Ünlü yazarların, oyuncuların, v.b. intihar notları…

İntihar

İngilizcedeki ‘suicide’ (kendi kendini öldürme) fiili ilk kez 1662 yılında, Fransızcadaki ‘suicidium’ fiili ise ilk kez 1737 yılında kullanılmış.

Her iki kelime de Latincedeki ‘kendini öldürme, katletme’ anlamında, ‘sui homicidia’ veya ‘sui ipisus homicidium’ terimlerinden geliyor.

İntiharkelimesi Türkçeye Tanzimat’la beraber girmişe benziyor çünkü İbrahim Müteferrika’nın matbaasında basılan ilk kitap olanVankulu Lügatı’nda (1727) veya Burhan-ı Katı Lügatı’nda (yazılışı 1652, tercümesi 1797) ‘intihar’ kelimesi yok.

O güne dek ‘hançere düşmek’, ‘ateşe düşmek’ vb. metaforlarla anlatılan ‘intihar’, Şemseddin Sami’nin Kamûs-ı Türkî (1901) adlı sözlüğünde, Arapçada ‘kurban’ anlamındaki ‘nahr’ kelimesinden gelme olarak tarif ediliyor.

İntihar düşüncesine yer veren ilk roman Ahmet Mithat Efendi’nin Hüseyin Fellah (1875) adlı romanı.

‘İntihar’ sözcüğünü ilk kullanan kişinin Âsaf mahlâsı ile yazan Mahmud Celaleddin Paşa (ö. 1903) olduğu sanılır. Abdülhamid’in kızkardeşi Seniha Sultan’la evlenerek saraya damat olan Paşa, intihar redifli 36 beyitlik İntihar Kasidesi’nde, kayınbiraderi Abdülhamid’le ters düşerek oğulları Prens Sabahattin ve Lütfullah Beylerle Avrupa’ya kaçtıktan sonra yaşadığı çileli hayat betimler.   

İlahi dinlerde intihar 

Ölüm önümde bugün 
Mür kokusu gibi,
 
Rüzgârlı bir günde yelken altına oturmu
ş gibi. 
Ölüm önümde bugün
 
Nilüferlerin kokusu gibi,
 
Sarho
şluğun kıyısına oturmuş gibi. 
Ölüm önümde bugün
 
Yıllarını tutsaklıkta geçirmi
ş bir adamın, 
Evini özlemesi gibi…
   

Bu satırlar, günümüzden 4 bin yıl önce, Mısır’da intihar eden birinin bıraktığı mektuptan alınma.

Muhtemelen insanlık tarihi kadar eski olan intihar eylemi, Platon, Aristotales, Epikür, gibi Antik Çağ filozoflarınca olumsuzlanırken, ilahi dinlerin hemen hepsinde onaylanmayan davranışlar arasında sayılmıştır.

Kur’an’da intihar kelimesi ve intihara ilişkin açık bir ifade bulunmamakla birlikte, bir kimseye hayat vermenin adeta bütün insanlara hayat verme gibi yüce bir davranış; bir cana kıymanın da adeta bütün insanları öldürme gibi ağır bir suç ve günah olduğunu belirten Maide Suresi’nin 32. ayetinden hareketle, İslam geleneğinde intihar günah kabul edilir, intihar eden kişinin cennete gidemeyeceği, cehennemdeyse ölümüne neden olan olayı tekrar tekrar yaşayacağına inanılır

“İntihar, korkunç bir ölüm şeklidir. Ona yol açan ruhsal ıstıraplar genelde uzun, şiddetli ve hafifletilemez olanlardır. Bu keskin acıyı yatıştıracak bir morfin yoktur. İntiharda, ölüm çoğu kez şiddet dolu ve tüyler ürperticidir. İntihar etme eğiliminde olanların acısı kişisel ve tarif edilemezdir; bu yüzden böyle bir ölüm geride kalan aile fertlerini, arkadaşları ve meslektaşları anlaşılamaz bir kayıp duygusu kadar suçluluk duygusuyla da başa çıkmak zorunda bırakır. İntihar, kötü sonuçlarında tarifi imkânsız bir şaşkınlık ve yıkımı barındırır.”

Birçok kereler intiharın eşiğinden dönmüş, yakın arkadaşlarından birinin intihar acısını yaşamış, psikiyatri profesörü unvanına sahip az sayıda kadından biri olan Kay Redfield Jamison intiharı ve kötü sonuçlarını böyle tanımlamıştır.

Prof. Jamison’ın depresyonel ve bipolar hastalıklar geçirmiş bazı şair ve sanatçıları ve bu hastalıkların nedenlerini araştırdığı “Ateşe Dokunanlar; Manik-Depresif Hastalığı ve Sanatsal Mizaç” adlı kitabında “şairliğin aklî hastalıklara açık, klinik tedaviye en fazla başvuran mesleklerden biri olduğu belirtilmiştir.

Kitapta özetle yaşamının merkezinde sürekli şiir olan insanların kendilerini sosyal hayattan gitgide soyutlayarak akıl hastanesine düşme veya intihar etme olasılığının yüksek olduğunun altı çizilmiştir.

Elbette şairlerin intihara neden bu denli istekli olabileceğini uzun uzun tartışıp, eylemin ahlâka uygunluğu ya da aykırılığı üzerine bir hayli felsefi çaba da harcayabiliriz. Ama her zaman daha önemli soru, “intiharı düşünenler için ölümün değeri ve yararlılığı acaba nedir?” olmalıdır.

Şair, kendini imha için seçtiği akıl almaz metotlar ve geride bıraktığı intihar notlarıyla kime, ne anlatmaya çalışır? Hayatla bağlarını sessiz sedasız koparmak yerine, neden geride kalanları acı ve pişmanlığa sürükleyen ilginç ölümleri tercih eder? Niçin kendine sunulmuş yaşam hakkını intiharla, alkolle, bazen tıbbî müdahaleyi zehir ilan edip reddederek, bazen yazdığı her şeyi ondokuzunda yakıp silaha ve savaşa koşturan Rimbaud gibi hayatını acılarla yineleyip durur? Acaba şair yaşam boyunca şiirlerinde aradığı ilgi ve farkedilme beklentisinin zirvesine, yok oluşla mı ulaşır?

J.Paul Sartre’nin tespitiyle “intihar, var olmanın bir başka yolu mudur? Ya da Zweig’in tanımlamasıyla şair “Bazen ölmeyi beceren ve ölümden zamanı aşan bir şiir yaratmayı bilenlerin uğraşı” mıdır? Kısaca bu sorular “felsefe, şiir ve sanatla uğraşan herkes niçin melankoliktir?” diye soran Aristo’dan beri hep aynı…

Şüphesiz karşılaşılan savaşlardan, ölüm, felaket ve sosyal hayat koşullarından en fazla etkilenen kişilerin şairler olduğu aşikârdır. Elleri kaleme, düşünceleri kelimelere tutunan nice şair, yazar ve edebiyatçının hak etmedikleri bir hayat yaşadığı; birçoğunun ömrünü yoksulluk, bakımsızlık ve hastalıkla mücadeleyle geçirdiği bilinmektedir. Bireysel mutluluklarından vazgeçip muhalif olabilen, düzenle hesaplaşabilmenin anahtarını şiir gören ve kırılgan bir kalbin sahibi olan bu insanların, şiirle kuvvetlenen ölüm duygusuna dirençlerinin hep sınırlı ve sıfır noktada olduğu söylenebilir. Sonuçta, kendini gaz odasına kilitleyen, elektrik direğine kravatıyla asan, naylon poşetle nefessiz bırakan, saçlarıyla kendini boğan, matkapla beyninde delik açan, usturayla şah damarını kesen ve intiharı sorunlarını giderici, çare bulamadığı acılarını dindirmeye yarayan, hayatı boyunca karşılaşamadığı huzur ortamını getirecek çözüm gören müntehirler hakkında yaptığımız yargılamalar maalesef bu gerçeği değiştirmeyecektir.

Ölümle yüzleşmek için fazlasıyla cesur veya hayatla yüzleşmek için fazlasıyla korkak bir davranış olarak gördüğümüz intihar, şairler için genelde “kötürüm hayatın en kolay çıkış yolu, çoğu kez mecbur hissedilen bir kurtuluş hamlesi olmuştur.

İntihar eden kişilere toplumsal bakış açıları konusunda yapılan araştırmalar modern toplumların trajik ölümleri en fazla şairlere yakışan bir ölüm biçimi olarak algıladığı ortaya koyuyor. Yine aynı araştırmanın sonuçlarına göre modern toplumlar; sıradan kişilerin ölümlerini korkaklık ve kaçış olarak görürken; yazar, şair veya sanatçı intiharlarını destanlaştırıp, neredeyse intiharı gerektiğinde olumlu bir davranış olarak algılayabildiklerini ortaya çıkarmıştır. Oysa yaklaşık yüzyıl önce toplumların düşünce yapısı, gelenek ve görenekleri, inanç ve yaşam koşulları intihar girişimlerine genelde olumsuz tepki göstermiş, toplumsal kanun koyucular da, tek tanrılı bütün dinler gibi uyarı ve sert önlemlerle insanlığı bu korkunç eylemden korumaya çalışmıştır. Bu önlemler toplum medeniyetlerine göre farklılık göstersede genelde şair, yazar ve sanatçıların eserleri intihar vakalarından doğrudan sorumlu kabul edilerek sansürlenmiş veya imha edilmiştir. Avrupa’nın birçok ülkesinden intihar edenlerin kalbine kazık çakılıp, ruhu cesedinden çıkmaya fırsat bulamasın diye yoğun bir kavşağa atılmış, üzerine taş dökülmüştür. Örneğin Finliler’de müntehirler yıkanmadan, kıyafetlerine dokunulmadan ocak maşasıyla yüzüstü gömülmüş, Fransa’da cesetleri sokaklarda baş aşağı sürüklenmiş, daha sonra bir fosseptiğe ya da çöplüğe bırakılmıştır. Bir dönem ülkemizde de önlem olarak intihar haberleri yapmak yasaklanmıştır. Fakat özellikle yaşadığımız çağda“kendini öldürme isteğine varacak kadar umutsuzluk ve çalkantı içinde olanlara merhamet gösterilmesi” gerektiğini savunan görüşlerin kabul görmesiyle tepkiler yumuşamış ve müntehirlere bakış açısı da değişmiştir. Kısaca kimi zaman bir devlet adamı, üst rütbeli bir subay, şöhretin zirvesinde başarılı bir sanatçı, servet sahibi zengin bir işadamı veya genç bir şair hiç beklenmedik bir zamanda kendi hayatının ipini çekmektedir.

İntihar vakalarında en çok merak edilen konu, müntehirleri bu ürkünç eyleme hangi sebeplerin götürdüğüdür. Tarih boyunca intihar vakaları konusunda yapılmış yüzlerce inceleme ve sosyal tahliller olduğu hepimizin malumudur.Fakat edebiyat ve intihar ilişkisi özellikle son çeyrek asırda araştırmacıların genel vakalardan ayrı tutarak bilimsel olarak incelemeye başladıkları yeni bir alan olmuştur. Özellikle şairlerin yaşamları, ilginç ölüm metodları, geride bıraktıkları notlar bir bütün olarak incelendiğinde kaçınılmaz olarak toplumları meraklandıran gizemli bir ilgiyi de üzerine çekmiştir.

Pensilvanya Üniversitesi’nden araştırma görevlileri Shannon Wiltsey ve yazar James W. Pennebaker şairlerin intihar, ölüm ve akıl hastalıklarının nedenleri konulu bir araştırma yapmışlardır. Araştırma sonuçlarında birçok şairin intihara teşebbüs etmemiş olsa bile, hayatları boyunca bir çeşit depresif düzensizlik yaşadığı iddia edilmiştir. Şairler arasında intihar oranının diğer edebi yazarlar ve genel nüfusa göre daha yüksek olduğu belirtilen araştırmada, intihar eden şairlerin yazdıkları şiirlerde, intihar etmeyen şairlerden çok daha fazla oranda “ben, benim” gibi birinci tekil şahıs kelimeleri kullanmış oldukları gözlemlenmiştir. Ayrıca intihar eden şairlerin şiirlerinde, “konuşmak, paylaşmak, dinlemek” gibi sosyal bağlantı içeren kelimeleri olabildiğince az kullanmış oldukları da örneklerle ortaya konulmuştur.

Edebiyat, felsefe ve şiirle uğraşan yazarlarının ölüm ve intiharları üzerine kapsamlı araştırma yapan bir başka isimde Amerikalı bilim adamı Dr. James Kaufman’dır. Muhtelif dönemlerde ölen veya intihar eden 1987 yazarın hayatını inceleyen Kaufman; araştırmasına konu olan yazarları romancılar, şairler, oyun yazarları ve diğerleri diye sınıflandırmıştır. Aralarında Türkiye’den de edebiyatçıların bulunduğu araştırmaya göre şairlerin, edebiyatın diğer dallarıyla ilgilenenlerden daha erken ölümle tanıştığı, bunun sebebininse şairler arasındaki intihar oranlarının yaş ortalamasını düşürmesi olarak tanımlamıştır.

Dr Kaufman ‘Journal of Death Studies’ dergisinde yayınlanan araştırmasında, şairlerin ruh hastalıklarına yatkınlığında en temel sorunları “normal bir insandan daha fazla düşünme, yalnızlık hissini çok daha şiddetli yaşama, zirveye erken yaşta çıkma, içlerine kapanma ve sosyal hayatla olan bağlarının şiirle gitgide zayıflıması olarak sıralamıştır.

Şairlerin yaşamla bağlarını erken koparmalarınıysa ‘onların iç dünyalarında olup biten sancıları şiirle atlatmaya çalışmalarına ve bu duygular şiirin onaramayacağı bir dereceye eriştiğinde düştükleri ruhsal bunalımla kendilerini imha etmeyi son çare olarak görmeleriyle’ açıklamıştır.

Şairliğin akıl hastalıkları ve depresyonla ilişkili olduğu düşüncesinin çok abartılan romantik bir adet olduğunu savunan karşı bir cephe olsa da; Kaufman “şiirin kendine zarar vermeye yatkın insanlar için daha cazip bir uğraş olduğunu araştırmasında bilimsel olarak ortaya koymuştur.

