14 Şubat Dünya Öykü Günü – Öyküseverlere : Zeynep * 30 * Sırlar

14 Şubat Dünya Öykü Günü – Öyküseverlere :

 Zeynep * 30 * Sırlar

Aşağıdaki  metin 14 Şubat Dünya Öykü Günü nedeniyle “Nükhet Eren Yaratıcı Yazarlık Atölyesi” katılımcılarından biri olarak sizinle paylaşmayı arzu ettiğim yazıdır. Bu yazı saat 13.00′de Kadıköy’de Karaköy iskelesinin önünde yapılacak etkinliğimizde siz sevgili öyküseverlere hediye edilecektir.

19713_432332873503488_454623053_n

********************************************************************************

DÜNYA ÖYKÜ GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN…

14 ŞUBAT 2013

 

Sevgili  okur, merhaba…Bu mektup size…Sizin için…Size özel…

Bu gün biliyorsunuz ki   Sevgililer Günü . Peki aynı zamanda Dünya Öykü Günü olduğunu da biliyor muydunuz! Evet, ne kadar güzel bir tevafuk (tevafuk : birbirine uyma, uygun gelme, latifane bir ahenkle uyum içinde olma) ki Sevgi  ile Öykü kelimeleri  aynı günde birlikte anılmakta.

Değerli yazarımız Sait Faik Abasıyanık’ın dediği gibi “- Bir insanı sevmekle başlar her şey.” Ve sevgi  insanlarla paylaştıkça anlam kazanır. Öykülerse bu yaşanan sevgileri  paylaşmak için vardırlar, bizimledirler, sırdaşımızdırlar.

“Koşuyolu Mahalle Evi –Nükhet Eren Yaratıcı Yazarlık Atölyesi” olarak bugünü vesile bilip sizlerle sevgimizi ve öykümüzü paylaşmak istedik. Elinizde tuttuğunuz bu mektup bizden size bir armağan, hem sevgililer günü, hem de öykü günü hediyesi.

Bugün size içimizi açıyoruz, sevgiyle, aşkla yarattığımız öykülerimizi, sırlarımızı paylaşıyoruz. Bizimkisi “Sahibini Arayan Mektuplardan”…Benim öyküm sizi seçti, vardır bunun da bir hikmeti…

Umarım bu gün yüzünüzde küçücük de olsa bir tebessüm yaratabiliriz…Ne de olsa Sevgililer Günü, sevgilisi olan var, olmayan var, hiç seveni olmayan, ya da hiç kimseyi sevmeyenler, sevemeyenler de var, günü mutlulukla yaşayacak ya da kaybettiği mutluluğu hüzünle anacak olanlarımız var. Saçma bulan da, hoş bir fırsat olarak gören de…Gösterişli hediye için çırpınanlar da var, bir demet papatyaya gözleri parlayan da. Kutlansa da kutlanmasa da, bu gün sevgilerin öyküleştiği gün…O yüzden bir yazar adayı olarak “Dünya Sevgililer Günü ve Öykü Günü”müz kutlu olsun demek isterim size canı gönülden…

Öyküme geçmeden önce sizinle küçük bir çocuğun okulda “sevgi” üzerine yazdığı bir şiiri paylaşmak istiyorum :

“- Sevmek neye benzer?

    Ben bunu biliyorum

    Sevenler birbirini gözetir.

    Bir armut kopardım,

    Ona götürüp verdim.

    O da gül verdi bana

    Ve bütün dünya

    Mis gibi  koktu…”

 Sevgi dedim de, madem ki bu gün hem sevgililer hem de öykü günü, sizinle      “karşılıksız aşk”  üzerine yazılmış bir hikayemin devamı niteliğinde yazılan bir öykümü paylaşmak istedim sizinle.  Beğeninize sunulur efendim.(https://aysenozkaya.wordpress.com/2011/12/19/71/)                                                       

İçinizde çocuğu ve çocukça hadsiz, hesapsız, çıkarsız sevgiyi hep korumanız dileği ile…  

AYŞEN CUMHUR ÖZKAYA- https://aysenozkaya.wordpress.com

http://hayaleyigilanlar.wordpress.com      

http://yazarlikatolyesi.wordpress.com

********************************************************************************

Sevgili Sırdaş…Benim adım Zeynep…Bu satırları size yazan yazarımın yukarıda adresi verilen blogunda kayıtlı “30” isimli öyküsünün mahzun, hüzünlü karakteri. Bundan çok seneler önce yaşamış bir aşık-ı divane. 

