Onun adı Ahmet…Çoban Ahmet

Onun adı Ahmet…Çoban Ahmet.121826-3-4-b749a

954

“-Derler ki yıldızdır o kayanlar bence gökyüzü taş atıyordur sevgilisinin                 penceresine.”

Bu dizeleri yazan bir çoban : Çoban Ahmet AslanKonya‘da yaşıyor sürüsüyle beraber. Konya’nın Gölyazı kasabasında çobanlık yapan Çoban Ahmet, 1969 yılında Urfa’da doğmuş. 20 yıl inşaatlarda çalışmış. Çoban Ahmet Aslan…Köylü Ekrem ile ilgili yazımı hazırlarken rastladım adına, merakımı celbetti, araştırdım. Hakkındaki yazıları buldum ve sonra Sunay Akın’ın TV8’deki “Hayat Deyince” isimli programını izledim ve  Sunay Akın‘ın o bir masal tadı içeren tatlı üslubuyla tanıttığı  şairi tanımanız için buraya taşıdım.

1964801_471510156308677_1575773976_n

Şöyle diyor Sunay Akın  şairi tanıtırken :

” – Güneş sistemi haritası…Güneşe en yakın ikinci gezegen VenüsVenüs : bu ad Roma mitolojisinde güzellik tanrıçasının adıdır, Venüs  eski Yunan mitolojisinde ise Afrodit diye tanınır. Venüs gezegeni. Akşam ya da sabahın ilk ışıklarıyla görünür bu yüzden  biz ona akşam yıldızı ya da sabah yıldızı da deriz ama onun o kadar güzel bir başka  adı vardır ki aslında bütün insanlar Venüs‘e o adla   seslenirler  onun adı Çoban yıldızıdır.  Adını çobanlardan alır…Çoban yıldızı…Sahi unuttuk değil mi çobanlarımızı, dağlarda yanan çoban ateşlerini…Hem kutsal metinlere baktığımızda saflığın, temizliğin, dürüstlüğün simgesidir çoban. Hep böyle bilinir, hep böyle anlatılır, hep böyle varolmuştur uygarlık tarihinde çoban sözcüğü…Gökyüzünde yıldızın kaydığı anlar vardır ve bir yıldız kaydığında siz de bir dilek, en azından bir dilek tutmuşsunuzdur. Gökyüzünde bir yıldız kayar ya  bakın bir şair o olayı şöyle anlatır : 

“-Derler ki yıldızdır o kayanlar bence gökyüzü taş atıyordur sevgilisinin penceresine.”

BAcD9KNCAAA6N4w

“İçimde hep bir kaçma isteği vardı. Kendimi bulabileceğim bir yerdi aradığım. Bu yeri, Konya’da bir köyde buldum. Türkülerde, şiirlerde dinlediğim, kartpostallarda imrenerek bakıp aradığım o çoban yaşamının içindeydim artık.”  Şiir kitabının kapağına da omuzunda kepeneği, koyunları ve iki köpeğiyle çektirdiği fotoğrafını koymuş. Aylığını cebine koyar koymaz Ankara’ya gidip heybesini yiyecekten çok dergiler ve kitaplarla dolduran, çoban arkadaşlarına şiirler okuyup, şiiri onlara sevdiren Çoban Ahmet’i en çok mera’dan telefonla bağlandığı radyo programlarında şiir okumak mutlu etmekte.

“-Derler ki yıldızdır o kayanlar bence gökyüzü taş atıyordur sevgilisinin penceresine.” Kim bayılmaz ki böyle güzel sözlere, kim aşık olmaz ki bu cümleyi söyleyene. Böylesine güzel bir anlatım herkese nasip olmaz. Cezmi Ersöz’de bunu söylemiş zaten : “- Ahmet, “ortalıkta dolaşan birçok şair bozuntusundan daha yukarılarda bir insan.”