Dr Kaufman ayrıca, ‘Kendi kendini imha’ konusunda, kadınların erkeklere göre daha aceleci davrandığını, kadınların ruhsal sorunlarla baş etme olasılığının erkeklere göre çok daha düşük olduğunuve bu durumu, yirmi dokuz yaşında yaşamına son vermiş bir kadın şairin, Sylvia Plath’ın adıyla anıp, ‘Sylvia Plath etkisi’ olarak adlandırmıştır.

Deliliğe Övgü

Sylvia Plath teorisin en temel özelliği “özgün üretimle deliliğin bağdaştırılmasıdır”. Teori özetle özgün üretim yapabilmek için insanın içsel duygularını normal insanlardan çok derin hissetmesi gerektiğini, bu derinliğin boyutlarının kontrolden çıkmasının şairi intihara kadar götürebileceği temeline dayanır. Aslında Plath’ın hayatı bu teorinin en belirgin örneği gibi ortada durmaktadır. İlk intihar denemesinden sonra depresyon tedavisi gören ve iyileşen Plath buna rağmen sırça fanus isimli romanında kimsenin bilmediği intihar girişimlerinden, yaşamla ölüm arasında sonu belli olmayan tehlikeli ara hamleler yapmasından ve kazandığını düşündüğü deneyimlerinden de övgüyle bahsetmiştir.

“Yine yaptım, on yılda bir beceririm bunu ben!
Her şey gibi eşsiz bir ustalıkla yapıyorum bu işi,
Öyle ustaca ki insana korkunç geliyor
Öyle ustaca ki gerçeklik duygusu veriyor,
Bu konuda iddialıyım sanırım.”

Şairlerin intiharı konusunda yapılan bütün araştırmalarda hayatı ve trajik ölümü incelenen ve en bilinen kadın şairlerden biri olan Plath, şüphesiz yazdığı şiirlerin yanı sıra kendini gaz odasına kilitleyerek ölüme gidişiyle de sembol olmuştur. Kaufman’a göre, Plath’ın yaşamı boyunca intihara bu denli yakın durması, bütün bir hayatı ele alınınca oldukça dramatik bir anlam ifade etmesi ondan sonra gelen birçok kadın şair ve yazarı da etkilemiştir. Türk edebiyatında Nilgün Marmara intiharı Kaufman’ın ‘Sylvia Plath etkisiyle ilişkilendirilir. Plath hayranı ve Plath’la aynı yaşta intihar eden Nilgün Marmara, ‘Sylvia Plath’ın şairliğinin intiharı bağlamında analizi’ adlı tezinde şöyle yazmıştır:“Çektiği acıyı mısralarıyla yenmeye çalışmışsa da, eserleri doğaçlama yaşanan bu tutkulu hayatın ölüme yenik düşmesinin kanıtıdır. Plath için şiir, dış dünyanın tehdidine katlanma ve izolasyon olasılığını sağlayan bir sığınaktır. Bu izolasyon gerçeklerden kaçış ama mutlaka fark edilme olarak yorumlanabilir.”

Plath’ın neredeyse bütün kaosunu özetleyen Sırça Fanus adlı romanındaysa kendi hayatına ilişkin çarpıcı ipuçlarına rastlarız :                                                                                           “içinde ölü bir kelebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düştür…”

“Benim için şimdi sonsuzdur, sonsuz da sürekli olarak değişir, akar, erir. Yaşam bu andır. Geçip gittiğinde, ölüdür artık. Ama her yeni anla birlikte yeniden başlayamazsınız, ölü olana göre yargılamak zorundasınız. Bataklık kumu gibi tıpkı… Daha başından umutsuz. Bir öykü, bir resim, heyecanı biraz yenileyebilir, ama yeterince değil, yeterince değil. Şimdinin dışında hiçbir şey gerçek değildir, daha şimdiden yüzyılların ağırlığının beni boğduğunu duyumsuyorum. Bir zamanlar, yüz yıl önce bir kız yaşamıştı, şimdi benim yaşadığım gibi. Sonra öldü. Ben şimdiyim, göçüp gideceğimi de biliyorum ama. Doruktaki o an, o parıltı gelip geçiyor, sürekli bir bataklık kumu. Ama ben ölmek istemiyorum”
Plath, Temmuz 1950

Sonuç olarak; beynin bilinmeyen köşelerinden her parlamasında başka kıvılcımlar saçan bu tılsımın hayata tahammülünün az olduğu her halinden anlaşılıyor. Şairlerin normal insanlara göre duygularını çok daha şiddetli yaşayan, yaşadıkları için yazabilen, kitleleri bu derin duygularıyla etkileyebilen farklı insanlar olduğu bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır.

Sebebi ne olursa olsun belki de “Ölmek istemiyorum” diyen şairlerin, sürekli ölmek için çaba harcamaları ve ölümden bahsetmeleri “ölüm” ve yaşam arasında fark edilmenin, toplumsal bir tavrın, muhalif bir duruşun ve duygu derinliğinin içinden çıkılmaz son hamlesi olarak kabul edilebilir.

Şairler ölmek istemezler, çünkü ölmek unutulmak, yok olmak demektir. Şairler ölmek isterler, çünkü ölerek yaşamak onlar için hep daha cezbedici bir duygudur! Bu açıdan bakıldığında şair belki de son hamlesini, hayata sınırlar koyan, onu basitleştiren bütün yaşam koşullarına “şiirlerin” ölümsüz dizeleriyle “ölüm” diye bağırarak yapar!

ALINTIDIR :  Şairin Son Sığınağı “intihar” Nurdal Durmuş
otuzuncu harf edebiyat ve düşünce dergisi beşinci sayı.

******************************************************************************

******************************************************************************

İntihar vakalarında şairlerle diğer insanlar arasındaki göze çarpan en belirgin ortak özelikler :

hemen hemen hepsinin çocuk yaşta sorumluluk üstlenmiş, anne babalarını erken yaşta kaybetmiş, yoksulluk, melankolik aşklar, sosyal incinmeler v.b gibi sorunlarla erken yaşlarda tanışmış olmalarıdır.

İntiharın dayandığı temel nedenlerse :

Şefkat ve maneviyat duygusunun dengede tutulmadığı, tatmin edilmediği ortamda büyüyen, askerlik psikolojisi ve savaşların bıraktığı etkiden kurtulamayan, amansız bir hastalığa yakalanıp iyileşme umudunu kaybeden, cinsel taciz veya istismara uğrayan, eşleri tarafından aldatılan veya hak ettiği ilgiyi gördüğüne inanmayan, kendisini içinde bulunduğu toplumdan farklı görüp yaşadıkları ortama yabancılaşan, yalnızlık hissini atlatabilmek için sadece tek bir insanın ilgi ve şefkatini saplantı haline getiren, dünyanın içinden çıkılmaz kötü bir yaşam alanı olduğunu düşünen, karşılıksız aşk yaşayan ve maddi imkânsızlıklar nedeniyle yaşam koşullarına tahammül edilememesi olarak sıralanabilir.

********************************************************************************

********************************************************************************

Arthur Koestler

Macaristan’lı yazar

(05.09.1905 – 01.03.1983)

1979 yılında Parkinson ardından 1981 yılında kanser olduğunu öğrendikten sonra  hastalığın kendisini yavaş yavaş öldürmesine tahammül edemedi ve yaşamına son vermeye karar verdi. Ötenazi Gönüllüleri Derneğine Başkan olmuştur.  kendisi yalnız bırakmadı ve 82 yaşında 1983’de karısıyla birlikte supheli bir sekilde intihar etmistir. Psişik incelemeler icin 400 bin poundluk bir para bırakmıstır. Bu para ile edimbourg Üniversitesinde kürsü kurulmustur. Bölümün önüne dikilen heykeli, kadınları taciz ettigi aciklaninca taslanmis ve kaldirilmak istenmistir.

********************************************************************************

Attila Jozsef

Macar, toplumcu gerçekçi şair

(11.04.1905 – 03.12.1937)

Hayatı tamamiyle acılar içinde geçti.

Attila József,bir şizofren’di ve ömrü boyunca pek çok kez ölmeyi denemişti. İlk intihar girişimini 9 yaşında yapmıştır.

1937 yılında Balaton gölü yakınlarında ”Raylarda çırpınır kanlarım sıcak” dedikten sonra kendisini trenin altına bırakır…

**********************************************************************************************************

Beşir Fuad

Türk asker ve yazarı

(1852 – 1887)

Kendi ifadesine göre annesi gibi sinir hastalığı sonucu ölmek istemediği için bileklerini keserek intihar etmiştir. Ancak ölüm sırasında hissedilenleri bilimsel bir gözlem olarak kaydetmeyi de amaçlamış, arkasında birkaç satırlık bir tasvir bırakmıştır. Bu metin ve intiharıyla ilgili mektupları Ahmet Mithat Efendi Beşir Fuad isimli eserinde yayınlamıştır. Cesedini kadavra olarak Tıbbiye’ye bağışladıysa da bu isteği yerine getirilmemiştir.

Entelektüel Beşir Fuad’ın intiharı 

Bazılarına göre ‘İlk Türk Materyalisti’, bazılarına göre ‘İlk Türk Pozitivist ve Naturalisti’ olan Beşir Fuad, 6 Şubat 1887’de, Cağaloğlu Yokuşu’nda, Babıâli’deki ilk kitabevinin sahibi Arakel Tozluyan’ın dükkânının karşısındaki 12 numaralı evde, gece geç vakit intihar ettiğinde 35 yaşındaydı. O gece Beşir Fuad, koluna klorit kokain enjekte ederek bileklerini dört yerden kestikten sonra kendi kanını mürekkep yaparak izlenimlerini yazmaya koyulmuş, kendisini yoklamak için kapıyı çalan baldızını “çalışıyorum” diye savuşturmuş, bir süre sonra bağırıp yardım istemeye başlayınca çağrılan doktora ise “beyhude uğraşmayınız, beş dakikalık ömrüm kaldı” demişti. Kanıyla yazdığı son mektubunda şöyle diyordu:

”Ameliyatımı icra ettim,hiçbir ağrı duymadım.Kan aktıkça biraz sızlıyor.Kanım akarken baldızım aşağıya indi.Yazı yazıyorum,kapıyı kapadım,diyerek geri savdım.Bereket versin içeri girmedi.Bundan daha tatlı bir ölüm tasavvur edemiyorum.Kan aksın diye hiddetle kolumu kaldırdım.Baygınlık gelmeye başladı …Vücudumu otopsi için Tıbbiye’ye bağışladım. Cenazem oraya nakledilmelidir.”

Sözünün eri şair : Zengin bir aileden gelen, Cizvit mektebinde okuyan, dine mesafeli duran, birden fazla evlilik yapan, metresinden gayrimeşru bir çocuğu olan Beşir Fuad, intihar kararını tam iki yıl önce dostu edebiyat adamı Ahmed Mithad Efendi’ye yazdığı mektupla ayrıntılı olarak duyurmuştu. Mektubunda Tıbbiye’nin yılda ancak beş altı kadavraya kavuşabilmesini yetersiz bulduğu için, amacının vücudunun teşrih (otopsi) için Tıbbiye’ye bağışlamak olduğunu belirtiyor, intihar için seçtiği yöntemi anlattıktan sonra sözlerini şöyle bitiriyordu: “Şairler söz ile pek çok kahramanlık satarlar; fakat fiiliyata gelince, böyle bir metanet göstereceklerinden pek emin değilim. Çünkü şu intihar, beyne bir tabanca sıkmak, kendini asmak veya suya atılmak gibi değildir. Onlara bir kere teşebbüs edilince, onu menetmek ihtiyarı elden gider.” 

Dostları kendisini ikna ettiklerini sanmış olmalılar, çünkü Beşir Fuad 1887 yılına büyük coşkuyla girmişti. Gazetelere tefrikalar, kitap ve tiyatro eleştirileri yazıyor, edebiyat polemiklerine katılıyordu. Dahası intiharından iki gün önce bile gelecekle ilgili iyimser planlar yapıyordu. Ancak sonunda kafasına koyduğunu gerçekleştirmişti. Gerçekleştirmişti ama Beşir Fuad’ın intiharı o dönem için son derece anlaşılmaz bir olaydı. Nitekim ölü bedeninin kadavra yapılması yolundaki vasiyeti Ahmed Mithad Efendi başta olmak üzere dostları tarafından şeriata aykırı bulunarak yerine getirilmedi. Bir iddiaya göre cenaze namazı da kılınmadı.   

Bir diğer yorumla : Ateistti. Kaderin insanın elinde olduğunu kendisine kanıtlamak için bileklerini keserek intihar etti. Öldüğünde 45 yaşındaydı denilmektedir ki bu yorumun yanlış olduğu görülmektedir. 35 yaşında intihar eden Beşir Fuad’ın cenaze namazının kılınmaması da Ateist olduğuna dair söylenti çıkarmış olabilir.

********************************************************************************

  Cesare Pavase                                                                                                                       İtalyan şair, romancı, çevirmen ve eleştirmen                                                                              (09 Eylül 1908 – 27 Ağustos 1950)

“Sevdaydı, şiirdi, öfkeydi, aşktı
bunların hepsi usul usul intihar evrimleri.” diyerek intiharını çok önceden yazan İtalyan yazar.

İtalya’nın önemli edebiyat ödüllerinden Strega Ödülü’nü aldığı yıl bir otel odasında bir kutu uyku hapı alarak intihar etti.Öldüğünde 45 yaşındaydı.

“Kolay sanmıştım ilk düşündüğümde, oysa alçakgönüllülük istiyor                        son adım, kendini beğenmişlik değil.”

 

********************************************************************************

Charlotte Perkins Gilman                                                                                                 Amerikalı yazar                                                                                                                               (1934)

Ölme hakkının savunucularından Gilman, aşırı doz kloroform alarak intihar etti.

“İnsan artık bir işe yaramadığında, kaçınılmaz ve yakın bir ölümden emin olduğunda, yavaş ve feci bir ölüm yerine hızlı ve kolay bir ölüm seçmek en basit insan haklarından biridir. Kloroformu kansere tercih ettim.”

An advocate for the right-to-die, Gilman :

“- When all usefuless is over, when one is assured of an unavoidable and imminent death, it is the simplest of human rights to choose a quick and easy death in place of a slow and horrible one. I heve referred chloroform over cancer. “

******************************************************************************

Chris Chubbuck  – Christine Chubbuck                                                                                 Amerikalı Gazeteci yazar                                                                                                                   (15 Temmuz, 1974)

Chubbuck kendini canlı bir televizyon yayını sırasında kafasından vurdu.