Bu gün Sevgililer Günüymüş, aynı zamanda da Öykü Günü…İkisi bir arada güzel denk düşmüş doğrusu. En güzel öyküler aşk öyküleridir çünkü. Bu yüzden bu satırları yazan el izin verdi ilk defa hikayemi kendi ağzımdan paylaşmama sizlerle.  Çoğu kişi  okudu okumasına öykümü de  hikayenin gölgede kalan kısımları vardı paylaşılmadık, onu da bu güne özel, benim ağzımdan duymanızı istedim. Böylece belki biraz anlarsınız beni, sevgimin yüceliğini…

Zamanlardan eski bir zaman düşünün, zamanın ağır  aktığı, sevgilerin söylenmesinin ayıp olduğu, her şeye ailelerin karar verdiği, yazları yazlığa, kışları evlere kapanıldığı zamanlar…Sonra bir yaz düşünün, yazın içinde bir gece, gecenin içinde de bir ben, en divane aşıktan daha divane, daha virane. Neyse, işte o aşkların en dorukta yaşandığı, paylaşıldığı, dolunayın gökte büyülü bir göz kırpışla kalbimizi aydınlattığı Temmuz ayının en muhteşem gecelerinden birindeyim gene…Ama artık bu muhteşem güzelliği paylaşacak kimsem yok yanımda, bir daha da olmayacak…Bu acı veren gerçeğin can yakıcı sertliği, ay ışığının yumuşak dokunuşuna kurban olmakta…Hayattaki tek dert ortağım bile ulaşamıyor artık bana, aydınlatamıyor beni ve kalbimi. Anlamıyor sessizliğimi, anlat diyor bana, anlat, ama nasıl anlatsam ki…Kaybettim onu ben…Artık susmak zamanı.

Sessizce oturuyorum her zamanki yerimde, gökyüzüne ve denize sere serpe açık balkonumun, sağ tarafındaki duvarına dayalı bir biçimde. Böyle olmak zorunda çünkü penceresi solumda…Kimin mi? Tabii ki sevdiğimin…Bir zamanlar her sabah uyandığımda ilk iş olarak balkonumun kapısını açardım, o ise penceresini. Zerrin Özer’in  şarkısındaki gibiydik : “Sen bana ben sana komşu evlerde”, onun  penceresi ve benim balkonum birbirine komşuydu işte. O camını açar, perdesini sonuna kadar çekerdi, bense daha yukarda olduğumdan balkon demirini duvara dayar, önüne sandalyemi dayardım, kalktığım belli olsun diye…Sonra uzaktan uzağa bakışmalar, sessiz, sözsüz ama gönülden bir akışla, aşkla…

Aşık olduğum denizdi bizi birbirimize aşık eden, bir gün denizden çıka gelmişti sandalıyla, Ümit Yaşar Oğuzcan’ın şiirindeki gibi:

“-  Kapkara saçları alnına düşmüş,

     Öylesine öpülesi dudakları, öylesine aşka çağıran,

     Şarkılardan, masallardan, romanlardan,

     Beste beste, satır satır, bir esmer geldi, duman duman.”

Yanık teninin üzerindeki deniz bana doğru meyletmiş, benim kıyılarıma erişmişti bile. Mavi ve beyaz boyalı sandalını kumsala almasına yardım etmiştik şakayla karışık, sonra tanışma faslı ve sohbetler. Ertesi gün alt komşusunun balkonunda otururken, daha önceleri perde arkasından gizlice bakan ve takip eden bir çift göz olarak bildiğim hayalin şekillenmiş hali, daha ilk görüşte alıp götürmüştü beni benden. Denizden gelmiş ve balkonda ıslak saçlarını kurutuyordu, bize doğru eğilmiş, olanca gülümsemesiyle içimi aydınlatmış, sonra da yanımıza inmiş ve saatlerce sohbet etmiştik. İlk bakışta aşk…işte buydu…İnanılmaz bir şeydi yaşadığımız, hiçbir şey konuşmadan, açıklamadan birbirimizin ruh ikizi olduğumuzu anlamıştık daha ilk andan itibaren.