1888534_463618520431174_2056606834_n 1507983_462609850532041_24947658_n

Ahmet Aslan, şiir hakkındaki düşüncelerini bakın şiirle nasıl anlatmış :

“Defterimin satırlarını raylara                                                                                               ve kelimeleri                                                                                                                                     umut yüklü vagonlara benzetiyorum                                                                                   vagonlar hem ağır                                                                                                                         hem hafif                                                                                                                                         ki şiirdir ancak                                                                                                                               bu yükü çekecek                                                                                                                             en güçlü lokomotif”

1966829_470428679750158_1379968642_n

Ya şu şiirine ne demeli :

“-Karnımın zilleriyle uyandım                                                                                                   Toprağın uykusu ağırdı                                                                                                              Baktım,                                                                                                                                                Sofrasını açmış                                                                                                                                Bekliyordu gökyüzü                                                                                                                      Başımda yıldız salkımları                                                                                                          Ufukta karpuz dilimi bir ay “

1912181_470428709750155_744104599_n

Kendisiyle yapılan bir röportaj’ı aşağıya aldım :

Ahmet Aslan’la Röportaj (Hazırlayan: Site Sakinleri)

Bu röportajı hazırlayan arkadaşlarımıza ve sorulara içtenlikle cevap veren Ahmet Aslan’a teşekkürlerimizle…

1)Biraz kendinizden söz eder misiniz ?

”Kendinizden söz eder misiniz” sorusu aklıma, ”Ben bir başkasıdır”sözünü getirmiştir hep; ama adet yerini bulmalıysa: 1969 yılında Urfa’da dünyaya getirilmişim;doğumumla da annem ölmüş,bu yüzden gördüğüm her kadına,içimden sarılıp geçtim…1975’de Hatay’ın Reyhanlı ilçesine pamuk işçiliği için göç etmiş ve orada yerleşmiş bir babanın tek oğluyum..ilkokulu aynı ilçede okudum ve otuz yaşıma dek inşaatlarda amele olarak çalıştım.

2)Yazmaya ne zaman başladınız? 

Şehir hayatı çok sesli acemiler orkestrasını andırıyordu;ne zaman bir dize düşürsem,ağızlarını yitirmiş sesler giriyordu araya…ve hep serçe sesinin bile ürpertebileceği bir sessizlik aradım.Askerde,dostum Mehmet Döğen’e yazdığım iki yüz sayfalık bir mektubum yakalanmıştı;mektupta ”tehlikeli…”bulunmuş ve askerliğimin son iki ayında Antalya’dan Ağrı Eleşkirt’e sürülmüştüm..orada ki komutan neden geldiğimi sorduğunda:”bir mektup yüzünden…”demiştim.Gülerek,birkaç kâğıt,zarf ve kalem vermişti:”Git yaz,seni buralara kadar sürükleyen kalemi merak ettim..” demişti.O dosta her gün bir mektup yazıp gönderdim;yazdığım her mektup bölük komutanı tarafından okunmuştu…teskereye on gün kala beni çağırıp şöyle dedi: ”10 günün var,ama seni gönderiyorum,git sivilde yazı yaz,başka iş yapma…” Gider ayak güzel bir emir’di. Yazmaya,o sözü duyduğum an başladığımı anımsıyorum;hiçbir şey yazmamış olduğum halde,kendimi bir yazar olarak görmüştüm: ”Git sivilde yazı yaz!” ‘Sivil’dim! Acıkınca yemek yemeyi,susayınca su içmeyi bilen;öğretmeni bile cahil,önünden geçen kara kedinin uğursuzluğuna inanan,ağaç altlarında başına talih kuşu sıçsın diye bekleyen,türbelere göbek sürten,kıç sürten,bel sürten…et ve kemik yığınları arasında ne yazabilirdim? ”Git sivilde yazı yaz!” Uykularımı kaçıran bu ’emir’ zamanla o acemi orkestrada ki kaval sesine kulak vermeme neden olmuştu…’kaval!..’ Bir gün her şeyi terk ettim;kendimi,içimde beni güden çobana bırakmıştım;her şeyim onun dünyasındaki sessizlik,kimsesizlik,yokluk,yoksulluktaydı…Ve Konya’nın bir köyünde buluştum onunla; ‘ben’ artık bir yoktum.

3)Çobanlık yaparken yazma sevdasına düşmüşsünüz peki tepki aldınız mı çobandan yazar olur mu diye?