“Ve şimdi, Kanal 40’ın size her zaman en son şiddet olaylarını sunduğu yayın politikasına bağlı kalarak, canlı renklerle bir ilki daha göstermek üzereyiz – bir intihar girişimi.”

tumblr_m8t879ryi01qbe95zo1_500

chubbuck_gun

postril_2

 She was a news reporter at WXLT-TV & she came into spotlight for her suicide which aired on live TV.

She was depressed about not having a romantic partner in her life & she has tried suicidal attempts before her final attempt too. She was romantically inclined towards her co worker reporter but she found that he was interested in sports reporter of WXLT-TV which further deepens her state of being depressed. Before her death she also had an argument with news staff who cut her covered story from running on TV to telecast live shooting. On the morning of July 15,1974 she insisted to read a newscast to open up her program which was an unusual demand from her.She covered three stories & then went on to saying “keeping with Channel 40′s policy of bringing you the latest in blood and guts, and in living color, you are going to see another first: attempted suicide.” & shot herself at the back of right ear.

******************************************************************************

Christoph Friedrich Heinle  

Alman Şair

(1894 – 1914)

404714567.3217167,3.140x185

Lirik bir şair olan Heinle, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasından hemen birkaç gün sonra 08.08.1914‘de  kız arkadaşı Rika ile birlikte, “tartışma odası” dedikleri derslikte doğalgaz vanasını açık bırakma yoluyla intihar etti.

********************************************************************************

Clara Blandick 

auntie m

This actress gained recognition for her character of Auntie Em in Wizard of Oz.   She was depressed due to her health in her last days & fed up of living a painful life. She started loosing her vision & overdosed herself with sleeping pills.

Her suicide note was:

“I am now about to make the great adventure. I cannot endure this agonizing pain any longer. It is all over my body. Neither can I face the impending blindness. I pray the Lord my soul to take. Amen.”

********************************************************************************

Comte de Lautreamont   –    Gerçek adı :  Isidore Lucien Ducasse                            Fransız Şair                                                                                                                                (04.04.1846 – 24.11.1870)

  • Kullandığı “Lautreamont”  ismini Eugene Sue’nun “Latreaumont” romanından almış.   24 yaşında bir otel odasında intihar ederek yaşamına son verdi. En önemli eseri gerçeküstü figürler ve olgular içeren, Tanrı’ya başkaldıran ve insanın daha çok hayvansı yönlerini anlatan düzyazı-şiir tarzı bir kitap olan “Maldoror’un Şarkıları“dır.   İlk kıtası, anonim olarak 1868’de yayımlandı. Emile Zola, Victor Hugo gibi Fransız edebiyatının ünlü isimleri için editör olarak çalışmış Albert Lacroix ve Joseph Proudhon  tarafından kitabın son halinin düzeltmeleri yapıldı. 1869 yazında basıldı. Lacroix şirketi, çalışmanın değerlere hakaret eden ve müstehcen doğasından dolayı davadan korktu ve asla kitabı satışa sunmadı.“Maldoror’un VI. Şarkısı’nı okuyunca kendi yapıtlarımdan utandım.” – Andre Gide
  • “Maldoror’un birazcık tadına bakınca, bütün şiir yavanlaşıyor.” – Aragon
  • “Lautréamont’u açın! Bütün edebiyat şemsiye gibi tersine döner.” – Francis Ponge

******************************************************************************
********************************************************************************

Eleanor Marx

İngiliz Marksist yazar ve politik eylemci

(16.01.1855 – 31.03.1898)

Marksizimin babası Karl Marx`ın en küçük kızıydı. 1884’de Sosyal Demokrat Federasyona üye olduğu dönemde Edward Aveling ile tanıştı ve çift ömür boyu nikahsız şekilde birlikte yaşadı. Sevdiği adamın 1898’de gizlice bir oyuncu ile evlendiğini öğrenince bunalıma girdi. Beraber intihar etmeyi önerdi. Sevgilisinin temin ettiği hidrojen siyanürü içerek intihar etti. ancak Aveling sözüne uymayarak intihar etmedi. Bu davranışı yüzünden tepkiyle karşılansa da herhangi bir yasal sorunla karşılaşmadı. Eleanor öldüğünde 45 yaşındaydı.

********************************************************************************

Ernest Hemingway 

Hayatının sonlarına doğru herşeyin boş olduğuna dair fikirleri oluştu. 62 yaşında babası ve annesi gibi av tüfeği ile kendini vurarak yaşamına son verdi. Nobel ve Pulitzer Ödülü sahibiydi.

********************************************************************************

Freddie Prinze

American actor/comedian,

(         –  29.01.1977)

Freddie Prinze

Shot himself in the head in front of his business manager, while under the influence of prescription drugs.

Freddie Prinze, the father of Freddie Prinze Jr., got his start at a standup comedian. He had been born Frederick Karl Pruetzel but changed his last name to Prinze because he decided he was going to become the prince of comedy (he originally wanted to be king, but Alan King already had the name). He was the first comedian to asked to have a sit-down chat with Johnny Carson on his first Tonight Show appearance. Being asked for a sit-down chat by Carson was considered the Holy Grail of honors by comedians. He is best known for his role as Chico in the hit television series Chico and the Man. Prinze suffered from depression and a drug addiction. January 28, 1977, after talking to his estranged wife on the telephone, he shot himself in the head with a semi-automatic pistol. There are some who believe this was an accident due to Prinze’s penchant for playing Russian roulette to freak out his friends. But his death was ruled a suicide. He was only 22 years old.

“I must end it. There’s no hope left. I’ll be at peace. No one had anything to do with this. My decision totally. “

*******************************************************************************

Georg Trakl

Avusturyalı lirik şair

(03.02.1887 – 03.11.1914)

Empresyonizm ve Ekspresyonizm’in dikkate değer isimlerindendir. Kızkardeşi Grete ile yaşadığı ensest ilişki onu bütün hayatı boyunca etkiledi. Şiirlerinde etkisi görüldü. 1912’de Avusturya-Macaristan ordusunda askeri eczacı olarak çalışmaya başladı. Alkol ve uyuşturucu bağımlısıydı, cephede savaşın dehşetini yaşadı. Başarısız bir intihar girişimi sonrası gözetim altında tutulduğu Polonya-Krakov’daki hastanede aşırı dozda uyuşturucu alarak bu dünyayı bize bırakıp gitti. Georg Trakl başlangıçta Hölderlin ve Fransız simgeci şairlerden Rimbaud ve Baudelarie etkisinde kalmış, ancak zamanla kendine özgü içinde acımasız bir yalnızlık, derin bir hüzün barındıran açlık, savaştan nefret, kötülük, suç, çürüme ve ölüm izleklerini barındıran dışavurumcu bir şiir oluşturmuştur.

Ey gece, acılarımın önündeki dilsiz kapı,
Gör artık bu karanlık yara izinin kanadığını
Ve kabından taşmak üzere olduğunu çektiklerimin!
Ey gece, ben hazırım artık!
Ey gece, unutmuşluğun bahçesi, darmaduman,
Yoksulluğumun dünyaya kapalı ihtişamında,
Salkımlarla, dikenli çelenkler de solmakta,
Gel, ey en yüce zaman!

********************************************************************************

GEORGE SANDERS

c_documents_and_settings_user_my_documents_my_pictures_george_20sanders

george-sanders-641273l

George was an English author,music composer,singer & actor.He acted in more than 100 films & also did some work on silver screen,his most notable work of acting was in All about Eve & Rebecca. His bass-full voice lend him many villainous roles in film industry. He was acknowledged for his work when he was given two stars on the Hollywood walk of fame but all the appreciation even did not stop him from taking his own life.

On 25th April 1972,he was found dead in a Barcelona hotel. He died because of over consumption of barbiturate Nembutal which resulted in his cardiac arrest. Strange thing about his death was that his friend predicted in 1937 that George will commit suicide at the age of 65 which was his exact age at the time of his death. 

His suicide note read:

“Dear World, I am leaving because I am bored. I feel I have lived long enough. I am leaving you with your worries in this sweet cesspool. Good luck. (with his signature under the message)”

********************************************************************************

Gerard De Nerval (Gérard Labrunie)                                                                               Fransız; şair, yazar ve gezgin                                                                                                   (22.05.1808 – 26 Ocak 1855)

“Yazık! Her şey ölecek demek ben ölürsem!”
– Gerard De Nerval-

********************************************************************************

Hart Crane                                                                                                                             Amerikalı şair                                                                                                                                       (21.07.1899 -27.04.1932)

Orizaba buharlı gemisinden atlayarak bağırdı ; “Hepiniz hoşça kalın!”

Called out as he jumped off the steamship Orizaba : “Goodbye, everybody!”

*****************************************************************************

Heinrich von Kleist                                                                                                                   Alman yazar ve dramaturg                                                                                                             (1811)

Kleist, kanser hastası olan genç kadın arkadaşıyla birlikte bir intihar anlaşması yaparak öldü. Bir sonbaharda Wannsee nehri kıyısında tabanca ile önce sevgilisini ardından kendini öldürdü. Kız kardeşine bıraktığı intihar mektubunda şunları söyledi.

” Yeryüzünde artık öğrenip edineceğim hiçbir şey kalmadığı için ölüyorum. Elveda!”

“Bütün dünyayla – ve her şeyden önce seninle – uzlaşmadan sevgili Ulrike, şu anda olduğu gibi rahat ve huzurlu ölemem. Bana yazdığın mektupta başvurduğun güçlü ifadelerden vazgeç: Bırak onların hükmünü kaldırayım; gerçekten de beni kurtarmak için gücünün yettiği her şeyi yaptın, yalnızca bir kız kardeş olarak değil fakat bir insan olarak da yapılabilecek her şeyi yaptın. Gerçek şu ki, yeryüzünde hiçbir şey bana yardımcı olamaz. Ve artık hoşça kal: Tanrı sana benimkinin yarısı kadar olsa bile, keyifli ve tarifsiz mutluluk içerisinde bir ölüm bahşetsin: Bu senin için düşünebildiğim en içten ve en büyük dilek. Henry. Stimmung, Potsdam, ölümümün sabahında.”

Kleist died in a suicide pact with a young woman friend, who was suffering from cancer. He addressed a suicide note to his sister :

“I cannot die without, contented and serene as I am, reconciling myself with all the world – before all others – with you, my dearest Ulrike. Giveup the strong expressions which you resorted to in your letter to me : let me revoke them; truly, to save me, you have done all within the strength, not only of a sister, but of a man – all that could be done. The truth is, nothing on earth can help me. And now good-bye : may Heaven send you a death even half equal to mine in joy and unutterable bliss : that is the most heart – felt and rofoundest wish that I can think of for you. Your Henry. Stimmung, at Potsdam, on the morning of my death.

******************************************************************************

Hunter S. Thompson                                                                                                       Amerikalı yazar                                                                                                                               (20 Şubat, 2005)

Thompson, karısı Anita için “Futbol sezonu bitti” notunu bıraktı. Dört gün sonra evde kendisini vurdu.

Yazarın külleri, Thompson’ın vasiyeti üzerine Colorado’da Woody Körfez’inden havaya savruldu.

“Artık Maçlar Yok. Bombalar Yok. Yürüyüş Yok. Eğlence Yok. Yüzmek Yok. 67. 50 yaşımı 17 sene geçmiş. İhtiyacım olandan ya da istediğimden 17 daha fazla sene. Sıkıcı. Her zaman bir huysuz oldum. Kimse için eğlenceli değil. 67. Giderek Aç gözlü oluyorsun. Yaşlı haline göre davran. Sakin ol Hiç Acımayacak.”

 Huty1628811

His shot to fame was his book “Hell’s Angels: The Strange and Terrible Saga of the Outlaw Motorcycle Gangs”. His father’s death had a heavy impact on his memory.

His suicide note was:

“No More Games. No More Bombs. No More Walking. No More Fun. No More Swimming. 67. That is 17 years past 50. 17 more than I needed or wanted. Boring. I am always bitchy. No Fun – for anybody. 67. You are getting Greedy. Act your old age. Relax – This won’t hurt.”

******************************************************************************

Jack London

ABD’li gazeteci ve roman yazarı

(12.01.1876 – 22.11.1916)

Tüm zamanların en çok okunan romancısı olarak kabul edilir. “Dişisine kötü davranan tek hayvan insandır.” sözünün sahibidir. Yazdığı kitaplardan çok para kazanmasına rağmen 40 yaşında ilaç içerek yaşamına son verdiği söylenir.

Jack London’ın ölüm sebebi çok tartışılmıştır. Pek çok eski kaynakta intihar ettiği anlatılmıştır. Ölüm raporunda ölüm sebebi “üremi” dir. 22 Kasım 1916’da, çiftliğinde bir uyku sundurmasında ölmüştür. Son döneminde çok acı çektiği ve “morfin”aldığı biliniyordu, kazayla ya da kasıtlı olarak aşırı doz olması da ihtimaller dahilindedir.

Clarice Stasz’a göre “London’ın ölümünü takiben, bazı nedenlerle, onun sonunda intihar etmiş bir kadın avcısı olduğu yolunda bir biyografik efsane gelişti. Birinci el kaynaklara dayanan yakın zamanlı ciddi çalışmalar bu karikatürü reddetmektedir.” London’ın eserlerinde intihar pek çok kez karşımıza çıkar ve bu durum sözkonusu “biyografik efsane”nin oluşmasına katkıda bulunmuş olabilir.

Yaşamöyküsünü yazan Russ Kingman London’ın “inme ya da kalp krizi” nedeniyle öldüğünü düşünmüştür.

Jack London’ın külleri, eşi Charmian’ınkilerle birlikte, Glen Ellen, California’daki Jack London Eyalet Tarih Parkı’na gömüldü. Çok sade olan mezarda sadece yosun tutmuş bir kaya parçası dikilidir.

********************************************************************************

James Whale

james-whale-1

His best film direction work was seen in films like Frankenstein, The Invisible Man,Bride of Frankenstein & The Old Dark House.

After directing many successful films, his filmy career started declining which affected him to the extent of taking his life by his hands by drinking too much alcohol & jumping into swimming pool which resulted in his head hitting the bottom of the pool.

Her suicide note was:

”‘The future is just old age and illness and pain… I must have peace and this is the only way.”

