Usta’dan Usta’ya yol gider…

2012 : 2013 döneminde Nükhet Hocamızın verdiği Haftalık ödevlerden biri daha :

Konu :  Kuyumcu ‘dan sahte mücevher çalınması.

Olay   :  Soygun anının soyguncu ve tezgahtar gözüyle ayrı ayrı anlatılması.

{3.tekil tarafsız objektif bakış açısıyla}

******************************************************************************

USTA’DAN USTA’YA YOL GİDER…

 

TEZGAHTAR :

Küçücük bir çocuktu, babası Mahir ustanın yanına getirdiğinde…Maddi durumları iyi değildi, okutamamışlardı onu…Oysa ki ne çok istemişti okumak. Ama hayat şartları işte, onun da payına çalışmak düşmüştü.  Zamanla kanıksamıştı durumunu.

“-Al usta, eti senin, kemiği benim” diyerek teslim etmişti babası ustaya. çekinmişti ustasından başlarda. Mahir usta ona pek bi azametli gelmişti korkmuş, ürkmüştü, sıcacık yuvasından koparılmış, hiç tanımadığı bir yere bırakılıvermişti. Kendini yuvasız kuşlar gibi hissetmişti ilk gün, evinden, annesinden ayrılmak, bu kasvetli yerde ihtiyar bir adamla yaşamak zorunda ona çok zor gelmişti.

Çok sonraları öğrenmişti,  onun azametinin o sert görünüşünden, heybetli sesinden,  hep asık duran yüzünden değil tanıdıkça ne kadar iyi kalpli ve iyi niyetli olduğunu öğrendiğiniz, sevgi dolu sıcacık kalbinden dışarı yansıyan ve saygı duyulması gerektiğini hissettiren duruşundan kaynaklandığı… Herkese evet canlı cansız herkese ve her şeye saygı ve sevgi doluydu ustası ve onun yanında hayata adım atıyor olması Kemal için büyük bir şanstı. “-İnsanları seveceksin, onlara inanacaksın evladım” derdi hep. “-Ama usta…” diye başladığı her sözü “-önce güven, inan, bir şans ver onlara, içindeki sese güven” derdi hep.. Oysa ki yaptıkları iş hiç de insanlara güvenilecek bir iş değildi doğrusu.

Kapalıçarşı’da kendi halinde bir kuyumcuydu ustası. Küçücük, daracık bir dükkandı çalıştığı yer. Tezgahın arkasında ancak ustasına kadar yer vardı, Kemal kenardı, küçük bir taburenin üzerinde oturuyordu bütün gün. Camekanda üç-beş kıytırık kolye, küpe, daha çok altından kolye uçları, maaşallahlar…Camekanın tek cazip yeri orta sıradaydı. Oraya kendi gibi azametli bir gerdanlık takım koymuştu ustası. Zümrüt gerdanlık ve iki sallantılı küpe. Öylesine güzel bir yeşili vardı ki ona bakmaktan gözlerini alamazdı. Dükkanın gururuydu bu set. Ustası onu kimselere satmazdı, satamazdı ne hikmetse. O da ustasına takılırdı arada bir “-Allah korusun ama ya bir gün bir hırsız gelse, soygun yapmaya kalksa?” Ustası  gülerek “ önce eşeğini sağlam kazığa bağlayacaksın, sonra Allah Kerim diyeceksin” derdi hep, ne demekse!

