KAFKA ve BABA’YA MEKTUP…

Nükhet Eren Yaratıca Yazarlık Atölyesi katılımcılarından biri olarak, dahil edildiğim KAFKA Grubunda :“BABA’YA MEKTUP” üzerine yaptığım ön çalışma :  

********************************************************************************

Franz Kafka

Yirminci yüzyılın yalnızlığını, bireyciliğini, bencilliğin ıstıraplarını herhalde bu şekilde anlatan başka bir yazar yoktur. Farklı açılardan bakmanın, hayalle gerçeğin sınırlarında dolaşmanın, yapayalnız kalmanın, çırpınışın, arayışın sembolüdür Kafka..http://www.franzkafkatr.com/

******************************************************************************

images (1) images

********************************************************************************

1919 yılında Kafka, babasıyla arasındaki ilişkinin öz yaşam öyküsünü anlattığı Baba’ya Mektup isimli eseri yazar yazmasına da bu mektubu babasına hiçbir zaman göndermez. Kafka, bu eserinde, babasının otoriter tavırlarından ve bu tavırların kendinde yarattığı ruhsal baskıdan bahsedip duygularının analizini yapar. Babasının üzerinde yarattığı baskıdan kaçmaya çalışırken evlilik girişimlerinde bulunduğunu ancak evliliği de yazarlığına engel olacağı düşüncesiyle istemediğini söyleyip, içine düştüğü kısırdöngüyü anlatır.

Franz Kafka’nın Baba’ya Mektup  kitabının olay örgüsü Kafka’nın kendisi ve babası etrafında örülmüştür. Kafka’nın babasıyla, babasının da Kafka ile olan mücadelesinden, bir nebze de Kafka’nın kendisiyle mücadelesinden.  Müdahale desek daha mı doğru olur acaba! Aslında bir mücadele yoktur çünkü görünürde. Mücadele veya çatışma, müdahale ya da sınırlama. Zıt kutuplar, doğruluk yanlışlık, güçlülük güçsüzlük, güzellik çirkinlik, yetişkinlik çocukluk, iyilik kötülük, somut ve somut işlenir kitapta.

Kafka’nın ve babasının duygu ve düşünceleri  psikanaliz yapılırcasına anlaşılmaya ve anlatılmaya çalışılır. Kafka’nın ustaca uyguladığı bakış açılarıyla : babası, kendisi, babasının gözünden kendisi, kendi gözünden babası, ve bu olaya dıştan bir yabancı gibi bakan, yorumlayan, dönüştüren yazarın kalemiyle gerçekler yorumlanır. Onaylanmak isteyen bir oğul, oğlunu seven ama bunu gösteremeyen, üstüne eleştiren, ezen, baskılayan bir baba. Bir oğul’un babaya söylemek istediği ama söyleyemediği bir iç döküş, kendini ifade etmedir Mektuplar.

Korkusunu vurgulayarak başladığı mektubuna, babasının onun için neler ifade ettiğini anlatarak sürdürür yazmasını. Bir çocuğun babasından beklentilerinin gerçekleşememesi yüzünden  ezilen, ezildikçe babasının kendisinden beklentilerinden uzaklaşan bir çocuğun hikayesi öğrenilir. İki yönlü bir basınç üzerine kurulur olay örgüsü. Baba oğul arasındaki çekişme. Bir yanda babanın olumsuz tasviri yapılır bir yandan çocuğun kendi yetmezliği ile yaşadığı hesaplaşma. Bir yandan onu korkutan, durmadan yeren, hor gören, aşağılayan, yetmezlik duygusu aşılayan bir babaya duyulan öfke, kızgınlık, diğer yandan da gizli gizli hayranlık duyulan, yetmezliğinin sebebi olmasına rağmen durmadan yüceltilen bir babaya duyulan hayranlık, kızılan birine hayran olduğu için yaşanılan ikilem ilginç bir yolla anlatılır. Böylece birbirine zıt üç imge aynı potada buluşur, bir arada kaynaştırılır.

“Önce sen de her tür suçu ve sorumluluğu üzerinden atıyorsun, yani bu noktada ikimizin tavrı da aynı.”

“………bu kadarı bile senin için yeterli olabilirdi, ama daha yetmiyor. Zira tamamıyla benden geçinmeyi kafana koymuşsun.”