********************************************************************************

John Kennedy Toole

ABD’li yazar

(17 Aralık 1937 – 26 Mart 1969)

Kitabının yayıncılar tarafından basılmaması sonucunda depresyona girdi ve 39 yaşında intihar etti.  Kitabın yayıncılar tarafından geri çevrilmesi, yazarın kötü durumda olan ruh sağlığını daha da olumsuz etkilemiş, artan alkol ve ilaç kullanımı ve ağırlaşan depresyonu intiharla sonuçlanmıştı. Alıklar Birliği (A Confederacy of Dunces) adlı romanı yayınlanamadan intihar eden Toole’un ölümünden sonra kitabı basıldı ve 1981 yılında Pulitzer Ödülü’nü kazandı.

********************************************************************************

İlhami Çiçek

Türk Şair

(1954 – 14.06.1983)

Henüz 7 yaşında iken kardeşi ile samanlığın damında oynarken aşağı düşer ve yaklaşık bir gün boyunca baygın kalır. Bu kaza, İlhami Çiçek’in hayatının geneline nufüz eden ürkeklik, durgunluk ve duygusallığın ana kaynağıdır.

“Yalnız hüznü vardır, kalbi olanın” dizeleri ile buhranını anlattı. 29 yaşında balkondan atlayarak intihar etti.

İlhami Çiçek’in vefatı hakkında açıklanmış resmî bir rapor olmaması, O’nun vefatı hakkında süregelen bir tartışmaya neden olmuştur. Görüş bildirenlerden bir kısmı, şiddetli bir epilepsi nöbeti esnasında aklî melekelerini kaybederek pencereden atladığı üzerinde; diğer bir kısmı ise intiharı amaçlayarak pencereden atlamış olduğu görüşünde birleşmektedir.

Bir görgü tanığı: İlhami Çiçek “yakalandığı hastalıktan” ölmedi. İntihar etti. Tokat’taki askerliği sırasında. Ki ben de o tarihte orada askerdim. Cansız bedeni akşam karanlığı çökene kadar da düştüğü yerde, “don” katına bekletildi. Bizim bölük, eğitim sahasından tadat alanına giderken üzeri kahverengi bir battaniye ile örtülmüştü. Sonra da ambulans geldi. Kaldırıldı İlhami Çiçek.

1984 tarihli Türkiye Kültür Sanat Yıllığı: İlhami Çiçek, daha önce yakalandığı sara hastalığına ait bir kriz sonrasında vefât etti.

İsmail Bingöl: Ve, askerliğinin bitmesine çok kısa bir süre kala, geçirdiği şiddetli bir kriz sonrasında vefat eder.

Metin Cengiz: Kemal Bey’e karışıklıkları önlemek amacıyla tedavi için kaldırıldığı bir hastanede mi yoksa, yoksa askerlik yaptığı kışlada mı intihar ettiğini soruyorum. Tokat’ta askerlik yaptığı yıl (1983), 13 Haziran’da kendini pencereden atarak intihar ettiğini söylüyor. Ben ise merdivenden kendini atarak intihar ettiğini duymuştum. İkinci defa kısa bir süre için tutuklandığım Tokat’ta, aynı kışlada. Söyleyen çavuş kulak dolgunluğu ile yanlış anımsıyor olabilir.

Mehmet Can Doğan: Sara nöbetleri, söze sığınış, edebiyata tutunma çabası ve yirmi dokuz yaşında intihar. Yakın çevresi; İlhami Çiçek‘in intiharını bir şanssızlık, “sara hastalığına ait bir kriz”, “karşı konulmaz bir biçimde parlayıveren kader flaşı”, “şiddetli bir krizin sonu” olarak yorumladı. Bu tür yorum ve sunuşlarla eylem, örtülerek bir “kaza”ya dönüştürüldü.

********************************************************************************

Kaan İnce

Türk Şair

(2 Şubat 1970- 11 Ağustos 1992)

11 Ağustos 1992, Kadıköy/Ümit oteli, 05.00..

1992’de sadece 22 yaşındaydı kadıköy’deki ümit oteli’nin odasında kendini astığında, o gün kitabının basımı için görüşmeye gelmişti İstanbul’a Ankara’dan.

Şiirlerinde neredeyse bağıra bağıra ölüme gittiğini yazarken bir Allah’ın kulunun bile bunun farkına varamamış olması!…

Gizdüşüm ve Ka n isimli kitapları ölümünden sonra basıldı.

“…usulca giderim güneş gibi batı kapısından bu kentin, zaman kıskacı altı köşeli,” diyerek terk-i diyar eylemiş şair.

“haritası parçalandı ellerimde gecenin,  bir yitiriş değil bu, sınırları tutamadım yerinde, gözlerime doldu sular, şimdi zaman oynak bir gölge. nasıl başlasak geri dönmemek için? hüzünkıran ardında saklanan kalbimle, artık, okyanuslara açılmak geçmeli içimden. biliyorum. ama kavuşmalar ayrılıktır bazen.”

“…yaşam 

bir bir geziyorum ölümleri, gecenin bakışları arasında. sabah 
göğe yelken açıyorum, gündüzler tanımıyor beni nasılsa. ayna- 
larda yürüyorum bazen, martılarla düşüyorum denize; dudak- 
larımı siliyor acılar. soluk alışımı duyamıyorum. sokak lambaları 
gibi geç yanıyorum. gölgeler yürümüyor artık. kıvrılan yollarda 
şarap lekeleri, sabahın ilk izi. ezanla dönüyor evine yüzü 
külrengi gececikler. kaç kuytuda paslanıyor yalnızlık? üşüyorum. 
gideceğim. 

ve ben güzün ağlayacağım 
sulara çekileceğim dönerken balıkçılar 
yakamoz göreceğim dümensiz simsiyah gözleri 
öleceğim ve ben… “

– KA N –

yuzun yakamozlanir aksam saatlerinde
kime cikmaz piyangosu huznun
belki de sombaliga en son
ve demir kiri bir taya
ertesi yasakti, es vardi
bir tek uzun gecelerde

cikriginda intihar edecegim kuyu
zaman kuyusu, soluksuz ve issiz
inip cikar olum, durana dek yuzumdeki
sevisen kederlerle gulun gumu
adimdan cikardim bir a
gozlerimde gezer geriye kalan

****************************

sonerken yildizlar gelincikler gulunce

yolun hiç de uzak değil umut biliyorum
sesin yağmurla birlikte tutuklu tel örgülerin arkasında
bulamıyorum seni beni unut gidiyorum


ve kuğuların kucakladığı, kentin denizsiz kıyısı

uzak düşler hala gemi mendireğine çekili korsan sevgilere
hasret düş kırklığı ölü sayrısı
güvercin taklaları art arda
kırmızı gece usulca bekler
ah acıları tütsülü acıları
büyük harfle başlayan aşkımızı
kırılmaz kinle
sönerken yıldızlar gelincikler gülünce
sen gelene kadar


yasak dizelere girebilirdi ancak kaçak sözcükler
ancak ölüm hüzünlü şiirlere

bilemiyorum gözlerim kimde?

– ÖLÜMÜN  OĞLU –

bir çocuk sesi uzanıyor
geçmişten geleceğe
canevimden geçiyor
eylül’ün pusuna karışarak

kuşların kanat çırpışlarıyla
dalıp gidiyorum yine
kıvranan lacivert düşlerime

albenisi gözlerinin
gün gibi döndü
bir çiçeğin kayboluşuyla
gecenin yalnızlığında

kızgın yüzümde ısınıyor sabah
ve gözlerimde büyüyen kara sevda
sevincin kanattığı sıcaklığı örterken
can çekişiyor buruk sesimde içlenen anlam
yok ağlamıyorum
bir deri bir kemik toz içinde
yemin ediyorum seni sevdiğime

kaç kez sarıldım sana
ey sıcacık öpüşlerin
uçsuz bucaksız yumuşaklığı
boğuldum kaç kez içinde

ölüm kokusu karışıyor yüreğimden gelen gül kokularına
karanlıkta çepeçevrelenen bedenime sarıldım sıkıca
özlediğim gülüşü yüzünde sakla

sen ey ölümün oğlu ve gecesi sevinin

********************************************************************************

Kostas Karyotakis

Yunanlı Şair

(30.10.1896 – 21.07.1928)

Karamsarlık, ölümle ve hayattaki herşey ile alay etme, kayıtsızlık, insanların yalnızlığı temalarını işleyen yazar, şiirlerindeki kara mizaha uygun bir şekilde intihar etmiştir.

21 temmuz 1928’de, boğularak intihar girişimi basarısız olunca silahla intihar etti… Ceketinin cebinden çıkan kısa intihar notunun son kısmındaki notunda, su satırlar bulunmaktadır:

“Havayı değiştirmek için de, yüzme bilenlere, denizde intihara kalkışmamalarını tavsiye ediyorum. Bu gece sürekli dalgalarla boğuştum. Çok fazla su yuttum ama arada bir, bilmediğim bir sebepten dolayı, ağzım su yüzeyinin üstüne çıkıyordu, kesinlikle bir gün  fırsatı bulduğumda, boğulmaya çalışan bir adamın izlenimlerini yazmak istiyorum.”

Sevilen şiiri  “Se palio simfititi” (eski üniversite arkadaşıma), daha sonra Eleftheria Arvanitakit  tarafindan, tragoudia gia tous mines (aylar için şarkılar) adlı albumunde, Dimitris Papadimitriou müziği ile seslendirilmistir.

Şiirin Türkce tercümesi:

Eski üniversite arkadaşıma

Arkadaşım, kalbim simdi yaşlandı.

Atina’daki hayatım bitti,
Ki tatlı ve eğlence gibi aynen geçti
Ve acısıyla bazen açlığın.

Bir daha o mekana gelmiyecegim, vatanımın
Ona gençliğin eğlencesini verdiği,
Sadece bir gezgin, umudumla birlikte,
Sönmüs rüyamla, yolcu olarak.

Hacı gibi evine dogru gideceğim
Ve bana ne olduğunu bilmediklerini söyleyecekler.
Baskası ile birlikte göreceğim Afrodit’ini
Ve İrini’nin evi baskalarının olacak.

Tavernaya dogru gideceğim, Samos şarabını,
O birlikte içtiğimizi, tekrar istemek için.
Yanımda olmayacaksın, saraplarının tadı değişik olacak,
Fakat ben içip sarhoş olacağım.

Şarkı söyleyerek ve sallanarak çıkacağım
Zappio’nun karsısına, o gittiğimiz yere.
Etrafimda gökyüzü güzel, geniş olacak,
Ve şarkım ağlama gibi olacak.

İntiharından kısa süre önce yazmış olduğu “figi” (kaçış) yazmış olduğu ender düz yazılardan biridir. Metin, 15 temmuz 1929′da Nea Estia dergisinde yayınlanmıştır. Metnin orijinal el yazması hala muhafaza edilmektedir. “figi”nin Türkçe’ye tercümesi aşağıdaki gibidir:

i
“-Gerçekliliği vücut acısı ile hissediyorum. Etrafımda atmosfer yok, fakat sürekli daha çok daralan duvarlar, içine biraz daha battığım bataklıklar. Duygularım tarafından anarşist bir şekilde hükmediliyorum.

En basit ve küçük olay şimdi tam bir macera oluyor. Basit bir cümle söylemeden önce, onu tüm boyutlarında, tarih içindeki yerinde, neden ve sonuçlarıyla beraber düşünmeliyim. Adımlarım birer cebir denklemi.

ii
Çamura atılmış Phaidon’um (Platon’un ruhun ölümsüzlüğü hakkındaki diyaloğunu kastetmekte). Müthiş kitap, fakat içindeki anlamlar onu rüzgar ve yağmurdan, doğanın elemanlarından ve insanlardan kurtaramıyacak.

iii
Bu iğrenç karnavalda gerçek bordo kaftan giydim (Bizans imparatorlarının giydiği kaftanlara atıfta bulunmakta), temiz saf altından bir taç, kalabalığın üstünden bir asa kaldırdım ve gidiyordum içimdeki sesi takip ederek. çevremin bilincini kaybediyordum, fakat bir uyurgezer gibi gidiyordum, içimdeki sesi takip ederek. Palyaçolar önümden koşuyorlardı veya etrafımda çılgınca, şeytanca dans ediyorlardı. bağırıyorlardı, vuruyorlardı. fakat ben bulutlara bakarak gidiyordum ve içimdeki sesi takip ederek. zorlukla ilerliyordum. Dirseklerimle yol açıyordum, arkamda insan enkazları bırakarak. takatsiz, yaralar ve kanlar içinde, bir yerde durdum. Güneş altında diğerlerin kıkırdamaları kırılıyordu. ve çıplaktım. Derince yaslanarak, son defa içimdeki sesi dinledim.

iv
Ve şimdi sakin bir şekilde etrafı derin derin izleme (yeteneğimi) kaybettim. Kendimin yükünü nereye bırakayım? Bahçelerle barışamıyorum, mümkün değil. Dağlar beni aşağılıyorlar. düşüncelerime yem verebilmek için, o geniş anayolu alıyorum (takip ediyorum). Aynı şeyi iki defa görmeyeceğim. Şaşkınca duran köylüler, cahilliğe ve sağlığa sahipler. Evleri, masal sarayları. keçileri düşünceler geviş getirmiyor. Ayağımı vuruyorum ve gidiyorum. günlerce yürüyorum. nereye gidiyorum? Başımı çevirdiğimde, kendi tayfımla karşılaşacağımı biliyorum.”

********************************************************************************

Kurt Cobain

mn-kurt-cobain

He was the founder of a famous rock band Nirvana who was found dead in his Lake Washington home with a gun pointing at his chin & his body had concentration of heroin with Valium.

Quote from Kurt Cobain’s suicide note :  “I have a daughter who reminds me too much of what I used to be, full of love and joy, kissing every person she meets because everyone is good and will do her no harm. And that terrifies me to the point to where I can barely function.” 

In his suicide note he addressed his imaginary childhood friend BODDAH & wrote : 

” Thank you all from the pit of my burning, nauseous stomach for your letters and concern during the past years. I’m too much of an erratic, moody baby! I don’t have the passion anymore, and so remember, it’s better to burn out than to fade away.

 Kurt Cobain

 Frances and Courtney, I’ll be at your altar. Please keep going Courtney, for Frances. For her life, which will be so much happier without me.

 I love you, I love you!”

********************************************************************************

Kurt Tucholsky

Kaspar Hauser, Peter Panter, Theobald Tiger ve Ignaz Wrobel                                adlı takma adlarla da yazılar yazmıştır.