Gündüzleri deniz kenarında birlikte, geceleri ben balkonumda o pencerede, arka fonda dolunay ve yakamozlar, pikapta Özdemir Erdoğan’dan “Sevdim seni bir kere”

Sevdim seni bir kere 

Başkasını sevemem 

Deli diyorlar bana 

Desinler değişemem 

Desinler değişemem 

Daha yolun başındasın 

Değişirsin diyorlar 

Oysa sana çıkıyor 

Bildiğim bütün yollar 

Sevgi anlaşmak değildir 

Nedensiz de sevilir 

Bazen küçük bir an için 

Ömür bile verilir

Herkesin gel geç bir aşk gözüyle baktığı, ailesinin çekinceli, bizimkilerinse kabul etmediği, adı konulmamış işte öyle bir şeydi yaşadığımız…O ailesinin ve bütün genç kız ailelerinin gözbebeği, herkes bizi birbirimizden uzak tutma, oysa biz her an birlikte olmak derdinde…Bir gün hiç unutmuyorum bütün kızlar annesinin de planlaması ile uzakta bir yere yüzmeye gitmek istemişlerdi, kayığıyla götürmesi gerekecekti, beni de çağırmıştı elbet, ama nerde bende o cesaret, deniz kenarına bile izinle ve annemin ayarlamasıyla sadece öğleden sonraları inebilen biri olarak sahilden  ayrılmam söz konusu bile olamazdı, gidemedim elbette, aklım onlarda kalarak hüzünlenmiştim kaldığım yerde ki bir on dakika sonra yanımdaki sesle anında sevince boğuluvermiştim. Onları gittikleri yerde bırakıp yanıma dönmüştü son sürat…O gün ilk defa emin olmuştum bana olan sevgisinden…

İlk defa bize geldiği günse, ona iyiden iyiye hayran olduğum gün olmuştu, babamla tanışmak istiyordu, babamsa öylesine sinirleniyordu ki ona, onu görür görmez terastan içeri girmişti hemen, ama bizimkisi durur mu, o da peşinden, babam arka kapıdan yan terasa geçince o da peşinden, sonra önde yakalayıp zorla kendini tanıştırmıştı. Babam gibi despot bir insana karşı durabilen ilk erkek oydu tanıdığım. Sıcacık gülümseyişiyle ki bayılırdım gülmesine, bembeyaz dişleri ile daha da bir yakışıklıydı zira, elini uzatmış ve “-Merhaba efendim, ben….” demişti. Babamsa hom hom ağzının içinde bir şeyler yuvarlamış ve içeri girmişti. Bir daha da yıldızları hiç barışmadı. Bense o zaman karar vermiştim onun benim için doğru kişi olduğuna.

Aşkımız Zerrin Özer’in şarkısıyla ilan edilmiş gibiydi  sanki :

 Ne güzel geçmişti bütün bir yaz                                                                                  Başımda kavak yelleri esen o yaş                                                                                  Bense hanımeli kadar beyaz                                                                                    Çalmıştınız kalbimi bilmeden biraz

 Nasılda koşuşurduk bahçelerde                                                                                    Şarkı söylerdik mehtaplı gecelerde
Sen bana ben sana komşu evlerde                                                                                    Kök sarmaşıklar gibi sarıldık o yaz

Eline değerdi safça elim                                                                                                             Seninse arardı beni gözlerin
Öpüşürken korkusu bir şeylerin                                                                                     Sevgimize ilk hüznü getirdi biraz

Çocuk kalbimize dolan gamlar                                                                                     Oturup ağlamıştık sessiz çardakta
Çaresiz erken inen akşamla                                                                                                 Veda edip ayrıldık biterken o yaz”

Zaman geçiyor, biz birbirimizden geçemiyorduk. Ama bizi ayırmak isteyenler hiç vaz geçmiyorlardı  bizi ayırma çabalarından. Sözlü olduğuna dair bir söylenti yayılmıştı ortalığa. Bir yandan yaz aşkı çabuk biter, unutulur diyen kız anneleri, bir yandan dedikodular, derken bizimkilere de yansıyınca olaylar iyice bizi aşar olmuştu.