Çobanlıkta,yazmaktan çok okumayı öğrendim;insanlara yazmayı öğretebilirsiniz,ama okutmayı öğretmeniz zordur,zaten eğitim sistemi okumayı öğretmeye yönelik değildir,üniversite öğrencilerine bir yazar,bir şair ismi sorun,birkaç isim sayarlar fakat onları okumamışlardır;hayatında bir cilt öykü okumamış öğretmenler var;benim istediğim öğretmen,konuşmayı öğrenmeye gelen öğrencilerine,konuşma-mayı öğretendir…

Birçok köyde çobanlık yaptım,eşeğin üzerindeki heybenin bir yanı azık,bir yanı kitaplık;köylüler neden eşeğe binmediğimi sorduklarında,onlara üzerindeki dünyayı gösteriyordum…edebiyata,sanata o kadar uzaktılar ki,onlarla aramdaki uçurumu gördükçe daha aşağılara çekildiğimi,karanlığa gömüldüğümü görüyordum;binlerce köy!milyonlarca yalnız yiyen,içen sıçan insan toplulukları! Aslında dünyaya yön verenlerin istediği bu;düşünmeyen,sorgulamayan,doğasındaki güce inanmayan…insancık yığınları…

4)Kitabınızı yayınlamak istediğinizde nelerle karşılaştınız bildiğimiz kadarıyla bu konuda Cezmi Ersöz size destek olmuş biraz bahseder misiniz? 

Cezmi Ersöz’ü ”Leman” dergisinde tanıdım;onu okuduğumda,bana bu konuda yol açıcı olabileceğini düşünmüştüm;bir gün yayın evini aradım ve nasıl olduysa cep telefonunun numarasını verdiler…günlerce o numaraya baktım;kısa şiirler yazıp tam gönderecekken çekinip vaz geçtim…numarasının sonu 42 idi ve ben Konya’daydım,(Cezmi Ersöz ve 42) 42 ve Cezmi Ersöz!

Hiçbir bağ olmasa,yaşadığım ilin plaka kodu cep numarasının son iki rakamıydı;Cezmi Ersöz’ün cebindeydim!..yazıp gönderdiğim kısa şiirlerle kalbine yol bulmuştum;yazar,şairler kimseyle ilgilenmez,siz,onların yalnızca okuyucuları olarak kalmalısınız;ama Cezmi Ersöz’ün böyle bir yazar-şair olmadığını yazdıklarında görürsünüz:kitabımın yayımlanması için gösterdiği çaba bunun açık kanıtıdır.

5)Urfa’dan Ankara’ya kadar bir yürüyüş yaptınız bundan bahseder misiniz? Yürüyüşünüzün amacı neydi ? Yolda başınıza neler geldi?

Urfa-Ankara:akrabalarım beni Urfa’ya imza günü,şiir gecesi için davet etmişlerdi;on yıl aradan sonra Urfa’ya gitmiştim.Yayın evinden iki yüz kitap getirtmiştik,yirmi adet kadar kitap artmıştı.Biri,kalan kitapları Harran belediye başkanına hediye etmemi salık verdi;uygun buldum ve belediye ‘baş’kan-sızına vardık;uzatmak istemiyorum:’’ben kitap okumayı sevmem’’dediğinde,kitap da seni sevmez deyip oradan ayrıldım:’’kitap okumayı sevmem’’ bu bir suçtu!..bir cahilin ayağına kadar gidip kitap sunmuşum,ben de suçluydum,o an aklıma bu gelmişti ve aslında,onun yerine,ona oy verenlerin yerine kendime kitap okuma ceza vermiştim…’Cahil’ bildiğim köylülerle şiirleştim,yolculuğumun amacını anlattım…yemek verdiler,çay demlediler…yatırdılar,uğurladılar,anladılar,ön yargılarımı yıktılar,umudumu tazelediler…biri şöyle dedi: ‘’sana bir şeyler saralım,yolda yersin’’ elli,yüz yıl önceye gittim,yolcuyu yolundan çevirip ikramlarda bulunan dedelerimize,ninelerimize gittim,saflık,paylaşmak,hoş görü… ‘’sana bir şeyler saralım,yolda yersin’’ anne,karnını ovarak,içindeki bebeğe:‘’bebeğimin karnı aç mı,bebeğimin karnı aç mı?der; o sözle annemin karnına dönmüş ve oradan yola bu yola çıkmış gibiydim…18 Ocak 2008 de başlayan ve otuz üç gün süren ‘kitap okumayı özendirme’ yürüyüşüm,Ankara’da son bulmuş,ama ben de halâ devam etmektedir.

6)Yeni kitabınız ne zaman çıkacak kitabınızdan biraz bahseder misiniz?
Yeni kitap,kısa öykü,anı ve denemelerden oluşuyor,Urfa Ankara yürüyüşünde beynimin rahmine düşmüştü;Eylül-ekim 2009 da çıkacak.’PERON NİLÜFER’ Bursa’dan dönerken parasız kalmıştım ve Nilüfer turizmin verdiği bir ‘misafir’ biletinin gerçek öyküsü.