Alman gazeteci ve yazar.

(09.01.1890 – 21.12.1935)

Özel yaşamında geçirdiği çalkantılı dönemler, faşist Almanya’nın gidişatından duyduğu üzüntüler sonucunda bunalıma girdi ve 35 yaşında hayatına son verdi.

Bir başka yorumsa şudur :

Uzun süren hastalığının ardından zayıf düşmüştü. 20 Aralık 1935 tarihinde Hindås’daki evinde çok sayıda uyku hapı aldı. Bir gün sonra komaya girmiş halde bulundu ve Göteborg’daki Sahlgrensche Hastanesi’ne götürüldü. 21 Aralık akşamı orada yaşamını yitirdi. Yıllarca Tucholsky’nin intihar ettiği söylendi. Son zamanlarda, Tucholsky biyografisini yazanlardan Michael Hepp bu tezle ilgili şüphelerinin olduğunu ve dikkatsizlik sonucu ölmüş olabileceğini ileri sürmektedir.

1936 yazında Kurt Tucholsky’nin külleri, İsveç Marifred’deki, Gripsholm Şatosu’na yakın bir meşe ağacının altına gömüldü. Üzerinde Johann Wolfgang von Goethe’nin Faust II eserinden alınma sözü “Fani olan her şey sadece bir simgedir” yazan mezartaşı II. Dünya Savaşı’ndan sonra mezar üzerine konuldu.

Tucholsky, 1923 yılında Requiem isimli taşlamasında, takma adı Ignaz Wrobel‘in mezar taşı için aşağıdaki mezar yazısını önermişti:

Burada altın bir kalp ve demir bir çene yatmaktadır. İyi geceler.- !

********************************************************************************

Lupe Velez

Lupe Velez

Lupe Velez was one of the first Mexican actresses to achieve success in Hollywood. She first rose to prominence in silent films including her first starring role opposite Douglas Fairbanks in The Gaucho. She worked with legendary directors such as Cecil B. Demille and D.W. Griffith. Her characters were usually feisty and sensual earning her the vaguely racist nicknames “The Mexican Spitfire” and “The Hot Pepper.” She went on to have famous affairs with Clark Gable, Charlie Chaplin, Erich Maria Remarque, and Errol Flynn.

In the mid-1940s she became pregnant with Harald Maresch’s child, but he refused to marry her. This is the reason she gave for taking her own life with 80 Seconal pills.

Her note read:

“To Harald: May God forgive you and forgive me, too; but I prefer to take my life away and our baby’s, before I bring him with shame, or killin’ [sic] him. Lupe.”

There is a lot of controversy surrounding Velez’s death. People note that she was something of an iconoclast and likely wouldn’t have killed herself over the illegitimacy of her baby. The reason for her suicide is often attributed to her own impulsive behavior and a suspected undiagnosed case of bipolar disorder by those who do not believe her suicide note. There is also controversy about how she was found. One account claims she was found on her bed, completely composed, and surrounded by flowers exactly as she had planned it. The other account is that she was found with her head in the toilet, likely because of of a bad reaction to the Seconal pills causing her to head to the toilet to vomit. These accounts maintain that she drowned in the toilet.

********************************************************************************

Marcus Annaeus Lucanus

Romalı Şair

(M.S. 03.11.39 – M.S. 30.04.65)

60 yılında Atina’da eğitim görürken, Roma’ya çağrılan Lucanus İmparator Nero tarafından imparatorluk için çalışmaya davet edildi. Genç yaşına rağmen quaestor ve augur’luğa getirildi. Yine 60 yılındaki Neronia festivalinde kaleme aldığı Laudes Neronis adıyla anılan edebî övgü metniyle ile alkış topladı.

Çok geçmeden Lucanus İ.Ö. 49-45 yılları arasında meydana gelen iç savaşı konu edinen Bellum Civile ya da diğer adıyla Pharsalia’yı yazmaya başladı. Eserin ilk üç kitabını 63 yılında yayınladı.

Ne yazık ki, Lucanus Nero’nun gözünden düştü. Araştırmacılara göre, bunun nedeni Nero’nun Lucanus’un amcası Seneca’ya dönük kininin artması, Lucanus’un edebî yeteneğine duyduğu kıskançlık ya da her ikisidir. Neticede imparator Nero,  Lucanus’un eserlerinin yayınlanmasına yasak koydu.

Bunun üzerine Lucanus, 65 yılında Gaius Calpurnius Piso‘nun Nero‘ya karşı düzenlenen Piso komplosuna katıldı. Ancak komplo imparator tarafından öğrenildi, Lucanus yiğitlik gösteremedi, komplodaki arkadaşlarının adını verirse affedileceğine ilişkin imparator vaadine kanarak annesi Acilia da dahil olmak üzere herkesin adını verdi, bu hıyaneti sonunda vaadini yerine getirmeyen Nero, Lucanus’u ölüm cezasına çarptırdı. Vatana ihanet’le suçlanan Lucanus,  henüz 25 yaşında atar damarını keserek intihar etmek zorunda bırakıldı.

********************************************************************************

MISAO FUJIMURA

tumblr_lvpu5kMa3H1qzguyto1_500

He was a Japanese philosophy student & a poet. 

His reason of popularity is his poem which he wrote on a tree before committing suicide. His story has an unfortunate angle of loving someone. He used to love a girl who rejected him & married someone else. He was so disturbed by this incident that he took his life.His poem written on a tree just before his suicide is as follows:

Delicate line between heaven and earth…

The calm of the ages,

all the world’s worth.

 Such minuscule measure,

while we think it so grand…

Just five specks of smallness,

This soft quiet land.

So frail and so fleeting,

in the end you will see

 Simple dreams were Horatio’s philosophy.

 For all the truth,

all creation,

all secrets of yore Can be told in an instant,

by then they’re no more.

 Ah,

The Unexplainable All worries unsettled,

heartache unresolved…

All questions unanswered,

with death,

shall be solved.

 We already teeter,

this sheer cliff so high.

When we fall to corruption,

insecurities die.

 To end is to start;

 to surrender is to know.

 Despair and depression,

together they grow.

Hope shall meet hopeless when there’s nowhere to go.”

********************************************************************************

Nicolas-Sebastien Chamfort                                                                                               Fransız yazar                                                                                                                              (1794)

Nicolas-Sebastien Chamfort

Paris’te tutuklanmadan hemen önce intihar teşebbüsünde bulundu. Son sözleri Abbe Sieyés içindi.

“Ve kalbin kırılması ya da kurşuna dönmesi gereken, bu dünyadan göçüyorum.”

He was a controversial french writer who feared imprisonment due to her aggressive ideas. He took his life in 1974 & wrote these lines with her own blood:

“ I, Sebastien-Roch Nicolas de Chamfort, hereby declare my wish to die a free man rather than to continue to live as a slave in a prison. And so I leave this world, where the heart must either break or turn to lead.”

******************************************************************************

Nilgün Marmara

Türk Şair

(13.02.1958 – 13.10.1987)

“Maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın                                                                    hepiniz mezarısınız kendinizin…”
 

“Ey, iki adımlık yerküre/ senin bütün arka bahçelerini gördüm ben” 

1958 yilinda İstanbul’da dogdu.

Ortaokul ve liseyi Kadiköy Maarif Koleji’nde tamamladi. Bogaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyati bölümü’nü bitirdi. çesitli dergilerde siirleri yayimlandi.

13 ekim 1987 tarihinde cok sevdigi ve tez konusu seçtiği sair Sylvia Plath gibi intihari seçti…
düsü ne bılıyorum

kimdi o kedi, zamanin
esyayi örseleyen korkusunda
egerek kuslari yemlerine,
bana ve suçlarima dolanan?

gök kaçinca üzerimizden ve
yildiz dengi çözüldügünde
neydi yaklasan
yanan yatagindan aslanlar geçirmis
ve gömütünün kapagi hep açik olana?

yedi tül ardinda yazgi usagi,
görüldügünde tek boyutlu düzlüktür o
ve baglanmistir körler
örümcek salyasi kablolarla birbirine
sevisirken,
iskeletin sevincini aklin yanginina
döndüren, fil kuyrugu gerdanliklarla.

yine de, zaman kedisi
pençesi ensemde, üzünç kemigimden
çekerken beni kendi gögüne,
bir kahkaha bölüyor dokusunu

düsler marketinin,

uyaniyorum küstah sözcüklerle:
ey, iki adimlik yerküre
senin bütün arka bahçelerini
gördüm ben!

********************************************************************************

Paul Celan (Romanya vatandaşı) – Paul Antschel (1955 Fransız vatandaşı)

Romanya ve Fransız – Alman şair, çevirmen

(23.11.1920 – 20.04.1970)

Anne-babasını nazi toplama kamplarında kaybeden Celan’ın kendisi de savaşın bitimine dek 18 ay toplama kampında kalmış ve hayatta kalmayı başarabilmiştir. 1952 yılında yayınlanan Mohn und Gedaechtnis (gelincik ve bellek) kitabıyla haklı bir ün kazanmıştır. Şiir kitapları yanısıra Cocteau, Michaux, Rimbaud ve Valéry gibi sanatçılardan yaptığı çevirilerle, alman edebiyatına katkısı nedeniyle “Bremen prize” ve “Georg Büchner prize” ödüllerini kazanmıştır.

60’lı yılların sonunda depresyona giren Celan, 1963 yılında bir Psikiyatri kliniğine yerleşti.  Tahmini olarak 20 Nisan 1970’da henüz 49 yaşındayken Paris’te kendini Seiné Irmağı’na atarak yaşamına son verdi. Cesedi 1 Mayıs 1970 de bulundu.

En onemli şiiri Todesfuge (Ölüm fügü) siiridir. Ölüm fügü; Nazi Toplama kampı tel örgüleri arasında mezar kazma ve gömme işiyle uğraşan bir grup yahudinin şiiridir. Şiirde geçen “havada bir mezar” deyişi toplama kampında bacalardan tüten duman olarak anlaşılabilir, yani mecaz olduğu kadar yalın bir gerçektir. Şiir savaşlarla tutsak edilmiş avrupa’nın dansının ritim ve hızını grotesk biçimde sergiler. Celan şiirinin başlığını ilk önce “ölüm tangosu” olarak düşünmüştür. Şiirin başlığını “ölüm fügü”ne değiştirerek Bach’ın ilahi aydınlığını anımsatmıştır. Margarete, Goethe’nin Faust’unda işlediği herşeye karşın sonunda Tanrı tarafından affedilen trajik kadın kahramana göndermedir. Goethe’nin Weimar yakınlarındaki meşhur meşe ağacının Buchenwald toplama kampında Nazi subaylarınca kesilmeyip korunmuş olması da savaşın karanlığında son derece ilginç bir olgudur. Margarete, Süleyman’ın şarkısı’ndaki yahudi umudunun kadın sembolü olan ve bağışlanmayan Shulamith ile karşılaştırılmıştır. Savaş sonrası Almanya’da bu şiir okullarda bir dönem ders kitaplarının arasına girmiştir. 

Şiir eleştirmenleri bir şiirin aynı zamanda füg tarzında müzikal bir örüntüsü olabileceğini sergileyen bu şiire övgüler düzmüşlerdir. Celan ise “dehşet verici güzellik”in karanlık duygusallığına doğru bir eğilimi sezinleyerek, şiiri daha sonra topluluklara okumayı reddetmiştir.

Celan “ölümfügü” şiirinde yalnızca olgular ve gerçekler önermez. Şiirin her zaman olguların ötesinde olduğunu ileri sürer. Böylesi karanlık bir ortamda böylesi bir müzikal aydınlık sergileyerek celan top yekün bir kültürü sorgulamıştır. Ölüm fügü şiiri, Adorno’nun ‘Auschwitz’i yaşadıktan sonra şiir yazmanın olanaksızlığı’na ilişkin ünlü yargısını boşa çıkarmıştır.

” Siyah sütünü içiyoruz,sabahın akşam saatlerinde
Onu içiyoruz,öğle sabah demeden hep onu
Geceleri içiyoruz,habire içiyoruz
Bir mezar kazıyoruz gökyüzüne rahatça yatmak için
Adamın teki,bir evde yılanlarla oynuyor,yazıp çiziyor
Almanya’ya yazıyor karanlık çöktüğü vakit altın saçın Margarate
Onu yazıp evin önüne çıkıyor
Islıkla köpeklerini çağırıyor
Yıldızlar ışıyınca
Yahudilerini çağırıyor toprağa
Bir mezar kazsınlar diye
Ve bize buyruklar yağdırıyor
Oyun havaları çalmamız için…”

********************************************************************************

Osamu Dazai

Japon Yazar

(19.06.1909 – 13.06.1948)

Hayatının büyük bölümünde esrarkeş, veremli ve alkolik biri olarak birkaç kez intihar etmeye kalkıştı. Dazai, 1948’de metresiyle birlikte suya atlayarak intihar etti. 

Japon edebiyatının önde gelen yazarlarından olan Dazai, 1930’lu yıllarda başladığı yazarlık yaşamında, İkinci Dünya Savaşı sonrasından ölümüne kadar olan sürede önemli öykülere ve romanlara imza atmıştır. Ningen Şikkaku (İnsanlığımı Yitirirken, 1948) bir anlamda Dazai’nin özyaşam öyküsüdür. Bu eserinde Dazai çocukluğunda yaşadığı yalnızlığı, gençliğinde ailesinden kopuşunu ve daha sonraTokyo’da geçirdiği sıkıntılı yıllarını, intihar girişimlerini, vereme yakalanışını içe dönük bireysel bir anlatı yerine, yaşam alışkanlıkları üzerinde yoğunlaşarak ustalıkla ve yalın bir anlatımla kaleme almıştır.Kalbi kırılan, üst üste çöküşler yaşayan, gelişigüzel kullandığı ilaçlar sonunda bünyesinin dengesini de kaybeden öykü kahramanı Yozo, anlatının sonunda insanlığını yitirdiğini itiraf etmektedir.
Belki de, Yozo’nun anlatısının ilk cümleleri Dazai’nin neyi vurgulamak istediğini çok iyi özetlemektedir: ‘Yaşamım utançlarla doludur. İnsan yaşamının ne olduğu hakkında bir fikrim yok.’

********************************************************************************

Peg Entwistle

Peg Entwistle

Peg Entwistle’s death is particularly shocking and tragic because it is more memorable and notable than her film career.