Babam iyice çıldırmıştı,  “-O benim arkadaşım, sözlü olduğunu biliyorum, kesinlikle böyle bir şey yok” diye bastırıyordum bastırmasına ama içim içimi de yiyordu, soramıyordum o da konuşmuyordu, ikinci senenin yazı gelmişti gene, kışın çok aralıklı da olsa görüşebilmiştik ne de olsa hafta sonları eve bakım için gelip gidiliniyordu, bakkala kaçma bahanesiyle sahile inip iki dakika da olsa görüşebiliyordum. O zamanlar şimdiki gibi ne cep telefonu, ne bilgisayar, ne de başka bir şey vardı. Evden aramaksa o zamanlar yakışık almazdı, hele hele bir kızın bir erkeği araması…

Neyse ki gene yaz gelmişti, vuslat vakti…Gene birlikte olmalar, gene konuşmalar, geceleyin o pencerede, ben balkonda sabahı etmeler, trafik bayağı artmışken  beni uzaklaştırmak için bizimkilerin zoruyla annemin ailesinin yanına gönderiliş. Kalbim yana yana giderken içim kan ağlıyordu, kimse bilmiyordu. Sezen Aksu bu şarkıyı benim için yazmıştı sanki :

“- Sensizim senden uzakta                                                                                                                      Seni düşünüyorum                                                                                                                              Seni özlüyorum                                                                                                                                    Ve özlemeyi çok seviyorum

     Sensizim senden uzakta                                                                                                                                 Seni özlüyorum                                                                                                                                       Seni seviyorum                                                                                                                                                 Seni sevmeyi çok seviyorum

Seninleyim, sana dokunuyor                                                                                                           Seni hissediyorum                                                                                                                               Ve hissetmeyi çok seviyorum

Bir gün seni kaybedeceğim duygusu                                                                                               Sarıyor benliğimi, korkuyorum                                                                                                        Ve bu korkuyu çok seviyorum

Tıpkı bir sabah vakti                                                                                                                          Yaprak üstündeki çiğ                                                                                                                          Hani seversin de, korkarsın dokunmaya                                                                                    Uzaktan seyretmek yeter bilirsin                                                                                                    Oysa sen benim olmasan da seviyorum                                                                                               Ve işte bunu hissetmeyi çok seviyorum”

Uzun bir süreden sonra dönüş, içim acı dolu, onsuz olmak…. ama bekliyordu her zamanki gibi, hemen balkonumun kapısını açmış, demir kapıyı duvara dayamıştım alel acele. O da denizden yeni gelmesine rağmen eve, tekrar aşağıya sahile inmişti böylece, ben de arkasından,  canım benim, her zamanki yerimizde, biraz sinirli, biraz özlemli, biraz sitemkar, biraz sevgili, bense sevgimin büyüklüğü belli olacak diye beni lafa tutan arkadaşlarla sohbet eder vaziyette, ağırdan almalar,  aslında en çok onunla konuşabileyim diye onunla selamlaşmayı en sona saklasam da anlamamalar, “- Özlenmedik herhalde” diye gönül koymalar…

Bir akşam, geceye doğru penceresinden bana doğru seslenişi…Babamın bir bakışı vardı ki, ölümlerden ölüm beğen cinsi. Seslenişi duymamazlığa geliş, gidip radyonun sesini sonuna dek açış mecburiyetten. Zavallıcığım sesini duyuracağım derken iki siteyi de ayağa kaldırmıştı…Eee nasıl da kızmaz ki dedikoducu kadınlar….Nasıl da üzülmüştüm ona cevap veremememe…Terasta mehtaba doğru inceden bir aşk şarkısı söylerken aniden aynı ses duyulmaz mı, vazgeçmemiş, evin önüne gelmiş ordan seslenmez mi….Kalbim nasıl da çarpmıştı, hem korkudan hem mutluluktan, ama daha çok mutluluktan….Sonra gizlice evden kaçış, sahil boyunca yürüyüş….Hiç konuşmadan çok şey konuşulan yürüyüşlerden olmuştu…Bir ara sahile inen merdivenlerin orda oturmuş, yakamozları seyre dalmıştık sessizce….Gece, yıldızlar, sahilde yakamozlar, yan yana iki kor yürek….Derken bir yıldız kaymıştı….“Dilek tut, dilek tut” diye bağırmıştım, “n’oldu?” diye sormuştu, “baksana yıldız kayıyor” gülmüştü….“Sen tuttun mu?” diye sormuştu, “tabii ki demiştim, tabii ki…” Ne dileyebilirdim ki, elbette ki onu….“Peki ne diledin?” diye sormuştu gözlerimin içine bakarak, utanmış, utandığımı belli etmemek için hafiften gülerek “delisin, hiç söylenir mi, gerçekleşmez ki söylersem” diye başımı çevirmiştim….Ah cahil çocuk, ah….Biraz cesaretli olsan, biraz utanmasan, “Seni” diyebilseydim….ama diyemedim, demedim…Hayatımdaki bir dönüm noktasını böylece es geçtim…

