiliye, “sürpriz sevmem” demenin yarattığı şaşkınlıktadır keşke, “ya gelir de bulamazsan!” korkusu içinde cevaplanmış sözlerin yarattığı şaşkınlık içindeki sevinci görmektir keşke

Ne derler korkusundan harcanıp giden yıllardadır keşke

Keşke şimdi burada olsa dediğiniz anda karşınızda görüverince onu, duyduğunuz inanılmaz şaşkınlıktadır keşke

Ömrünüzü adadığınız kişinin sizi yeterince anlayamadığını  fark etmenin sancısındadır keşke

Özlenilen kollarda bir kez olsun kucaklanamamanın özlemindedir keşke

Keşke insanın kendine mağlubiyetidir aslında…

Bir de “neyse” vardır mağlupların sözlüğünde, “keşke” yerine geçen….

Keşke yapabilseydim ama olmadı işte neyse, aslında kastettiğim o değildi ama neyse, aslında gerçekten de onu kastetmişizdir ama artık üzerinde konuşmak için geç kaldığımıza inanıyoruzdur, kapatalım şu konuyu, çok uzadı demektir neyse. Suskunlukların arasındaki süre uzayınca konuşmayı bitirmenin bir yoludur neyse, aslında konuşacak çok şey vardır, çok şey anlatmak istersiniz, öfkenizi, nefretinizi kusmak ya da sevginizi sunmak istersiniz ama neyse der susarsınız, karşı tarafta susar, beklersiniz konuşsun diye, beklediğiniz cevap gelmez, ses gelmez, sıkıntı basar her yana isilik gibi, elimde değil ben artık senle yapamıyorum diyememenin bir yoludur da neyse, o yüzden neyse denip susulur…

Neyse acıtır…

Onun için ben “iyi ki” lafını ekliyorum  “keşke” nin ardından, yerine koymadan…Çünkü “keşke” diyemeseydik “iyi ki” lafını da ediyor olamazdık…

Keşke yapmasaydım ama iyi ki yapmışım, yapmasaydım bugünkü ben olamazdım, bugünkü benden hoşnut mu değilim, keşke olmasaydım ama olmuşum bir kere ve dönüş yok geriye…İyi ki bunları yaşamışım çünkü yaşadıklarımdır beni ben yapan…Şu anki aklım ve deneyimlerim o zaman olsaydı yolum değişik olurdu belki de olmasına da o zaman da “keşke” diyebileceğim hataları gene yapardım emin olun ki….Çünkü hayat deneye deneye öğrenilen bir şeydir, deneye deneye, hata yapa yapa bulursun yolunu…

Ama insanoğlu, tatmin olmuyor işte yaşadıklarıyla!…Hep bir şeylerin peşinde, hep daha bir fazla isteklerde…Hep bir tatminsizlik, hep bir yaşanmamışlık!…Hep bir arayış içinde yiyip bitiriyor kendini…Bana baksanıza, beni  bu yaz sıcağında felsefik konuşmalara iten şey de neydi! Keşkeler mi!  Nerden nereye geldik baksanıza… Amigdala’dan çıktık, keşke’lere daldık…Bir türlü o günlere varamadık…Keşke’ler iyi ki’lere dönüşse de zaman içinde, insanoğlu, tatminsiz varlık, işte gene de arıyor işte en güzel, en mutlu olduğu o anları…Benimkisi de o hesap işte…

Amigdala, mamigdala, koku moku falan bahane aslında, zamanın içinde gençlik elden gidince, hayat ilerleyince, yaşam yeknesaklaştıkça, etrafındakiler uzaklaştıkça yani yaşlandıkça, yalnız kaldıkça çocuklaşıyor insan, gençliğini geri istiyor, o heyecanları, o aşkları, o duygulanmaları, eğrelti otları gibi ordan oraya sürüklenmek yerine kuş olup uçabilmeyi, balık olup yüzebilmeyi, genç olup coşkuyla kahkahalar atıp koşabilmeyi, aşık olabilmeyi, sevmeyi….Yeniden yeşermek, tazelenmek istiyor oysa ki vakit hazan vaktidir şimdi, yani keşke’nin vakti…

Keşke’nin vakti dedim de :  “-Keşke, zaman dursa da  insanoğlu hep o yaşamak istediği anın içine yaşasa, keşke” ama yok böyle bir lüksümüz, hangi mevsimde olursak olalım “keşke” vaktinde olmayalım, burada bir kendimize gelelim, silkinelim a dostlar…

Ve son sözümüzü söyleyelim herkese : 

“-Keşke’lerle, iyi ki’lerle, neyse’lerle vakit geçireceğimize, gerçekçi olup, imkansızı isteyelim…

Ve Unutmayalım:  ölümün eşiğinde bile, hayata başlamak için geç kalmış sayılmayız…

Kalbimizden sevgiyi, yüzümüzden gülümseyi eksik etmeyelim, açalım kalbimizi ve karışalım yaşamın içine….”

 

AYŞEN CUMHUR ÖZKAYA

Reklamlar

About Ayşen Cumhur Özkaya

Ruhu Sanatçı Gönlü İnançlı Hali Hüzünlü Şefkatli Romantik Her daim Duygusal Hayalci Melankolik Karşılıksız Seven Çocuk Kalpli İlahi Aşka Aşık biri
Galeri | Bu yazı EDEBİYAT - YAZILARIM, ŞİİRLERİM ** My Writings, Poems içinde yayınlandı ve , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s