Diş Kirası (Müzd-i Dendan)…

iftar_sofrasi

 

 

 

 

 

********************************************************************************

Diş Kirası (Müzd-i Dendan)

Medeniyetimizin en ince ve güzel yansımalarından biri de diş kirası (müzd_i dendan) adı verilen uygulamadır..

Bilhassa Ramazanda iftara davet edilen hatta davetsiz de gelen misafirlere verilen hediyedir.

Ev sahibi konumuna ve maddi durumuna göre kadife keseler içerisinde gümüş yüzükler, gümüş tabaklar, kehribar tesbihler, oltu taşlı ağızlıklar ve altınlar ya da gümüş akçeler misafire diş kirası olarak hediye edilirdi.

kadife_kese_1

erkek-gümüş-yüzük-modelleri OSMANLI-GUMUS-STILIZE-SARMAL-CICEKLERLE-TABAK__46102895_0 181962 578421_438185542924645_516286044_n download tesbih

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

dis_kirasi

 

 

 

 

 

***************************************

Sırf konak sahibinin ziyafetine katılıp ona sevap kazandırdıkları için bu diş kiraları herkese verilirdi.

Osmanlı zamanında devletin önde gelenleri arasında da Ramazan sofraları ve diş kirası bir gelenek halini almıştı.

Halka açık iftarlar verilirdi. 19. asırda bilhassa Sultan Abdülmecid ve Abdülaziz’in saltanat yıllarında zenginlerin diş kirası vermesi usulünün devam ettiğini, Sultan II. Abdülhamid zamanında ise, bunu daha ziyade fakirlere tahsis edildiğini, Balıkhâne Nazırı Ali Rıza Bey bahsetmektedir.

Ev sahibi ikram etmenin ve misafir ağırlamanın sevabıyla mutlu olur. Ona bu mutluluğu misafir yaşatmıştır. Onun pek de güzel olmayan yemeğini yemiştir. Çenesi yorulmuştur. Üstelik çekilmez sohbetine de katlanmıştır. İkramın sahibi, “Ev sahibi sevap kazansın diye misafir pek çok eziyet çekmiştir, dişi yıpranmıştır” diye düşünürdü.

Fakir halkın orucunu açması için de sofralar hazırlanır, bu davetleri bilerek gelen ve ayrıca ”Tanrı misafiri” sıfatıyla iftar açmak isteyen herkes içeriye alınırdı. Yedirilip içirilen söz konusu bu fakir fukaraya bir miktar da para verilmek istenir, fakat harçlık ya da sadaka veriliyormuş gibi olmasın, verilen kişi rencide olmasın diye ağırlama faslı bittiğinde misafir ayrılmak üzereyken, kapıda kendisine küçük bir hediye kesesi verilir, “Efendim, zahmet buyurdunuz, ikramımızı kabul ettiniz, evimize şeref ve bereket verdiniz, acizane bunu dişinizin kirası olarak kabul ediniz” denirdi. Diş kirası sadaka olarak da verilirdi ama bunun sadaka olduğu belirtilmeden. Böylece diş kirasını yani sadakayı alan eziklik duymazdı. Böylece diğer insanların yanında incitilmemiş olurdu. Yemeğini bitirenler diş kiralarını aldıktan sonra “Kesenize bereket”, “Allah daha çok versin”, “Ziyade olsun” gibi dualarla konaktan ayrılırlardı.

********************************************************************************

Diş kirasıyla alakalı birkaç vakıa aktaralım:

 Fatih Sultan Mehmet dönemi sadrazamlarından Mahmut Paşa, tarihimizin ünlü cömert ve hayırseverleri arasındadır.  Her vesileyle yoksullara yardım etmekten zevk alan Mahmut Paşa, Ramazan ayı geldiğinde kesenin ağzını büsbütün açardı. Hele, konağında verdiği iftar ziyafetleri dillere destandı. Buradaki ziyafetin, başka zengin evlerinde rastlanmayan bir özelliği olduğu için…

imagesosmanli

 

 

 

 

ozbekistanda_kazanlarla_nevruz_pilavi_ve_somelegi_dagitildi_h57859

???????????

 

 

 

download

Onun sofrasında oruç açanlar, diş kirasına ilâveten her akşam, mutlaka ikram edilen nohutlu pilavın gelmesini dört gözle beklerlerdi. Dişlerine takılma ihtimali olan sert bir sahte nohut yakalama ümidiyle… Çünkü Paşa, kazanlarda pilav pişirilirken, içine nohut biçimi verilmiş altınlar da attırırdı.

İşte bu olay, hâlâ hemen herkesin bildiği ve kullandığı bir atasözümüzün doğmasına sebep olmuştur:

“Kısmetinde olan, kaşığında çıkar.”