“İnsanın korktuğu şey başına gelirmiş” derler ya derken bir gün dükkandan içeriye gençten, garip görünümlü biri girdi. Garipliği kıyafetinden çok davranışlarından kaynaklanıyordu. Sendeleyerek kapıyı açmış ve soluk soluğa girmişti içeri. “-Buyrun, ne istemiştiniz, yardımcı olayım” sözlerine cevap alamamış, ustasının işe başladığında kendisine ilk öğrettiği “müşteri velinimetinizdir”  sözü uyarınca hemen müşterisiyle ilgilendi, onu bir koltuğa oturtup rahat ettirmeye çalıştı. Hemen  bir bardak su tutuşturdu eline. Onun bu yakınlığı genci daha bi rahatsız etmişti sanki. Yüzü solmuştu. Çocuk oturduğu yerde rahatsızca kıpırdandı. Kemalse “-keşke ustam burada olsaydı” diye düşünüyordu, ne yapacağını şaşırmıştı, o bilirdi nasıl davranacağını ama her zamanki gibi camiye gitmişti işte. “Akşam namazını kaçırmamak gerek, önemlidir” derdi hep. Ustası aklına geldi, yüzüne mutlu bir tebessüm yerleşti, ne iyi bir insandı şu ustam diye içinden geçirdi. Başkası olsa dükkanını kimseye emanet etmezdi. Oysa o daha en baştan ona güvenmiş ve anahtarı ona teslim etmişti. “-Güvenmezsen yaşayamazsın” demişti ustası, o da ustasını utandırmamak için çok dikkatli olmaya gayret ediyordu ama böyle bir durumla hiç karşılaşmamıştı, ne yapacağını bilemiyordu, “hay Allah! Ne yapsam acaba”  diye eseflenirken çocuk birden doğruldu, elindeki çay bardağını yüzüne doğru fırlatıverdi. Ne olduğunu şaşıran Kemal sendelerken, mücevherlerin durduğu camekana hamle yapan çocuk, ustasının gözdesi, o çok değerli zümrüt takımı aldığı gibi dükkanın kapısı açıp koşmaya başladı. Bir yandan da “-üzgünüm, affet” diye bağırıyordu.  Kemal ne olduğunu şaşırmış arkasından bakarken, bir  yandan da ustasına nasıl hesap vereceğini düşünüyordu. Zümrüt kolye kimbilir kaç paraydı, nasıl öderdi ki onu! Ömrü boyunca çalışsa yetmezdi herhalde! Karalar bağladı.

 

SOYGUNCU  :

Küçücük bir çocuktu, babasını kaybedeli. Fakir bir ailenin biricik oğluydu. Memlekette toprakları olmadığından birlikte İstanbul’a göçmüşlerdi. Hayattaki en büyük isteği okumaktı ama o da ne yazık ki çalışmak zorundaydı işte. Derken babası çalıştığı inşaatta düşerek ölmüştü. Kimseyi tanımadıkları  elin memleketinde, küçücük bir gecekonduda anasıyla yaşam savaşı veriyorlardı. Cılız herifin tekiydi. Tabiri doğruysa kadidi çıkmıştı. Annesi onu “-a benim garip kavruk oğlum, Mehmedim” diye severdi. Kıyamazdı oğluna, dışarılarda su satıp para kazanmasına ama başka çareleri yoktu. “olsun” derdi annesi “çalıp çırpma da oğlum, ne yaparsan yap!” Babası da aynı nasihatı söylerdi hep “doğru adam ol, az kazan ama doğru kazan” derdi demesine de sokaktan kazandığı para da hiç bir şeye yetmiyordu ki!

Derken bir gün hallerine acıyan, babasının arkadaşlarından biri insafa geldi de, babasının çalıştığı inşaatta işe soktu oğlanı. Artık sabahın köründe yürüyerek işe gidiyor, gecenin bir köründe de dönüyordu, soğukta incecik kıyafetleriyle kazma sallıyor, çuval taşıyor, ustasının hakaretlerine sessizce katlanıyordu.“-Sözünden çıkmayacaksın, bundan sonra o ne derse o!” diyerek teslim ettikleri usta  iri kıyım, kaba saba, küfrün bini bin para, eli de pek ağırdı. Korkudan verilen her işi çabucacık yapar olmuştu ama ustası hiçbir şeyi beğenmiyordu, her daim küfürlü ağzı ve gürlemesiyle onu korkutur, en ufak bir aksaklıkta yapıştırdığı tokatıyla canını bezdirir olmuştu. “-Kimseye güvenmeyeceksin” “-kendi işini kendin halledeceksin” Kafası karışmıştı, memleketindeki insanların en büyük özelliğiydi oysa güvenmek, sevmek…Ailesinden de öyle görmüştü ama ustası, kafasını karıştırıyordu doğrusu.

Derken bir gün annesinin hastalığı iyice arttı, ameliyat olması gerekliydi ama ne elde vardı, ne de avuçta. Ustasına danıştı, aldığı cevap tam da ondan beklendiği gibiydi. “-Bana mı güvendiniz!” Ne yapacağını bilemiyordu, bir yanda çaresiz annesi, bir yanda parasızlık, bir yanda kimsesizlik. Oraya başvurdu, buraya rica etti, olmadı. Yok…yok…Annesi gözlerinin önünde eriyordu. Bir çare bulmalıydı. Derken aklına her gün önünden geçtiği kuyumcu dükkanı geldi. Vitrinine annesinin gözlerine benzettiği çok güzel bir kolye takım vardı, yemyeşil pırıltılar saçarak “al beni” der gibi ışıldıyordu kendisine…Anneme ne kadar da yakışır, keşke alabilsem diye çok iç geçirdiği olmuştu ona bakarken. Çok pahalı olduğu belliydi, vitrinin en göz alıcı yerine konmuş, ışıklandırılmıştı. Onu alsa, satsa, nasıl satacaksa, kimseyi tanımıyordu ki burada, ama illa ki satılırdı, yaşadığı yer öyle bir yerdi ki, her şey mümkündü, illa ki alan olurdu, olurdu da hırsızlık yapabilecek miydi acaba! Bu iç boğucu sorularla birkaç gün cebelleşip durdu. Bir yanda anne ve babasının sözleri, doğru adam olması için söyledikleri, bir yanda parasızlık, çaresizlik, annesi…Kararını vermişti vermesine de nasıl yapacaktı! Hadi yaptım diyelim, ya vicdan azabı! Onunla nasıl başa çıkacaktı! Onu daha sonra düşünürüm dedi kendi kendine. Kararını vermişti, ne olursa olsun yapacaktı.