Entwistle was born in the UK in 1908 and dreamed of the bright lights of Hollywood. She had a successful Broadway career before moving out west where she only had one film credit to her name. She played a small supporting role in a movie called Thirteen Women.

When the film received bad reviews and her role was greatly reduced she decided to take her own life and did so in a dramatic fashion.

She climbed to the top of the “H” in the famed Hollywood sign and jumped off.

Her suicide note is also famed as it states:

” I am afraid, I am a coward. I am sorry for everything. If I had done this a long time ago, it would have saved a lot of pain.”

P.E. She was only 24.

********************************************************************************

Peyo Yavorov

Bulgar şair ve oyun yazarı

(01.01.1878 – 17.10.1914)

1900’e değin çoğunlukla toplumsal-siyasal nitelikli şiirler yazdı. Şiirinde, köylülere acıma duygusundan, Makedonyalıların mücadelelerinden ve sürgündeki Ermenilerin acılarından esinlenen temalara ağırlık verdi. Radikal hareketlerden düş kırıklığına uğradıktan sonra gerçekçiliği bırakarak iç gözleme ve simgeciliğe yöneldi.Bulgar şiirinde Simgeciliğin öncüsü olarak kabul edilir.

Karısının 1913’te kendini öldürmesi üzerine kendi de intihara kalkıştı, başaramadı, kör oldu. Otuz altı yaşında intihar etti.

********************************************************************************Robert E. Howard                                                                                                               Amerikalı yazar                                                                                                                               (11 Haziran, 1936)

 ‘Conan’ başta olmak üzere pek çok çizgi kahramanın yaratıcısıydı. Annesinin ağır hasta olduğunu öğrenince bunalıma girdi. Ona olan düşkünlüğü ondan sonra bir hayat yaşamasına izin vermeyecek kadar büyüktü. Annesinin ölümünü görmemek için 30 yaşında intihar etti.

Howard’ın intihar notu ise Viola Garvin’in “Sezar’ın Evi” (The House of Caesar) şiirinden bir alıntıydı.

“Herkes kaçtı – her şey bitti, öyleyse beni odun ateşinin üzerine koyun; Şölen bitti ve fenerler söndü.”

“-Her şey olup bitti, ölüleri yakacak odunların üstüne yatırın beni, ziyafet sona erdi, söndürün kandilleri…”

He was a fiction writer notable for his work of Herman Melville & Jack London. He tried to kill himself from a very young age due to bouts of chronic depression & went on to confess about his suicidal attempts in his writings. He wrote that the reason of his presence in this world is his mother who he loved dearly. When his mother went to coma, he got into his car & shot himself in the head,leaving behind this suicide note:

“All fled…all alone, so lift me on the pyre; the feast is over, and the lamp expire.”

 ******************************************************************************

Romain Gary                                                                                                                           Fransız yazar, yönetmen, senarist                                                                                                   (2 Aralık 1980)

Çok sevdiği ve büyük bir tutkuyla bağlı olduğu eski eşi Jean Seberg’in 1979′daki ölümünün de etkisiyle, 1980′de, Paris’te yaşamına son verdi. Arkasında şunu notu bıraktı:

“Çok eğlendim, hoşçakalın ve teşekkürler!”

******************************************************************************

 Sadık Hidayet 

İran’lı düz yazı ve kısa hikaye yazarı

(17.02.1903 – 09.04.1951)

Daha önce bir kez intihara teşebbüs eden Hidayet’in ölümünü arkadaşı şöyle anlatır :

“-Paris`te günlerce, havagazlı bir apartman aradı ve buldu. 9 Nisan 1951 günü dairesine kapandı ve bütün delikleri tıkadıktan sonra gaz musluğunu açtı. Ertesi gün ziyaretine gelen bir dostu, onu mutfakta yerde yatar buldu. Tertemiz giyinmiş, tıraş olmuştu ve cebinde parası vardı. Yakılmış müsveddelerin kalıntıları, yanıbaşında yerde duruyordu.”

“Gözlerimi geleceğe kapayıp, geçmişi unutmak istiyorum.”

– Sadık Hidayet-

********************************************************************************

Sadullah Paşa

Tanzimat döneminin önde gelen Osmanlı devlet adamlarından ve Şairi

(1838 – 1891)

 Babı-ali’nin sıkı kalemlerindedi. Viyana sefiri iken,Viyana’da (Sefarethanenin hamam odasında hava gazı borusunu ağzına almak suretiyle) intihar etti.

Bazılarına göre Paşa’yı intihara götüren, Abdülhamit’e muhalefet eden bazı arkadaşlarının tutuklanmasıydı çünkü Paşa’nın kendisi de Abdülhamit muhalifiydi, sefirliği de bir çeşit sürgündü.

Bazılarına göreyse intiharın nedeni, Avrupa devletleri ile kendi ülkesini kıyaslama imkanı bulması, bu kıyaslama sonucunda vatanındaki cehalet ve geri kalmışlığın onu bunalıma sokmasının onu intihara sürüklediğidir. 

Bazılarına göre ise neden çok daha kişiseldi. Paşa, elçilikte çalışan Anna Schumann adlı 24 yaşındaki hizmetçi ile yaşadığı yasak aşkın ve bu aşktan doğan çocuğun muhafazakâr padişah Abdülhamit’in kulağına gitmesinden korktuğu için hayatına son vermişti.

Sadullah Paşa’nın Sultan II. Mahmud Türbesi’nin haziresindeki mezar taşında ölüm nedeni yer almadı. Ancak ayak taşındaki şu kısa dize anlayana çok şey anlatıyordu:                            “N’olsan budur cihanda hayatın bahası…”     

********************************************************************************

Samuel Taylor Coleridge

İngiliz şair, eleştirmen ve filozof

(21.10.1772 – 25.07.1834)

Arkadaşı William Wordsworth ile beraber, İngiltere’deki Romantizm hareketinin kurucuları arasında gösterildi. Sinirsel ve romatizmal ağrılardan muzdaripti. Afyon bağımlısı olmuştu. Londrada yaşadığı yıllarda intihar girişimlerinde bulundu. Afyona bağımlı halde, kendinden geçme, hatta aklını yitirme sınırlarında en başarılı eserlerini verdiği, hatta eserlerdeki hikayeleri zihninde açtığı bir boyutta kimi zaman kahramanlarıyla beraber ya da onlardan biri olarak, kimi zamansa olan biteni dışarıdan izleyerek yaşadığı söylenmektedir.

********************************************************************************

Sara Teasdale – Amerikalı şair (1933)

Bazı kaynaklar onun “I Shall Not Care” (Aldırmamalıyım) şirini, onu terk etmiş olan sevgilisine bıraktığı bir intihar notu olarak yazıldığını ifade ederler. Fakat bu doğru değildir – şiir 18 sene evvel yayımlanmıştır.

Bununla birlikte Teasdale aşırı dozda uyku hapı alarak intihar etmiş ve o şiiri son söz olmaya uygun bulduğu için kullanmayı seçmiştir.

“Öldüğümde; üzerimde güneşli Nisan ayı. Yağmurda ıslanmış saçlarını sallarken, kalbi kırık bir şekilde üzerime kapanmış olsan bile, aldırmamalıyım. Huzur bulmam için, yağmur dalları eğdiğinde, yapraklı ağaçlarınki gibi bir huzur. Ve senin şimdi olduğundan, daha sessiz ve acımasız olmalıyım.”

134955-004-FB5616F2

The brilliant writer of “Helen of Troy” married a businessman leaving her past lover, who was also a poet, alone. Later she took divorce from her husband because she felt lonely because f his busy schedule. Two years before her suicide, her lover poet committed a suicide & then two years later she overdosed herself with sleeping pills to death.

Her suicide note read :

”When I am dead, and over me bright April Shakes out her rain drenched hair, Tho you should lean above me broken hearted, I shall not care. For I shall have peace. As leafey trees are peaceful When rain bends down the bough. And I shall be more silent and cold hearted Than you are now.”

********************************************************************************

******************************************************************************

Sergei Aleksandrovich Esenin                                                                                                   Rus şair                                                                                                                                           (03.10.1885 – 28.12.1925)

Kendi kanıyla yazdığı ve kendini asmadan bir gün önce arkadaşına verilmiş bir not :

“Hoşça kal dostum, hoşça kal. Aşkım, kalbimdesin. Ayrılmamız da bir kader. Çok geçmeden bir araya gelecek olmamız da. Hoşça kal: el sıkışmaya gücüm yok. Üzülmek, kaş çatmak yok. Şu anda ölmek yeni bir şey değil. Çünkü yaşamak da yeni değil.”

yesenin2

He was one of the most famous Russian poets of 20th century.

The last two years of his life saw many ups & downs including some of the best poems by him but also he got himself into drinking. He was hospitalized due to over consumption of alcohol & after two days when he was discharged,he sliced his wrist,wrote his farewell poem by his own blood.

His farewell poem goes like this:

“Goodbye, my friend, goodbye-My love, you are in my heart. It was preordained we should part-And by reunited by and by. Goodbye: no handshake to endure. Lets have no sadness-furrowed brow. There’s nothing new in dying now-though living is no newer.”

Yesenin_in_coffin

******************************************************************************

Sid Vicious (born John Simon Ritchie)

( 10.05.1957 – 02.02.1979)

English punk musician

tumblr_mtqz1eQz1w1robes2o1_400

Vicious, who had recently discharged himself from hospital where he was undergoing a methadone detoxification programme, died from a heroin overdose. His mother found his apparent suicide note in a jacket. It is thought to refer to his recently deceased girlfriend Nancy Spungen.

“We had a death pact, and I have to keep my half of the bargain. Please bury me next to my baby in my leather jacket, jeans and motorcycle boots. Goodbye.”

Sylvia Plath – Amerikalı romancı ve şair (11 Şubat, 1963)

Hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla baş etmek zorunda kaldı ve belki çoğu zaman da baş edemedi.

“Ölmek bir sanattır her şey gibi eşsiz bir ustalıkla yapıyorum bu işi,
öyle ustacaki insana korkunç geliyor
öyle ustacaki gerçeklik duygusu veriyor
bu konuda iddialıyım sanırım.”

1953 yılında ilk intihar girişiminde bulunur, annesine “uzun bir yolculuğa çıkıyorum” şeklinde bir not bırakır. Annesi onu 3 günün sonunda bulduğunda elinde bir ilaç kutusu vardır ve hala yaşıyordur. Bunun üzerine kendisi akıl hastanesine sevk edilir. Tedaviler sonucunda hastaneden 1954 yılında taburcu edilir.

Plath, Cambridge Universitesi’nde öğrenimine devam ederken hayatının aşkı olan Ted Hughes ile tanışır. Sylvia Plath’ın hayatının aşkı Ted Hughes olabilir ama aynı durum Ted Hughes için geçerli midir tartışılır, ki kendisi Sylvia Plath’ın ölümünden dolayı da hem şiir sevenlerin hem de feministlerin eleştirisine uzun yıllar maruz kalacaktır. 1956 yılında evlenirler. Ted Hughes’un başka kadınlarla ilişkisi olduğunu düşünen Plath kıskançlık yapar. Ted Hughes ödüller alırken Sylvia Plath aynı dönemde eşi kadar tanınan bir şair olmaz. Ancak her zaman eşinin başarılarıyla övünen şair bir süre sonra onun başarılarının altında ezilir kalır. Ev, çocuk ve eş üçgeninde sıkışır, istediği şiir yazmaktır; şiirlerinin okunmasıdır aslında. Belki de Ted Hughes’un gölgesi altında kalmak bipolar bozukluğun etkileri ile birleşince dayanılmaz olur… Ted gittikçe daha çok tanınan bir şair olurken Sylvia bir nevi olduğu yerde saymaktadır. Geçimlerini sağlamak için öğretmenlik yapmaktadır. Nihayet Sylvia’nın bir şiiri edebiyat dünyasında duyulur ve o da tanınmaya başlar. Çift Devon’a taşınmaya karar verir. Bu arada Londra’daki evlerini de başka bir şair çift olan David ve Asia Wevil’e kiraya verdiler. Sylvia Plath kocasının çapkınlıklarından yorulmuştur ve kocasının Asia Wevil ile yaşadığı ilişki üstüne tuz biber olur.

Sylvia Plath, trajik bir biçimde, 11 Şubat 1963′te çocuklarının odasına kahvaltı tabaklarını hazırladıktan sonra odalarının kapılarını bantla kaplar ve mutfağa geçip hava gazıyla intihar eder. Çocukları zarar görmesin, gazdan etkilenmesin diye çok özen gösterir ama kendisi için aynı özeni göstermez… Bakıcının daha erken gelip kendisine kurtaracağını planlar belki de, ama planları tahmin ettiği gibi işlemez. Bıraktığı notun biçiminden dolayı bazıları onun kendini öldürmek niyetinde olmadığını fakat hareketlerinin yardım istediğine işaret ettiğini düşündüler.

“Dr. Horder’ı arayın.”

Plath, Londra Primrose Hill’deki evinde kafası gazlı bir fırının içinde ölü bulunur.

Plath was found dead with her head in a gas oven, at her home in Primrose Hill, London.

The nature of her note has led some to suggest that she didn’t intend to kill herself but that her actions were a call for help.

“Call Dr. Horder.”

plath202

Mezar Taşı’ndaki Yazı :                                                                                                              

Harlı alevlerin ortasında bile altın nilüfer yetiştirilebilir.” 

Sylvia Plath intiharıyla beraber feministlerin ikonu olur ve Ted Hughes yıllarca yaptıkları yüzünden eleştirilir yalnız fenimistler aynı taraftarlığı Asia Wevil’e göstermezler. Ted Hughes’a aşık olan kadınların ortak kaderiymişçesine Asia Wevil’de aynı yöntemle, yalnız yanında Ted Hughes’tan olma iki çocuğuyla beraber yine hava gazıyla intihar eder.

Ted Hughes’un çevresindekilerin intiharı Asia Wevil ile son bulmaz üstelik. Oğlu da kendini asarak annesinin yolunda devam eder. Bu aile için intihar eğilimi genetik bile olabilir. Hatta belki de ölmeyi sanat olarak algıladılar ve sonlarını buna göre hazırladılar.

********************************************************************************

Stefan Zweig Lotte

Avusturyalı, Yahudi asıllı yazar. Romancı, oyun yazarı, gazeteci ve biografi yazarı

(28.11.1881 – 22.02.1942)

Hitler’in dünya düzeninin kalıcı olmasından duyduğu korku ve karamsarlık sonucu girdiği bunalımdan kurtulamayıp 61 yaşında karısıyla beraber intihar etti.