********************************************************************************

Tanburi Arif Ağa bir ramazan öncesi çoluk çocuğu bayrama nasıl çıkaracağım endişesine kapılır. Bu endişesinin ürünü olarak Ramazan başlamadan bir gün önce Beşiktaş’ta Veli Efendizade’nin yalısına gitmeye karar verir. Tanburunu alıp Veli Efendizade’nin yalısına gelir.

00077356

tanburi

 

 

 

 

Veli Efendizade çok zeki alaycı bir insandır. Arif Ağanın yalıya geliş sebebini anlar.

Bir gün geçer Arif Ağa müsaade isteyerek yalıdan ayrılmak ister; ancak Veli Efendizade Arif Ağaya müsaade etmez.

İkinci gün Arif Ağa tekrar müsaade ister, Veli Efendizade “-müsaade yok” der. Hatta Veli Efendizade, Arif Ağaya bayrama kadar müsaade etmiyeceğini kati belirtir. Biçare Arif Ağa, boyun bükmekten başka çaresi yoktur. Bayrama kadar Veli Efendizade’nin yalısında tanburuyla misafir olur.

Oruçlar tamamlanır. Arif Ağa bir aydır çoluk çocuğu görememenin telaşıyla Veli Efendizade’den izin ister. Veli Efendizade Arif ağayı önemsemez,  tek kelimeyle “git” der. Fakat Veli Efendinin ulufe, bahşiş, diş kirası çeşidinden oralı olmaması Arif Ağayı üzer.Bir aylık diş kirasını, tanbur fasıllarını düşünür.

Yalıdan aşağıya iner,Kahyaya : “Efendi hazretleri benim için bir emir buyurdular mı?” şeklinde meramını iletir. Kahya da efendi hazretlerinin kendileri için bir emir buyurmadıklarını söyler. Arif Ağanın çoluk çocuğa bir şey götüremeyeceğinden bu durumdan canı iyice sıkılır. Kahyaya derdini anlatır anlatmasına; ama kahya, hazretin müsadesi olmadan bir şey yapamayacağını söyler.

Arif Ağa yalıdan boş çıkmamaya kararlıdır. Bir şekilde bir kayık parası alır, iskeleye doğru düşünceli düşünceli yürür. Bir ara geri dönüp baktığında Veli Efendizade’nin yalıda pencerenin köşe kenarından baktığını görür. İskeleye giderken “acaba” diyerekten tekrar geri dönüp bakar. Veli Efendizade Arif Ağaya dilini çıkarır. Veli Efendizade’nin bu alayı karşısında Arif ağanın iyice canı sıkılır. Arif Ağa iskeleye varıp kayığa binerken yine yalıya bir ümitle dönüp bakar, Veli Efendizade yine dilini çıkararak alay eder. Arif Ağa can sıkıntısından tanburunu yere çarpıp kırar. 

Arif Ağa, bir aydır mahpusluk içinde Veli Efendizade’nin yalısında kalıp diş kirası tanbur çalmanın karşılığı beş para alamamanın can sıkıntısıyla karşıya geçer, evinin olduğu mahalleye gelir. Bakar ki evin olduğu yerde yeller esiyor. Külüstür evi yok, onun yerine yeni inşa edilmiş, sıfır bir ev var.

images (1) images (2)

Arif Ağa acaba yanlış sokağa mı girdim diyerek hayıflanır. Silkinir, etrafına bakınır komşular, evler aynı evler… Sadece kendi evinin yerinde yeller esiyor, onun yerine çok güzel bir ev duruyor.

Arif Ağa heyecanla mahallenin bakkalına koşar. Bu durum nedir?  diye sorar.

Mahallenin bakkalı: Vallahi Efendi, Hayırsever Veli Efendizade isminde bir zat gelip ailenizi, çocuklarınızı yakında bir yerde ev kiralayıp oraya taşıdı. Hepsini ayrı ayrı giyindirdi. Bir aylık ev ihtiyaçlarını karşıladı. Eviniz yıktırdı, yerine böyle bir ev yaptırdı. Biz de hayretler içindeyiz.” der. 

Arif Ağa durumu anlar. Doğru Beşiktaş’a Veli Efendizade’nin yalısına koşar. Binbir temennaya durur, teşekkür eder. Veli Efendizade hiç istifini bozmaz. Arif ağaya yine dilini çıkarır.

İnsana duyulan saygı, asillik bu olsa gerek…

Veren el alan elden üstündür.

Reklamlar

About Ayşen Cumhur Özkaya

Ruhu Sanatçı Gönlü İnançlı Hali Hüzünlü Şefkatli Romantik Her daim Duygusal Hayalci Melankolik Karşılıksız Seven Çocuk Kalpli İlahi Aşka Aşık biri
Bu yazı TASAVVUF**Sufism içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s