Sonrasında her şey çabucacık olup bitti, gene bir öğleden sonrasıydı, sahilde bir ikimiz, bir de deniz…

Birden “Gidiyorum” dedi sessizce.

Anlamadım önce.

“Nereye, eve mi?”

Durdu, durdu, sessiz kaldı. Birden anladım ne demek istediğini, kalbimi buzdan bir el burdu geçti, güneşin altında tir tir titriyorken sordum gene de :

“-Niye?”

“-Gitmek zorundayım!”            

“-Gitme!”      

“-Gitmeliyim, halletmem gereken işler var”      

“-Sonra gidersin”        

“-Vazifelerim var, yerine getirmeliyim”

Uzun bir süre sustuk birlikte…

“-Gitme” dedim sonra gene sessizce

“-Gitme”

Oturduğum yerde felç olmuş vaziyette seslenirken ona, o çıkıyordu hayatımın içinden sessizce…Bir adım, üç adım derken, ulaşmıştı bile yola, az sonra silindi gözümün önünden sonsuza dek. Çığlık çığlığa bağırırken sessizce, gözyaşlarım çağlayan pınar olmuş karışıyordu denize.

Kulaklarımdaysa Alpay’ın sesi :

“- Gitme                                                                                                                                              Yanımda kal 
Gözlerimden ayırma sakın gözlerini 
Yokluğuna alıştırmadan beni 
Gitme, yanımda kal 
Göçmen kuşlarla bir tutma kendini 
Yokluğuna alıştırmadan beni 
Gitme 
Hiç gitme terk etme beni 
Yorgunum çekemem hasretini 
İstersen al sevinçlerimi 
Sakın gitme; gitme.. 
Gitme, yanımda kal 
Karlarda yankılanmasın ayrılığımız                                                                                     Raylarda düğümlenmesin hıçkırığımız 
Gitme, yanımda kal 
Yalvarıyor senin için söylediğim şarkılar 
İsyan ediyor bak bütün anılar                                                                                                  Gitme 
Hiç gitme terk etme beni 
Yorgunum çekemem hasretini 
İstersen al sevinçlerimi 
Sakın gitme; gitme.. 
Hiç gitme terk etme beni 
Yorgunum çekemem hasretini 
İstersen al sevinçlerimi 
Sakın gitme..                                                                                                                             GİTME…”

Ama gitti…

“ – Kalbim nasıl sızladı sen dönüp gidince                                                                               Seslendim ardından duymadın gitme                                                                                 Gözlerimden yaslar boşaldı birden bire                                                                               Bir hançer saplandı yüreğime takılı kaldı göremedin                                                   Bekledim seni bir an dönersin diye                                                                                         Son bir kez söylemek istedim gitme                                                                                       Sonra birden bire bir yalnızlık çöktü üstüme                                                                     Çaresiz kaldım karanlık gecede bekledim seni                                                               Dönmedin sen hiç dönmedin                                                                                                    Bir sır girdi o gece aramıza                                                                                                        Sislendi dünya eskisi gibi                                                                                                            Nerde başladıysa orada bitti                                                                                                      Rüya gibi …Rüya gibi…                                                                                                                  Kalbim nasıl sızladı sen dönüp gidince                                                                                Seslendim ardından duymadın gitme                                                                                   Gözlerimden yaşlar boşaldı birden bire                                                                                Bir hançer saplandı yüreğime,  takılı kaldı göremedin                                                  Bekledim seni bir an dönersin diye                                                                                         Son bir kez söylemek istedim…                                                                                                 G İ T M E ”