Babaya Mektup’un çıkış noktası yazarın kendi kişisel sıkıntısından doğar ama görünürde evrensel bir baba oğul çatışması anlatılıyor gibi görünse de aslında burjuva toplumun ataerkil ilişkisi, güçlü ile güçsüz, ezen ile ezilen, birey ile toplum, toplum ile sistem yani devlet de çelişir, çatışır mektuplarında. Kafka, toplumun, toplumsal yaşamın ve toplumsal kurumların otoriteleri karşısında,  tüm çıkış yolları kapatılmış olan bireyin belki de hiçbir zaman başarıyla sonuçlandıramayacağı savaşını, umutsuzluğunu, kasvetli, boğucu ve endişelendirici yansıtır aslında, babası ile kendini örnek vererek.

Kalabalıklar içinde yalnız olmanın ne demek olduğunu, aile kurumunun bilerek ya da bilmeden insana empoze ettiği suçluluk duygusunu, beraberinde gelen yalnızlığını ve hayal kırıklıklarını ince ince örer kelimeleriyle.

Kafka babasına karşı içinde büyük bir korku beslemektedir. Hatta bu korku o dereceye varmıştır ki, yazı yazarken bile ondan korkmayı sürdürmüştür: Bu korku yazılarına da yansın, babasına yazdığı bu büyük ve uzun mektupta bile yeterince açık olmayı başaramamıştır, hep aralık bir kapının ardından seslenir gibi ulaşmaya çalışmıştır babasına.

“Şimdi sana yazıyla yanıt vermeye kalkıyorsam, bu yanıtta da yine pek çok boşluk kalacak, çünkü söz konusu nedeni kaleme alırken, senden duyduğum korku ve bunun yol açacağı sonuçlar sana karşı özgür davranmaktan beni alıkoyacak, konunun büyüklüğü belleğimle zeka gücümü enikonu aşacaktır. “

Suçluluk hissi de korkuyla birlikte sarıp sarmalanınca olay örgüsü iyice kasvetli bir hale dönüşür. Zaten Kafka’nın bütün diğer eserlerinde olduğu gibi bu eserindeki genel havayı tasvir etmek istersek akla gelen ilk şey “kasvet”tir. Bu bunaltı ve kasvet, Metinlerin içeriğinin kaynaklanmaz, nedeni Kafka’nın soğuk, ruhsuz, sanki sadece anlatan, aktaran bir tavırla yazmasıdır. Kafka’nın genel havası, üslubu kasvetlidir, boğucudur. Bir de olay örgüsünün geçtiği mekan incelenirse kasvetin havasının başka bir nedeni daha gözümüze batar. Kafkanın iç mekan tutkunluğu burada da ön plana çıkar. Mekanı böyle işlemesi insanı iyice tutsaklık hissine sokar.

Olay örgüsünde amaç da iyi işlenmiştir. Kahramanın amacına ulaşmasında engeller olması, bir şeylere ulaşmaya ya da bir şeyden  şeyden kurtulmaya çalışması lazımdır, bahse konu olan engel, kurtulmaya çalışılan şey babadır, babadır da acaba öyle midir, aslında hem babası, hem de kendisidir engel de…Karakterlerin olay örgüsünde işlenmesi de çelişkilidir, sözde ana karakter yazar, zayıf karakteri babadır. Ama gelin görün ki yazıdaki güçlü karakter baba, zayıf olan yazardır. Yazar tiplemeleri öyle bir ortaya koyar ki hangisi ana karakter karışır mektuplarda.

Anne ile babanın karakterleri gene aynı şekilde işlenir.

Bir kez bile dayak yemediği babasının bağırıp çağırmaları ve bu esnada yüzünde oluşan kızarıklık, pantolon askılarını çarçabuk çıkarıp sandalyede kullanılmaya hazır bekleyişi, kendisi için dayaktan beterdir. Bu durumu mektubunda şöyle anlatır:

“Sanki asılmak istenen biri vardı ortada; gerçekten asıldı mı ölür, her şey de kapanıp giderdi. Ne var ki, asılması için gerekli hazırlıkların yapıldığını kendisi de görüp yaşar ve ancak ilmik boynuna geçmek üzere gözlerinin önünde sallanıp durduğu bir sıra bağışlandığını öğrenirse, bu ona yaşamı boyunca acı verirdi.”

Annesinin babaya salt bağımlılığı, annenin babanın dediklerinden çıkamayışı, ona olan uyumu Kafka’nın önünde bir engel teşkil etmiş. Babasına isyanı ettiği, başkaldırmak istediği, söz dinlemek istemediği zamanlarda babaya tabi anne devreye girmiş, çocuklarını yumuşatıcı birçok yöntem kullanarak Kafka’yı engellemiş.