Başkaları ölürken kendini güvende hissetmeye dayanamayacak kadar ilgiliydi başkalarının hayatlarıyla. Bu ilgiyi kendi hayatıyla ödedi. Tarihler 1933’ü gösterirken Nazilerin yakmaya başladıkları kitaplar arasında S. Zweig’ın eserleri de yer alıyordu. 1934 yılında, Nazilerle Stefan Zweig arasındaki çatışmalar doruk noktasına ulaşınca Zweig’tan “savunma” istendi ve hemen arkasından Zweig’in Kapuzineberg’deki evi basılarak, silah araması yapıldı. Bu uğraşmalar üzerine Zweig, ailesini bile yanına almadan yurdu terk etti ve Londra’ya yerleşti. Zweig 1937’de karısı Frederike’den ayrılıp ve bir yıl sonra Portekiz’e giderlken yanında Lotte Altman adında genç bir kadın vardır. O sıralarda Avustralya, Alman Reich’ina katılır ve Zweig da İngiliz vatandaşlığına geçmek için müracaat eder. Zweig, sevgilisiyle beraber intihar eden bir Alman şairi olan Kleist’ın biyografisini yazarken şöyle diyordu: “Bazen ölmeyi beceren ve ölümden zamanı aşan bir şiir yaratabilen biri de bulunmalıdır”. Yazdığı kitaptaki gibi ölümden bir şiir yaratarak öldü kendisi de.

Bir Satranç Öyküsü’nün finali, yazarın, 1942 yılı başlarındaki ruh halini yansıtır. Umutsuzluk içindeki Zweig, en sevdiği yazarlar olan Goethe, Homeros ve Shakespeare’de teselli arıyordu. Okumak için bir şeyler ararken, tesadüfen Montaigne’nin “Denemeleri”ne rast gelir ve okur. Montaigne ölüm karşısında özgür olmak istiyordu. Zweig’da, Naziler’den kurtuluş için tek çare olarak ölümü görüyordu. 1942’nin 14 Şubat günü, karı-koca Zweig’lar Ernest Feder ile beraber, meşhur Rio Karnavalı’nı seyretmeye gittiler. Stefan Zweig neşeli ve huzurlu görünüyordu. Rio De Jonerio’da karnavalın yapıldığı Salı günü, “Singapur Olayı” ile gazete manşetlerini okudu: “Daha Fazla Direnmek İmkansız! İngiltere’de Derin Üzüntü!” Başka bir haberde de şunlar yazılıydı: ” Süveyş Kanalını Hedef Alan Alman Hücumu Libya’da!” Zweig, bu manşetler karşısında geçirdiği şoku, çevresindekilere belli etmemek için boşuna uğraştı. Aniden karnavalı seyretme isteği yok oldu ve hemen karısı Lotte ile birlikte Petropolis’e döndü. 23 Şubat 1942 sabahı, Rua Gonselves Dias, 34, Petropolis adresindeki yatak odasının kapısı, öğleye kadar açılmadı. Bu durumdan şüphelenen hizmetçiler, polise haber verdiler. Yatak odasına giren polisler, sırt üstü yatan Stefan ile elini onun göğsüne koymuş olan Lotte’yi buldular. “Veronal” adındaki ilaçtan almışlardı. Titizce düzenlenmiş masasının üstünde, pulları bile yapıştırılmış olan veda mektupları duruyordu. Ayrıca, Petropolis Valisi’ne hitaben yazılmış “Deklarasyon” başlıklı bir mektup vardı:

“Kendi isteğimle bilinçli olarak hayattan ayrılmadan önce, son bir görevi yerine getirmeye kendimi mecbur hissediyorum: Bana ve çalışmalarıma, böyle iyi ve konuksever bir şekilde kucak açan harikulade ülke Brezilya’ya içtenlikle teşekkür etmeliyim. Her geçen gün, bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim ve benim lisanımın konuşulduğu dünya, bana göre mahvolmasından, ve manevi yurdum Avrupa’nın kendi kendisini yok etmesinden sonra, hayatımı yeni baştan kurmayı daha fazla isteyebileceğim bir yer daha yoktu. Ama 60 yaşından sonra yeni baştan başlamak için özel güçlere ihtiyacım vardı. Benim gücüm ise, uzun yıllar süren yurtsuz gücüm sırasında tükendi. Böylece, ruhsal çalışması, her zaman en büyük sevinci ve bireysel özgürlüğü bu dünyanın en büyük nimeti olan bu hayatı, zamanında ve dimdik sona erdirmek bana daha doğru görünüyor. Bütün dostlarımı selamlarım! Umarım, uzun gecenin ardından gelecek olan sabahın kızıllığını hala görebilirler! Ben, çok sabırsız olan ben, onların önünden gidiyorum.”

********************************************************************************

Tadeusz Borowski

Polonya’lı şair ve yazar

(12.11.1922 – 0107.1951)

Auschwitz ve Dachau Nazi toplama kamplarında soykırım mağduru.

1950 yılında Ulusal Edebiyat Ödülü’nü aldı. 1951 yılında gaz sobasından, gaz solumak suretiyle, 28 yaşında intihar ederek yaşamına son verdi.

********************************************************************************

Tony Hancock

English comedian,

(   – 24.6.1968)

A depressive personality, Hancock found life in the show b usiness spotlight difficult. Fellow comedian Spike Milligan said of him : ” He ended up on his own. I thouht, he’s got rid of everybody else, he’s going to get rid of himself and he did.”

“-Things just seemed to go too wrong too many times.”

********************************************************************************

Vachel Lindsay                                                                                                                   Amerikalı şair                                                                                                                                     (4 Aralık 1931)

Mutfak dolabından aldığı dezenfektanı içerek intihar etti.

“Beni haklamaya çalıştılar – fakat ben daha önce davrandım!”

Committed suicide by drinking disinfectant taken from his kitchen cupboard.

” They tried to get me – I got them first !”

******************************************************************************

VINCENT WILLEM  VAN GOGH 

Hollandalı ard izlenimci ressam

(30.03.1853 – 29.07.1890)

Hayattayken sadece bir tablosunu satabilen Vincent Van Gogh’u (1853-1890) intihara sürükleyen sebeplerin başında ise haya(t)l kırıklığı gelir.

Hayatına giren bütün kadınlar tarafından reddedilir. Sefalet, hastalık ve yalnızlık van gogh’u iyice bunaltır.

“kendi çalışmalarım için yaşamımı tehlikeye atıyorum. bu çalışma uğruna yarı deli bir insan oldum” der.

Bir bunalım sonucu sol kulağını keser. Şiddeti artan nöbetler Gogh’u intiharın eşiğine getirir. 27 Temmuz 1890’da resim malzemelerini alıp bir tarlaya yürüyen Van Gogh, kendisini tabancayla göğsünden vurur. Sendeleyerek kaldığı otele döner ve yatağına uzanır. Kanamayı farkeden otel sahibi, kasaba doktoru Mazery’yi ve Van Gogh’un doktoru Gachet’yi çağırır. Doktorlar, mermiyi çıkarmanın çok riskli olacağına kanaat getirip Theo’ya hemen gelmesi için haber yollanır. Cebinde kardeşi Theo’ya yazdığı son mektup bulunur: “elinden gelenin en iyisini yapmaya kararlı bir kafanın son kertesine dek zorladığı çabanın içtenliğiyle…”

Vincent Van Gogh, 29 Temmuz 1890 sabahı 1:30 sularında, kardeşi Theo’nun kollarında ölür ve Auvers-sur-Oise’a gömülür.

220px-Grave_of_Vincent_van_Gogh

“Mutsuzluğum sonsuza kadar sürer” – Vincent van Gogh, ölmeden önce yatağında yatarken…

 According to Theo, his brother’s last words were: “The sadness will last forever”

Vincent‘tan altı ay sonra Theo da uzun süredir mücadele ettiği frengi hastalığına yenilerek hayata gözlerini yumdu. Theo’nun naaşı önce Utrecht’e gömüldüyse de, karısı Johanna’nın isteği üzerine 1914’te Auvers-sur-Oise’a getirildi ve Vincent’in mezarının yanına gömüldü. Dr. Gachet’nin bahçesinden alınarak mezar taşlarının arasına dikilen sarmaşık filizi, bugün iki kardeşin mezarlarını tamamen kaplamaktadır.

Van Gogh’u özellikle hayatının son iki yılında ciddi şekilde etkilemiş olan akıl hastalığı için bugüne kadar 30’dan fazla teşhis veya olası sebep ileri sürülmüştür. Bunlardan bazıları, şizofreni, bipolar bozukluk (eski adıyla manik depresyon), frengi, boya zehirlenmesi (soluma veya yutma yoluyla), Meniere hastalığı ve güneş çarpmasıdır. Kötü beslenme, aşırı çalışma, uykusuzluk ve alkol düşkünlüğü, muhtemelen hastalığın etkilerini artırmıştır.

Van Gogh’un özellikle son dönem eserlerinde açıkça görülen sarı renk düşkünlüğünün de tıbbi bir bozukluktan kaynaklandığını ileri sürenler olmuştur. Bu konudaki teorilerden birine göre, Van Gogh’un bolca içtiği absintte bulunan tuyon adlı madde, zaman içinde Van Gogh’un görüşünü bozarak nesneleri sarımtrak renkte görmesine sebep olmuş, bu da ressamın eserlerine yansımıştır. Bir başka teoriye göre, Van Gogh’a hastalığının tedavisi için yüksek dozlarda yüksük otu verilmiştir, ve yüksük otunun sarımtrak görüşe veya sarı lekeler görmeye sebep olduğu bilinmektedir.

********************************************************************************

Viladimir  Viladimiroviç Mayakovski –                                                                       Rus şair, oyun yazarı, film ve tiyatro aktörü                                                                              (19 Temmuz 1893 – 14 Nisan 1930)

Nazım Hikmet’in ilk esinlendiği şairlerden. Elsa Triolet’nin ablasi Lili (brik) ile firtinali bir beraberligi olmuştur.

4 Nisan 1930 günü,ünü yalnız ülkesinde değil,bütün dünyada yayılmış Vlamidir Mayakovski, kalbine ateş ederek son derece cesaret ister bir biçimde intihar etmiştir.

Beş yıl sonra,şair dostu Sergey Yesenin’i intihar ettiği için yazdığı bu şiirler eleştirirken,   ”Şu yaşamda en kolay işti ölmek..Asıl güç olan,yepyeni bir yaşama başlamak…”

Ancak ne var ki,kendisi de fazla dayanamaz hayatın yüküne.Bedenini kaplamıştır yüreğindeki ateş. Yesenin’in ”buluşmayı vaadediyor ileride bir gün” diyerek gittiği ölüm,Mayaskovski’yi ilham verircesine ölüme sürükler ve Yesenin’den 5 yıl sonra,1930’da,cansız bedeninin yanında ”Son Mektup’‘ u bulunur.Mektubunda,ölümün sessizliği ve hüznü içinde seslenir geride kalanlara..

“Aşkın küçük sandalı                                                                                                                     hayat ırmağının akıntısına kafa tutabilir mi!                                                                   Dayanamayıp parçalandı işte sonunda…”

omurganın flütü

hepinize birden,
sevenler, sevmiş olanlar,
sığınmış ikonalar mağarasına ruhun,
şarap dolu bir kadeh gibi bir şölende ben
kaldırıyorum şiirler dolu kafamı.

düşünürüm sık sık-
ne hoş olurdu
bir kurşunla bitirseydim işimi.
bugün
ne olursa olsun artık
veda konserimi veriyorum ben.

ey bellek!
topla beynin salonuna
sayısız sevgilileri dizi dizi.
gözden göze gülüş boşalt.
unutamasın hiç kimse bu gecemizi.
flüt çalacağım bugün
kendi öz omurgamla.

***
sonuç

hiçbir şey silemez aşkı,
ne tartışmalar
ne ayrılık
bir de bakarsın
yeniden gözden geçirilmiş, ölçülüp biçilmiş,
üstünde düşünülmüştür.
ve şimdi düzyazı parmaklı
sancağımı kaldırıyor,
doğdum doğalı ve yürekten,
sevdiğime,
ölene dek de seveceğime
yemin ediyorum.

ben de öyle

filo bile sonunda limana döner,
tren soluk soluğa koşar gara doğru,
bense ondan daha hızlı koşmaktayım sana
-çünkü seviyorum-
budur beni çeken, sürükleyip götüren.
cimri şövalyesi puşkin’in, iner
bodrumunu karıştırıp seyretmeye.
ben de, sevgilim
döner dolaşır gelirim sana.
taparım,
benim için çarpan o yüreğe.
sevinçlisinizdir evinize dönerken.
atarsınız tıraş olurken, yıkanırken,
kirini pasını vücudunuzun.
ben de aynı
sevinçle dönerim sana-
evime dönmüyor muyum
sana doğru
koşarken?
yeryüzü insanları toprak ananın koynuna dönerler sonunda.
hepimiz döneriz en son yuvaya.
ben de öyle,
bir şey var
beni sana çeken
daha ayrılır ayrılmaz,
birbirimizden uzaklaşır uzaklaşmaz

– SON MEKTUP –  Şairin cesedinin yaninda bulunmustur :

hepinize!..
ıste ölüyorum. kimseyi suçlamayin bundan ötürü. hele dedi-
kodudan, unutmayin ki, merhum nefret ederdi.
anacigim, kardeslerim, yoldaslarim! bagislayin beni. ıs degil
bu, biliyorum (kimseye de ögütlemem),ama benim için baska bir çi-
kar yol kalmamisti.
lili, beni sev.
hükümet yoldas! ailem : lili brik, anam, kiz kardeslerim ve
veronika vitoldovna polonkaya’ dan ibarettir. yasamlarini saglar-
san, ne mutlu bana..
bitmemis siirleri brik’lere verin, ne lazimsa onlar yapar.
“bir varmis bir yokmus”
derler hani :
askin küçük sandali
hayat irmaginin akintisina
kafa tutabilir mi!
dayanamayip parçalandi iste sonunda…
acilari
mutsuzluklari
karsilikli haksizliklari
h a t i r l a m a y a b i l e d e g m e z :
ödesmis durumdayiz ***** felekle.
ve sizler mutlu olun
yeter.