      Ama gitti…

Sonradan öğrendim evlenip sevdiği denizi ve şehrini bırakıp terk ettiğini…Sonradan öğrendim  annesinin, anneme gelip “benim oğlan şu dünyada evlenilecek bir kız varsa o da senin kızınmış diyor” , anneminse “kızım oğlunuzun sözlü olduğunu biliyor, asla böyle bir şey olamaz, lafı bile olmasın” dediğini. Onunla rahat görüşebilmek için bana her sorduklarında “-O benim arkadaşım, üstelik sözlü, nasıl böyle şey düşünürsünüz? diye diklenip kendimi akladığımdan annem de bana bir kez bile sormadan, fikrimi almadan olasılıkları yok etmişmiş meğerse… Kendi mutluluğumun katili bendim aslında…Hoş böyle dediğini bilseydim bir şey değişir miydi acaba diye çok düşünmüşümdür. Sonuçta söz de olsa bir kişinin kalbinin kırılması…yakışmazdı bana…ona da…gereği yapılmıştı yapılmasına da gene de bir kişinin mutluluğu için iki kişinin mutsuzluğu da cabası. Sonradan öğrendim sözlüsünün, evlenmeyeceğini anlayınca intihara kalkıştığını, sorumluluk sahibi, vicdan sahibi bir erkek olarak onun da gereği yaptığını…

Hayat bazen öyle insafsız ki                                                                                                 Küçük bir  boşluğundan yakalar                                                                                         Hissettirmez en zayıf anında                                                                                                 Seni ta yüreğinden yaralar 

Ellerin kolların bağlansa da                                                                                                   Başında  kasırgalar kopsa da                                                                                                 Sen tüm gücünle karşı koysan da                                                                                         Seni acımasız sevdaya salar

Sen de benim kadar gerçekleri görüyorsun                                                                     Beraber olamayız benim gibi biliyorsun                                                                         Bir başka dünyanın insanısın yavrucağım                                                                     Sen kendi dünyanın toprağında büyüyorsun

Haklısın biraz geç karşılaştık                                                                                               Oysa hiç konuşmadan anlaştık                                                                                             Bazı şeyler var ki söylenmiyor                                                                                               Biz senle sözleri susarak aştık

İnsan acılarla kıvransa da                                                                                                       Ve o aşkta bir daha doğsa da                                                                                                 Dünyasını yeniden kursa da                                                                                                   Düşler ve gerçekler ayrı ayrı yaşar

Sen de benim kadar gerçekleri görüyorsun                                                                      Beraber olamayız benim gibi biliyorsun                                                                           Bir başka dünyanın insanısın yavrucağım                                                                     Sen kendi dünyanın toprağında büyüyorsun

Ondan bana kalan buruk bir sevda şimdi. Asla pişman değilim onu sevdiğime. Ondan öncesi olmadığı gibi, ondan sonrası da olmadı hayatımda. Ayıplanacak bir şey yapmadık, sadece sevdik olanca içtenliğimizle, yanlış zamanda karşılaştık sadece, bir de vicdan sahibiydik, gönlümüz elvermedi başkasının mutsuzluğu üzerine yuva kurmaya, o konuda içimiz rahat,  günahsa günahımız birbirimizi görmeden, konuşmadan, dokunmadan sevmektir ancak…

Her sene tanıştığımız ay, içinde kaçıncı yılsa tanıştığımızın onun rakamla yazılı olduğu bir mektuptur ondan gelen bana, unutulmadığımı bildiren. Ben öldükten sonra bulacaklar sırrımı ama anlamayacaklar elbette. Bilinmesi önemli değil zaten, yaşananlardır önemli olan, ayrı ayrı olsak da, kalplerimiz hep bir yaşadık biz ki bu herkese nasip olmaz. Öyle bir sevgiydi ki yaşadığımız, birlikte olamasak da  sevdiğini ve sevildiğini bilmek, yanında olup da sevilmediğini bilmekten daha güzel değil mi! Benim aşkım sonsuz, karşılıksız, çıkarsız, ölünceye dek ona ait, onunkisi  bana ait olsa da, olmasa da…