“Mektubunda bana çok iyi davrandığı doğrudur. Ama bana olan ilişkileri tümüyle sana endekslenmişti, aslında kötüydü. Annem bilincinde olmadan avı güden bir rolü üstlenmişti. Senin terbiye yöntemlerinin beni inatçılığa, isteksizliğe yönlendirdiği, hatta öfkelendirdiği ve böylece kendi ayaklarım üstünde durabileceğim çok ender anlarda annem yumuşaklığı, iyiliği, makul konuşmaları, ricalarıyla (çocukluğumuzdaki karışıklıkta makuliyetin sembolü idi) ortalığı yatıştırır ve beni yeniden senin etki alanına doğru güderdi; o alandan benim ve senin yararına dışına çıkabilecekken”.

“Bazen de barışmadığımız zamanlarda annem beni senden gizlice koruyormuş gibi yapar, bana gizlice birşeyler verir, yaptıklarıma gizlice göz yumar, sonra ben gene çekingen, görünmekten çekinen halimle suçunu bilen bir dolandırıcı gibi, bir hiç olarak karşında yerimi alırdım. Hiç oluşum, hak ettiklerimi bile dolaylı, arka yollardan almama neden olurdu. Elbette ki ben aynı yoldan hakkım olmadığına inandığım şeyleri de almaya çalışırdım. Buysa benim suçluluk bilincimi daha da artırırdı?”

Olay örgüsünü açısından üç bölümden oluştuğunu gördüğümüz mektubun ilk bölümünde, yani mektubun başlarında Kafka, babasının kişiliğinden ve kendi varoluşu üzerindeki etkisinden bahseder.

“Ancak bir çocuk olarak bana yönelttiğin her söz benim için neredeyse bir Tanrı emriydi”

“Benim bir dostum, amirim, amcam, büyükbabam, hatta kayınpederim olabilseydin çok daha mutlu olurdum. Benim için baba olarak çok güçlü bir kimseydin. Hele erkek kardeşlerimin ölmesi, kızkardeşlerimin geç doğmaları nedeniyle ilk öfkelerine ben katlanmak zorunda kaldım; bunun için de çok güçsüzdüm.”

Hem görünmek isteyen hem görünemeyen, bundan sakınan, hem babasını suçlayan ama suçlamadığını vurgulayan, onaylanmak isteyen ama onaylanamayan, ayrı yaşamak isteyen ama yaşayamayan, babasının otoritesine ve haklarına sahip olmayı isteme aslında istememe, beceremeyeceğini düşünme, evlenerek kaçmayı düşünme ama kaçamayacağını da bilme, kendi içinde tutarlı çelişkiler.

“Birbirimizle savaştığımızı kabul ediyorum, ama iki türlü savaş vardır. Bağımsız hasımların güçlerini tarttıkları şövalyece savaş; herkes kendi başınadır, kendi yenilgisini yaşar, kendi zaferini kazanır. Ve bir de yalnızca sokmakla kalmayan, aynı zamanda hayatını sürdürmek için kan emen böceklerin savaşı. Asıl paralı askerler bunlardır ve sen busun. Yaşama becerisinden yoksunsun; ama hayata rahatça, kaygısızca ve kendini suçlamadan yerleşebilmek için, tüm yaşama becerini elinden aldığımı ve kendi cebime koyduğumu kanıtlıyorsun. Yaşamak konusundaki beceriksizliğin artık seni ne ilgilendirecek, sorumlusu benim zaten, sen rahatça uzanıyorsun ve kendini hayatta, hem bedensel hem de zihinsel olarak bana çektiriyorsun.”

Sürekli bir monolog özelliğindedir babasını suçlaması, babasıyla konuşur, ama kendisiyle mi yoksa babasıyla mı konuşur, onu suçlar ama kendisini de bu suçlamadan ayırmaz. Birbirine bağımlı bu iki kişi baba ve oğul olarak çıkışı olmayan bir labirentin ruhsal yönden de birbirlerine bağımlı iki kaybolmuşudur. İkili ilişkilerden üçlü ilişkilere geçer kolaylıkla, çocuk ile babasının ilişkisi ve bu ilişkiyi gözlemleyen üçüncü kişilik. Çelişkiler sürer gider, bir yandan babasının suçsuzluğuna inancını yineler, bir yandan suçlamalarına devam eder.