Vladimir Mayakovskı

********************************************************************************

Virginia Woolf                                                                                                                               İngiliz feminist, yazar, romancı ve eleştirmen                                                                   (25.01.1882 – 28.03.1941)

Woolf seneler evvel, tekrarlayacağından korktuğu bir sinir krizi geçirmişti. Ve de korktuğu başına geldi. Her gün savaş korkusu ve yeteneğini kaybetmenin vermiş olduğu stres, dehşet ve korku sonucu gene ruhsal bunalıma girmiş, 28 Mart 1941’de içinde bulunduğu duruma daha fazla dayanamayıp Sussex’deki evlerinin yakınlarında bulunan Ouse nehrine ceplerine taşlar doldurarak atlayıp intihar etmiştir. Yüzme bilmiyordu.

Virginia Woolf, geride iki intihar mektubu bırakmıştır. Birisi kardeşi Vanessa Bell’e diğeri ise kocası Leonard Woolf’a.

İntihar notunu kocası için evinde şömine rafına bıraktı.

25_18662_246099_fb9bb70c985032ff661dc5c33f0e3216_d9119a_301

Real suicide note written by Virginia Woolf

“En sevdiğim, yeniden delireceğime eminim. O korkunç zamanların bir yenisini daha aşamayacakmışız gibi hissediyorum. Ve bu kez iyileşmeyeceğim. Gaipten sesler duymaya başladım ve odaklanamıyorum. Bu yüzden en iyisi gibi gözüken şeyi yapıyorum. Bana mümkün olan en büyük mutluluğu yaşattın. Benim için olunabilecek her şeyi oldun. Bu korkunç hastalık çıkıp gelene kadar iki insanın daha mutlu olabileceğini düşünmezdim. Artık daha fazla mücadele edemeyeceğim. Hayatını mahvettiğimi biliyorum, ben olmazsam çalışabilirsin. Çalışacağını biliyorum. Görüyorsun ya, bunu bile düzgün yazamıyorum. Okuyamıyorum. Demek istediğim o ki, hayatımdaki bütün mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı son derece sabırlı ve inanılmaz biçimde iyi oldun. Herkesin bunu bilmesini istediğim için söylüyorum. Eğer biri beni kurtarabilecek olsaydı, bu sen olurdun. Senin iyiliğinin kesinliği dışında her şey uçup gitti. Hayatını mahvetmeye daha fazla devam edemem. İki insanın bizim olduğumuzdan daha mutlu olabileceğini düşünmüyorum.”

BPz009XCMAAJK2F

Kendimi sana doğru savuracağım, yenilmeksizin                                                        Ve boyun eğmeden, ey ölüm!” – Virginia Woolf-

Bir görüşe göre de : üvey babasının oğlunun tacizlerine dayanamayıp intihar ettiği söylenir. Buhranını şu sözlerle anlatır:

“- Yaşamak neden böyle içler acısı, neden bir uçurumun yanıbaşından geçen daracık bir yol gibi”

3486_130135213266

295 

82430597_virginiawoolf

She was a feminist,novelist,essayist,critic,publisher & poet. 

She suffered mental breakdowns throughout her life & in her last days she was upset about the onset of world war ll, her burned house & a non-encouraging response she got on her biography by a friend. one day she filled her overcoat with stones,went to the river & drowned herself. In her suicide note, she addressed her husband like this:

“Dearest, I feel certain that I am going mad again. I feel we can’t go through another of those terrible times. And I shan’t recover this time. I begin to hear voices, and I can’t concentrate. So I am doing what seems the best thing to do. You have given me the greatest possible happiness. You have been in every way all that anyone could be. I don’t think two people could have been happier ’til this terrible disease came. I can’t fight any longer. I know that I am spoiling your life, that without me you could work. And you will I know. You see I can’t even write this properly. I can’t read. What I want to say is I owe all the happiness of my life to you. You have been entirely patient with me and incredibly good. I want to say that—everybody knows it. If anybody could have saved me it would have been you. Everything has gone from me but the certainty of your goodness. I can’t go on spoiling your life any longer. I don’t think two people could have been happier than we have been.”

******************************************************************************

WENDY ORLEAN WILLIAMS

Wendy-O-Williams

She was nominated at peak of her career for Grammy Award.The lead vocalist of the rock band Plasma-tics, made two prior suicidal attempts before her final suicide attempt in which she shot herself in a deserted area near her home.

Her suicide note was:

“The act of taking my own life is not something that I do without a lot of thought. I don’t believe that people should take their own lives without deep and thoughtful reflection over a considerable period of time. I do believe strongly, however, that the right to do so is one of the most fundamental rights anyone in a free society should have. For me much of the world makes no sense, but my feelings about what I am doing ring loud and clear to an inner ear and to a place where there is no self, only calm. Love always, Wendy.”

********************************************************************************

Yukio Mishima (pen name : Kimitake Hiraoka)                                                                             Japon romancı ve şair                                                                                                              (1970)

Eşcinseldi. Aykırı yaşamı tepkilere neden oluyordu.

Japon ordusunun sivil hükümeti devirdiğini zannederek törensel bir şekilde intihar etti.

Bir balkondan bağırarak son sözlerini söyledi, içeri geçti, arkadaşına “beni duyduklarını bile sanmıyorum” dedi ve kendini deşti. 44 yaşındaydı.

“Tenno Heika banzai!” (Majesteleri Çok Yaşa!)

Mishima committed ritual suicide after failing to persuade the Japanese military to overthrow the civilian government. 

He shouted his last words from a balcony, went inside, said to a companion “I don’t think they even heard me” and disembowelled himself.

“Tenno Heika banzai!” (Long live His imperial Majesty).

******************************************************************************

Zafer Ekin  Karabay

13.09.2002

Akademisyendi. Üniversitedeki odasında kendisi asarak intihar etti. 27 yaşındaydı. Tek kitabı ölümünün ardından yayınlandı. “Hayatın neresinden dönülse kardır” dizeleriyle bir veda mektubu bıraktı.

Şairin intiharı
Bir süredir masamın üstünde tek sayfa bir mektup duruyor.
“Şuna bir göz at” diye elime tutuşturulmuş bir mektup…
13 Eylül 2002 tarihli… Düzgün bir el yazısıyla yazılmış.
En üstte büyük harflerle “Aslında bütün mesele neydi?” yazıyor:
  “Hani, ‘Hayatın neresinden dönülse kardır’ dizesi var ya Nilgün’ün, canım benim, ben yaşamın neresinden döneceğimi çoktan belirlemiştim. Nilgün Marmara’nın 29 yaşında, S. Plath’in şubat ayında intihar etmesi, benim de 29. yaşımın 29 şubatında intihar etmemi gerektirmezdi. Ama madem ki yaşamda kalmaya kendimi ikna edemiyordum, o zaman bir tarih belirlemeliydim ve 29. yaşımın 29 şubatını seçtim. Bu yüzden ‘Şubatta Saklambaç’a bir yığın başka sırla birlikte intihar edeceğim tarihi de gizlemiştim. Ne var ki, kitabımı bir türlü bastıramadım (o kitabı görmeden ölmek bana nasıl acı veriyor bilemezsiniz). Ama şimdi…”
İlk okuyuşumda burada durdum. Devam etmeye korktum.
Sonra merakım yendi korkumu…
Okudum:
***
“Ama şimdi yaşamımın bu ayrım noktasında hiçbir yerde huzur bulamadığıma göre bu tarihi bekleyecek gücüm de kalmadı. Hem Zebercet de belirlediği tarihten önce intihar etmemiş miydi? (Kimbilir belki kendimle barışabilseydim…)
     Yerleşik Yabancı’ydım her yere Metin Abi… Sen yanarak öldün ve ben ne yangınlar geçirdim sana ulaşabilmek için.
     Daha ne kadar dayanabilirdim, herkesin bir başkasının acısı pahasına mutlu olduğu yaşama?
     Tüm arkadaşlarımı ve sevgilim Meral’i çok seviyorum.
     Beni affedin.”
***
Mektubu ileten arkadaştan öğrendim sonrasını…
  “Şair – yazar – akademisyen Zafer Ekin Karabay o mektubu yazdığı gün, Eskişehir’de intihar etti.”
    Neden peki?
     “Aslında bütün mesele neydi?”
     “Şiir hem yitiş, hem kurtuluştur” diyen bir şair, niye 29’unda kemerine asar kendini?..
“Yaşamdan daha büyük olma isteği mi? 30 yaş kırgınlığı mı?
Mağrur bir an mı?”
Hayır!
Mesele (Mayakovski’den Kaan İnce’ye, Van Gogh’dan Nilgün Marmara’ya, Jack London’dan, Hemingway’e kadar) bütün sanatçıların, vicdan sahiplerinin, hayatı sevenlerin meselesi:
Ozanın, başkalarının acısı pahasına elde edilen mutluluğu kabullenememesi…
Alaattin Topçu’nun deyişiyle “hayatın ağırlığı karşısında insanın hafifliğini”, “N’apalım, dünya böyle” diye geçiştirememesi…
Sokaktaki tevekkülle baş edememesi… Sokaktakilerden olmayıp, onları dönüştürmeye de gücünün yetmemesi…
Ve “kendiyle barışıp” haksızlığa alışarak yok olmaktansa, intihar ederek var olmayı tercih etmesi…
Nilgün Marmara da “Ey, iki adımlık yerküre/ senin bütün arka bahçelerini gördüm ben” deyip gitmedi mi?
***
 “Son mektup”un üzerinde bir not var:
     “Bunu Kül’de yayınlarsanız sevinirim” deyip muzipçe soruyor:
     “Nasıl sevineceksem?”
     Sonra da bu talepteki tutunma çabasına dikkat çekiyor, parantez içinde:
     “Bu da hâlâ yaşamak istediğimi mi gösteriyor nedir?”
     Son kitabını göremeden ölmüş bir ozanın son mektubunu yayımlatma isteği… Vahşeti yüreğinde hisseden “yabancı”nın dayanılmaz bozgunu…
     “Kaçış değil onlarınki, reddediş”, biliyorum.
     Ama yine de “Bu reddiyenin başka yolları olmalı” diyorum.
     Bunca haksızlığı ve bizim onca haksızlığa alışmışlığımızı böyle yumruk gibi yüzümüze vurmadan, canına kıymadan…
     Bizi şiirsiz, şairsiz koymadan…
     Hayatla başa çıkmanın ozanca bir yolu olmalı…
     Çünkü Karabay’ın dediği gibi;
     “Yolculuğa çıkmışlar için hem limansa şiir, hem de gemi…”
     O gemiyi en son şair terk etmeli…

candundar@superonline.com

******************************************************************************

Ziya Gökalp

Türk Şair

(23 Mart 1876 -25 Ekim 1924)

13320834012570309270046619-50590_129062437149895_129058067150332_53955_664_b

Bir rivayete göre : Ekonomik sıkıntılar yüzünden öğrenimine devam etmek için İstanbul’a gidememesi, ailesinin evlenmesi için baskı yapması gibi nedenler 18 yaşındaki Mehmet Ziya’yı intihara sürükledi.  İntihar girişiminin sebebi olarak idadideki hocası Dr. Yorgi Efendi’den aldığı felsefe eğitimi ve ailesinin verdiği dini eğitim arasında yaşadığı çatışma da gösterilmektedir. Kafasına sıktığı kurşun, güç koşullar altında yapılan morfinsiz bir ameliyatla çıkarıldı. Ameliyatı gerçekleştiren Dr. Abdullah Cevdet Bey ve Diyarbakır’da bulunan genç bir Rus operatördü. Bazı rivayetlere göre de ölene dek kafasındaki kurşunla yaşadığı söylenir.

Başka bir rivayete göre ise : İttihatçı ideolog Ziya Gökalp, Diyarbakır’da İdadi son sınıfta okurken, İstanbul’a gitmek istemiş, amcası ve dayısının kendisine “Babasız koca bir evin büyük oğlusun. Artık amca veya dayı kızlarından biriyle evlenerek ailenin sahip olduğu arazi ve mülkle uğraşmalısın. Diyarbakır’da bunca arazi ve mülkümüz dururken, bu İstanbul, sevdası ne ola ki?” diyerek engel olmaları üzerine tabancayla intihara kalkışmıştır. Kurşun, alın kemiğini delemediği için beyne girmemiş, alın kemiği üzerine yayılmış, orada perçinleşmiştir. Gökalp o kurşunu ömrü boyunca kafasında taşır. İntihar sonrasında kendisine ilk yardımı yapanlardan İttihatçı ‘Pozitivist’ Abdullah Cevdet, bu yardımdan adeta pişman olduğunu şöyle anlatacaktır: “Ziya’ya Diyarbakır’da elimden geleni yaparak kurtulması için büyük çaba sarf ettim. Tanrının lütfu ile kısa zamanda iyileşti. Onun daha sonraları Türkçülük gibi geri fikirleri yayacağını kestirebilseydim, hiç alakadar olmazdım. Simdi düşünüyorum da Ziya’nın Türkçülük fikirlerini yayması

Ziya Gökalp, 25 Ekim 1924’te, İstanbul’da, Fransız Hastanesine yatırıldığında da böyle bir kriz tuttuğu söylenir..Perişan bir vaziyettemiş. Yatakta, çırpınıyormuş. Gökalp’ın hastalığı ağırlaştıkça, asabiliği de artıyormuş çünkü. En ufak bir hadiseye öfkeleniyor, bağırıp çağırıyormuş. Öldüğü gece de başını duvardan duvara çarptığı anlatılır.

About Ayşen Cumhur Özkaya

Ruhu Sanatçı Gönlü İnançlı Hali Hüzünlü Şefkatli Romantik Her daim Duygusal Hayalci Melankolik Karşılıksız Seven Çocuk Kalpli İlahi Aşka Aşık biri
Bu yazı EDEBİYAT -Literature içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Ünlü yazarların, oyuncuların, v.b. intihar notları… için 2 cevap

  1. leventerturk1961 dedi ki:

    Sn Aysen Özkaya. Bloğunuzu gördüm ve çok beğendim. Elinize sağlık. Benim de din, Türk tarihi, felsefe vb konularında bir bloğum var. Müsait bir zamanınızda bakabilirsiniz. Adres: https://leventerturk1961.wordpress.com/

  2. Melis dedi ki:

    Muhteşem. . Olağanüstü bir derleme olmuş. Tebrik ediyorum sizi harikasınız. .

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s