 Ben seni beklentisiz sevdim ey sevgili                                                                        Hiçbir şey ummadım bu aşktan                                                                                Talepte bulunmadım                                                                                                                    Hatta hayal bile kurmadım                                                                                          Çünkü bilmiyordum seni  ne kadar sevdiğimi                                                                  Sen gidince anladım                                                                                                                    Gittin                                                                                                                                     Yokluğunun acısı çöktü içime                                                                                            Acı keskin bir bıçak gibi ayırdı yüreğimi ikiye                                                                  Bir yarısı senle gitti, bir yarısı kanayan yara                                                            Kabuğumu bile seviyorum dersem abartmış mı olurum şimdi                            Sen kabuğun altında kanayan yarasın ey sevgili                                                      Gelsen de bir, gelmesen de                                                                                                          Ne kadar hakikatli sevdiğimi                                                                                    Söyleyemedim ki sana gerçeği                                                                                  Kendinden bile saklarken insan                                                                                          Nasıl açıklasın sevgisini                                                                                                            Önce inkar ettim kaybetmemek için seni                                                                  Sonra arkadaşın oldum yakın olabilmek için sana                                                          İnkar etme sen de sevdin bu garip beni                                                                          Sessizce bekledin sen de açıklamam için sevgimi                                                    Oysa ben sana geç kalmıştım bile sevgilim                                                                          Onca toyluğuma rağmen belli etmedim sevgimi                                                              İçi sır dolu bir çaresizdim                                                                                                      Sense yeterince tanımıyordun ki beni                                                                                    İlk aşkım olduğumu bile bilemedin                                                                                      Tatlı bir yaz aşkı gibi kaldım aklında ben senin                                                        Arada bir aranan, hatırlanan,                                                                                    Karşılaşıldıkça yüzü kızaran, mektuplaşılan                                                                  Heyecandan telefonda konuşulamayan                                                                    Tatlı, gizemli, romantik bir yaz aşkı                                                                          Kolay oldu o yüzden terk etmek beni                                                                        Aslında direndin sen de biliyorum çizilmiş geleceğine                                          Uzattın durdun o geleceği gelmesin diye                                                                              Ama kader ağların örmüştü bir kez                                                                                    Ve ben yapamadım, kıyamadım sana, mutsuz olmana                                              Mutsuzluk üzerine yuva kurmaya                                                                                        Yoksa kolaydı sana aşkımı açıklamak, yalvarmak                                                          O yüzden bıraktım geleceği başkalarına                                                                    Sadece senede bir an bile olsa beni hatırla ve beni sev istedim                                30 yılın sonunda vazgeçtiysen bu bir tek andan                                                                Bu hayalperest ama hayal kurması kendince yasak yaz aşkı                                Küser sonunda sana                                                                                                                      O verdiği sözde baki hala                                                                                                  Sonuna dek sevecek o ilk aşkını…

Siz hiçbir insanı karşılıksız sevdiniz mi?                                                                             Her anınızı o yanınızdaymışcasına yaşamayı bildiniz mi?                                         Ben sevdim.                                                                                                                                     Hala da seviyorum ben onu…                                                                                                 Ben tam 30 yıldır seviyorum denizin oğlunu. 

Aslında 33 demem lazım ama 30 yılını dopdolu hissettiğim aşkımın son 3 senesi sanki biraz onsuz gibiydi,  sanki bir kopuş olmuştu aramızdaki bağda sadece benim hissedebileceğim bir kopuş, nedenini  bir türlü anlayamadığım ama o 30 yıl yok mu o 30 yıl,  onla dolu, dolu, dopdolu geçmişti, böyle bir sevgi için müteşekkirim Allah’ıma. Bize vuslat yok bu alemde, kısmetse buluşuruz ötelerde. Ama olmasa da vuslat, kırgın değilim kadere.

Aşkın ilk kuralıdır karşılıksız sevmek, her insana nasip olmaz böyle bir aşk, aşkımın samimiyetini bilesiniz istedim sevgili okur, sevgili sırdaşım. İstedim ki içinizde kalmasın sevgiye ait ne varsa…Çekinmeden paylaşın, korkmayın onun ya da başkalarının ne düşüneceğinden ve  kendi öykünüzün kahramanı olun siz de.   Sevgiyle…ZEYNEP.

Öyküleyen :    AYŞEN CUMHUR ÖZKAYA

About Ayşen Cumhur Özkaya

Ruhu Sanatçı Gönlü İnançlı Hali Hüzünlü Şefkatli Romantik Her daim Duygusal Hayalci Melankolik Karşılıksız Seven Çocuk Kalpli İlahi Aşka Aşık biri
Bu yazı EDEBİYAT - YAZILARIM, ŞİİRLERİM ** My Writings, Poems içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s