“Sakin bir ilişkinin imkânsızlığı, aslında son derecede doğal bir sonuca daha yol açtı: Konuşmayı unuttum…….. Ama sen daha çok küçükken sözü bana yasakladın, “Tek bir itiraz yok!” tehdidi ve yanı sıra kalkan el, o zamandan beri bırakmıyor peşimi……..kekeleyen bir konuşma tarzı edindim, bu kadarı bile çok fazlaydı senin için, sonunda sustum, önceleri belki inattan, daha sonra ise senin karşında ne düşünebildiğim ne de konuşabildiğim için. Ve benim asıl eğitmenim sen olduğun için de, hayatımın her alanını etkiledi bu.”

Söz konusu edilen baba oğul ilişkisi gittikçe baba oğul çatışmasına dönüşür ve bu çatışmanın oğul Kafka üzerindeki etkiler, açtığı psikolojik yaralara da ikinci bölümde değinilir.

“Senin karşında kendime olan güvenimi kaybettim, onun yerine sınırsız bir suçluluk bilinci geçirdim.” (Sf.45)

Sürekli bir utanç ve utandırma, sürekli bir suçlanma ve bir karşı suçlama. Birbirine girmiş sarmaller halinde acı veren bir boyuta dönüşür.

      “Değersizdim, mahkum edilmiş, çiğnenmiştim, başka bir yere kaçmak için büyük bir çaba gösteriyordum gerçi ama bu bir iş değildi, çünkü sahip olduğum güçlerle ulaşamayacağım, anlamsız bir şeydi söz konusu olan” (Syf:53)

Baba korkusunu yenmenin çözümünün evlilikten geçtiğini, evlenmenin, ev açmanın bağımsızlaşmak olduğu, evliliğin babayla denk olma, onun otoritesine ve haklarına sahip olma demek olduğu mantığıyla, istememesine ve bunun da kararsızlığını yaşamasına rağmen, evlenerek içinde kanayan yarayı kapatmak ve otoriteden kaçmak ister istemesine de istediğinin evlilik olmadığını da bilir içten içe. Babası kızı eleştirince  kızar, ama kızdığı babasının aldığı kararı beğenmemesi, kararını ezmesidir. Evlilik onun için bağımsızlaşmak olsa da, evlenememesinin ardındaki tek suçlu sadece babası değildir, zihinsel açıdan evliliğe yatkın olmamaktır asıl neden,  aslında kendi içinde tutarsızdır.

Son bölümde ise babasına yönelik uzunca bir süre üstü kapalı sürdürdüğü üslubunu, açık bir suçlama tonuna dönüştürür. Kafka için babası önünde duran büyük bir duvarlar dizisidir. En önde duran duvarı aşsa da arkasında daha büyük bir duvar belirir, babası hep bu duvarların hem önünde hem de arkasındadır. Baba imajından asla kurtulamaz. Her an aklındadır, her an her an onun için bir engeldir.

“Bazen dünya haritasının önüme serilmiş olduğunu ve senin boylu boyunca bu haritanın üzerine uzandığını hayal ediyorum” (Syf: 63)

Kafka her şeye rağmen boyun eğmez kendisi için hazırlanan dünyaya, şiddet dışı bir yolla ona direnir : Yazarak….Tabularla da uğraşır, rahat bırakmaz onları. Toplumca beliren yaraları kaşımaya başlar. Bir örümcek titizliğinde örer ağlarını. Ayrıntılara takılır. Ayrıntılardan bütüne, bütünden ayrıntılara gider gelir. Kafka’nın cümlelerinde muhaliftir ama çekingen bin muhalif, korkusu orda da kendini gösterir. Bunu anlamayı bize bırakır, gözümüze sokmadan yapar bunu ve anlamaya sevkeder. Bizlere yazarın ve karakterlerin omuzları üzerinden hikayeyi gözetleme şansı verir….

Babasına anlatamadığı ve hiçbir zaman anlatamayacağını bildiği, anlatmayı düşündüğündeyse kendisini ve babasını yaşlanmış bulduğu bir zamanda yazar ve “Kafka’nın deyişiyle mektup ‘yaşamayı’ değil – bunun için vakit geçtir artık – ‘yaşamayı ve ölmeyi’ kolaylaştırmak için kaleme alınır.”