Plan falan yapmadı, dükkanda sadece tezgahtar çocuğun olduğunu biliyordu artık. Her gün gele gide öğrenmişti dükkanda kimlerin durduğunu. Bir akşamüzeri gözünü kararttı, daldı içeri. Heyecandan içeri düşer gibi girmiş, soluk soluğa kalmıştı. Kalbi sanki ağzındaymış gibi atıyordu, küt küt küt…Bi sakinleşebilseydi…Çocuk da pek bi iyi kalpliydi doğrusu. Korkuyla karışık bir utanç duygusu sarmıştı bütün bedenini. Yapacağı hırsızlık onu utandırıyordu utandırmasına da başka çaresi yoktu ki! “ama her çaresiz olan hırsızlık yapsa!” dedi içinden vicdanı…Kulak tıkadı vicdanının sesine, önceliği annesiydi, annesi bir iyi olsun. Sonra gidip teslim olurdu. Tir tir titriyordu elinde olmadan. Kalbinin gürültüsü dışarıdan duyulacak diye öylesine korktu ki elindeki bir bardak suyu tezgahtar çocuğun suratına fırlayıp vitrine doğru atıldı ve o her akşam beğeni ile bakarak iç geçirdiği zümrüt kolye takımı aldığı gibi fırlayıp dükkandan dışarıya deli gibi koştu. Bir yandan da “affedin beni” diye haykırıyordu.

 

 

Az biraz uzaklaşmıştı ki heyula gibi bir adama tosladı. Elindekiler yere saçıldı, korkudan ne yapacağını şasırdı, başını utançla kaldırdı ki kuyumcu amca! Gözyaşları farkında olmadan akmaya başladı.

“Korkma oğlum, korkma, dur biraz sakin ol” Yumuşacık, güven verici ses tonuyla Mahir usta, çocuğu sakinleştirdikten sonra alıp onu dükkanına getirdi. Uzun bir müddet ağlamasının dinmesini bekleyip sonra da af dilemesini dinledikten sonra Mahir usta, ustalığını gösterdi gene. Affetti çocuğu. Meseleyi anlamıştı. Çaresizliğin insanlara yanlış şeyler yaptırabileceğini ama mühim olanın yanlışı anlamak ve düzeltmek olduğunu anlattı çocuklara. Sonra oğlanı da işe aldı yanında.

Çocuk şaşırmıştı, “- Nasıl güvenebileceksiniz bana?” dedi ustasına çekinerek. “- Önce güven oğlum, önce güven, sonra da son bi şans daha, ananı babanı onurlandır burada çalışarak, hakkıyla kazan, gerisi gelir” dedi bilgece.

Çırağı daha bi meraklıydı, “ – Peki usta, ya kaçsaydı, bulunamasaydı kolye!” deyince gevrek gevrek güldü ustası çocuğa.

“- İnsanlara güveneceksin güvenmesine de gene de önce  eşeğini sağlam kazığa bağlayacaksın, sonra Allah Kerim diyeceksin” dememiş miydim! ben sana!”

“- Dedin ustam”

“- Zümrüt kolye zaten sahteydi oğlum, aşağıdaki değerli ama göz alıcı olmayanları kamufle etmek için konmuştu oraya”

AYŞEN CUMHUR ÖZKAYA

                                                  21.11.2012

 

 

About Ayşen Cumhur Özkaya

Ruhu Sanatçı Gönlü İnançlı Hali Hüzünlü Şefkatli Romantik Her daim Duygusal Hayalci Melankolik Karşılıksız Seven Çocuk Kalpli İlahi Aşka Aşık biri
Bu yazı EDEBİYAT - YAZILARIM, ŞİİRLERİM ** My Writings, Poems içinde yayınlandı ve , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s