“ …ve şimdi burada sana yazılı bir cevap vermeyi deniyor olsam da, bu fazlasıyla eksik kalacaktır, çünkü bu korku ve onun etkileri senin karşında yazarken de ket vuruyor bana ve dahası meselenin büyüklüğü, hafızamın ve aklımın sınırlarını çok aşıyor.” (Syf.13)

Kafkanın öykülerinde ve romanlarında bir bitmemişlik havası sezilir. Kafka der ki; “Ey okuyucu, işte durum bu, hadi bakalım artık sıra sende!” Mektuplarda da bu böyledir : Mektubun sonunda babasının kendisine verdiği cevabı hayal ederek kendi sorularına, değerlendirmelerine, kendi bakışına cevap verir. Ama babasının bu savunmasına verdiği cevap neredeyse mektubun geneline yayılmış olan fikirdir:

“Beni sen böyle eğittin.”

Bu cümleyle Kafka’yla bütünleşir, Kafkalaşırız…Onun kasveti, ezilmişliği, korkusu artık bize geçmiştir. Böylece Kafka istediğini elde etmiştir etmesine de acaba bizimle paylaştıkları gerçekten gerçek midir? İşte şimdi kafaların karıştığı ana gelir sıra…Gerçekler ne kadar gerçektir acaba?

********************************************************************************

2008 yılında ünlü Kafka uzmanı James Hawes’ın sansasyonel bir şekilde açıkladığı tanıttığı “Hayatınızı mahvetmeden önce neden Kafka okumalısınız” isimli kitabında Kafka’yla ilgili mit çökertilir…

Cinsellikle hiç ilişkisi olmadığı anlatılan Kafka’nın aslında porno meraklısı olduğu, porno dergilerine abone olduğu ve bu dergilerden bazılarının evindeki gizli bir çekmecede bulunduğu, not tuttuğu bazı hikâye metinlerinde de pornoya varan bir dil kullandığı, birçok tarihçinin bu belgeleri, “yazarın dünya edebiyatındaki imajını zedelememek” için kamuoyundan sakladığı da öne sürülüyordu.  Gerçekte Kafka’nın kadınlarla sorunlu ilişkisi olmadığı, genç yaşlardan itibaren bir çok kadınla ilişkiye girdiğini, o dönem Prag’da çok yaygın olan randevuevlerinin gediklilerinden olduğunu belgeleriyle açıklanıyor.

Zengin bir ailenin çocuğu olan, iyi para kazanan Kafka, Prag sosyetesinde de önemli bir konuma sahiptir. Prag gazetelerinde sık sık adı geçiyordur.  Genç kadınların gözdesidir. Kafka’nın meşhur iki fotoğrafından melon şapkalı olanının aslında kadrajlı bir fotoğraf olduğunu, fotoğrafın kesilen yanında genç bir kadının, Prag gecelerinde hafif meşrepliğiyle iyi tanınan Hansi Szokoll isimli bir kadın bulunduğunu açıklıyor.

Kafka’nın fotoğraflarda oluşturulmaya çalışılan ufak tefek, ezik imajının aksine 1.90 boyunda, yapılı, kendine iyi bakan, sadece sebzelerle beslenen bir genç olduğu, Hukuk eğitiminde başarılı olmuş, doktorluk payesi almış biri olduğu, iş koşullarının da hiç de söylenildiği gibi olmadığını, Dr. Franz Kafka’nın işinde başarılı, sevilen bir yönetici olduğunu, patronlarınca çok sevildiğini ve çok dolgun bir maaşı olduğunu anlatıyor. Patronları Kafka’yı öyle seviyorlarmış ki, askerlik görevini erteletip savaşa gitmesini bile önlemişler.

Hawes, Kafka’nın sadece Prag’da Almanca konuşan Yahudi azınlık içinde bilindiği ve  ölümünden sonra tanındığı tezinin de doğru olmadığını kanıtlıyor ki bunu öğrenmek çok da zor değil. Wikipedia’ya bile baksanız ölümünden önce ne kadar çok eserinin yayınlandığını görüyorsunuz. Kafka, eserlerini yayınlatmaya başladığı ilk yıllardan itibaren Almanca konuşulan ülkelerde bilinen bir yazar olmuş. Kitaplarını büyük Alman yayıncılar yayınlamış, öyküleri iyi Alman dergilerinde çıkmış ve bir de önemli edebiyat ödülünü kazanmış. Yayıncılar Kafka’nın başarılı olacağından o kadar eminmiş ki savaş koşullarına rağmen transferler, avanslar bile söz konusu olmuş.

Kafka mit’ini oluşturan en önemli figürlerden biri “despot baba”. Hawes, ünlü Babama Mektup’tan kaynaklanan bu kanının tamamen yanlış olduğunu, Kafka’nın babasının oğlunu ezmek bir yana ona hep destek olduğunu belgeliyor. Kafka’ya çok liberal davrandığını yazıyor. Zaten despot bir baba söz konusu olsa Kafka’nın randevuevlerinde sabahlaması pek mümkün görünmüyor.Zaten kendisi de mektuplarda babasından bir fiske bile yemediğini açıklıyor. Hoş dayak atmaması onun despot olmadığının göstergesi değil tabii ki…Dayak türlü türlü yollarla da atılabilirdi, babası bağırdığında yanaklarının kızarması, kızardığı için kendini  kötü hissettirmesi miydi Kafka’yı en çok rahatsız eden yoksa  pantolon askılarının kullanılmak üzere sandalyenin üzerine konulması mı? Baskı her zaman somut olmayabilirdi, bir söz bile yeter kendini aşağılanmış hissetmek için, babası da bunu biliyordu elbet, vah ki vah Kafka’nın çocukluğuna…

James Hawes, Kafka mit’ini oluşturan en önemli eser olan Dönüşüm’deki insanın böcekleşmesi olgusunun da orijinal bir buluş olmadığını, Kafka’nın hayranı olduğu Goethe’nin kült eseri Genç Werther’in Acıları romanından alındığını belirtiyor. Hawes, bir bölümünden söz ettiğim kitabında yer alan tüm bilgilerin kolayca ulaşılabilir, göz önündeki bilgiler olduğunu ama Kafka efsanesini yaratmak için göz ardı edildiklerini ya da gizlendiklerini yazıyor.

Kafka insanın varoluş nedenlerini oluşturan temel olguları cesurca sorgulayan büyük bir edebiyatçı olarak bizleri ordan oraya savuruyor, hangisi gerçek, hangisi yalan bunu bize bırakıyor.

About Ayşen Cumhur Özkaya

Ruhu Sanatçı Gönlü İnançlı Hali Hüzünlü Şefkatli Romantik Her daim Duygusal Hayalci Melankolik Karşılıksız Seven Çocuk Kalpli İlahi Aşka Aşık biri
Bu yazı EDEBİYAT - YAZILARIM, ŞİİRLERİM ** My Writings, Poems içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

KAFKA ve BABA’YA MEKTUP… için 3 cevap

  1. Hocam okul için lazımda, bu yazının bi özetini atabilirsen çok makbule geçer🙂

    • Aysen Ozkaya dedi ki:

      Çok alemsiniz çocuklar, hocam falan, estağfirullah, sadece araştırma neticesinde yazdıklarım bunlar, Kafka’ya giriş, Yaratıcı Yazarlık Atölyesindeki Kafka Grubuma yapacakları sunum için hazırlık çalışmasıydı. Ayrıca sayfanın üzerine gelip mouse ile sol tık ile bütün yazıları seçip sağ tık ile copy deyip herhangi bir word dosyasına paste yapsaydınız bana yazmazdınız bile ama belki de yapılamıyordur, bilmiyorum, atayım atmasına da bir mail adresi verirseniz iyi olur, ayrıca bir tavsiye daha kafkaokur.com adresinden de faydalanabilirsiniz

  2. Aysen Ozkaya dedi ki:

    Bu arada yazının özetini istemişsiniz ya, size özet mözet yok zira kolaycılığa yer yok diyorum ama gene de sizi de anlayabiliyorum, ödev söz konusu olunca edebiyat maalesef bu durumlar hasıl oluyor, biz de zamanında sırf puan alabilmek için böyle ödevler hazırlamıştık, ama bu edebiyata da, yazarlara da haksızlık bunu bilin, emeğe saygısızlık, üstelik yukardaki yazı daha Kafka’ya giriş, özetin özeti diyebiliriz, daha bunun nesinin özeti çıkarılabilir ki bi düşünün isterseniz, ama ille de özet diyorsanız yazdıklarımın arasından Kafka’nın metinlerini çıkartın, giriş, gelişme ve sonuç bölümünden birer cümle alın, sonra da bir iki cümle kendi cümlenizi yazın, onun için de önce yazıyı bir okuyun, aklınızda kaldığınca kendi cümleleriniz olsun, ödevinizi bitirin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s