7) ‘İNSANSI TAŞLAR MÜZESİ’ adlı bir projenizden bahseder misiniz?Dünyada bir ilk olduğunu söylemiştiniz

‘İnsansı taşlar’ evet,çobanlık yaptığım köylerde bulduğum,insan yüzüne benzeyen taşlar;her taşın farklı bir yüz ifadesi var,gülen,esneyen,uyuyan,acı çeken…doğanın heykel traşa meydan okuduğunu herkes görecek.Bu taşlar,zamanla aklıma bir müze getirdi,araştırdım ve dünyada örneğinin olmadığını öğrendim…müzeler paha biçilemez heykellerle dolu,ama hepsi de el işi,ben rüzgarın çekiç darbelerini aradım,suyun süngerini..doğa,ellerini arkasına bağlamış,gözlerini yummuş ve yontmuş!bu güç,bakmaya evrilen ‘görme’ duyusunu harekete geçirecektir,buna inanıyorum ve müzenin bir bölümü çıkacak olan kitabın son bölümünde açılacak ilkin…sonrası sabır ve taşları büyük bir müzeyi dolduracak çoğunluğa ulaştırmak…

8)Hala çobanlık yapıyor musunuz?

Çobanlığa devam evet;yoksa ‘’Emre’’ itaatsizlik olur,okumanın,yazmanın,emrine,bir de taşların!..

9)Geleceğinizle ilgili planlarınız nelerdir?

Gelecek için hiçbir zaman plan yapmadım.Bunu ‘karıncalar’ düşünsün,ben saz çalıp,kışın kapılarında bir dilenci olarak kalmaya razıyım;aslında karıncalar kötü örnektir:yazın çalışır,kışın uyur,baharda da kanatlanarak taçlandırırlar son saatlerini…Ağustos böceği,şarkılarında onlara bunu söyler;ama ‘karınca’lar,yazın kendilerine şarkılar söyleyen bu ozanı dinlemezler…ve ozan açlıktan ölmüyor,hayatı yaşayarak neslini devam ettiriyor…An,küçük bir mucizedir.

10)İlham kaynaklarınız nelerdir paylaşır mısınız?

‘’İlham’’ diye bir kaynak yok:asıl kaynak okumak,kim ne yazmış,yanına değil de üstüne ne koyabilirim…’ilham perisi’ bir şeyhin türbesine benzer,kısır kadın ha bire karnını sürter türbeye,ölüde sperm var mı!..olsa da kadın kısır!..

11)Hayatta yapmak istediklerinizi gerçekleştirebildiniz mi?

Evet:çoban oldum,’Veysel’in dediği gibi’ ‘’kör oldum,Veysel oldum’’

12)En büyük pişmanlığınız ve mutluluğunuz nedir?

Pişmanlığım:Bunu Tanrı soracak!ve cevap veremeyeceğim.

Mutlu olmak:o zaman yazamam ki;yarı yıkık bir köy evinde,soğuğun ısırıcı dişleri arasında nemli bir battaniyeye sarılı halde ölü bulunmayı,tatil köylerinde kitap dosyaları yazan,mutlu,ama yoksulluk edebiyatı yapan bir yazar olmaya yeğlerim…benim mutluluğumun besini mutsuzluktur.

13)Yeni kitap çıkarmak isteyenlere tavsiyeleriniz?

‘’Eğer söylediğiniz şarkı özgünse,çölde bile sizi dinleyen bulacaksınız’’

Büyük şair,ve aynı zamanda şiir öğretmenim,Ömer Faruk Hatipoğlu’nun bir sözünü aktararak bu soruya cevap vereyim:

‘’On okuyup,bir yazmak,bir okuyup on yazmak değil…’’

Birçok büyük yazarın, geçmişte yayın evlerinin kapılarından boyunları bükük çıktığı söylenir.Duvarlar,surlar,kaleler olmalı;reddedildikçe,ısırılmış bir dilin altından saf suya ulaşılacaktır…

14)Yazmak dışında yapmaktan hoşlandıklarınız nelerdir?

Yazmak dışında beni hoşnut eden tek şey,yeni bir yazıya başlamaktır,yazılan ölmüş ve mumyalanmıştır;erkek aslanın yeni bir aile kurmak için çiftleşmek istediği dişinin yavrularını öldürmesi gibi yada…eski,doğasında hep yeni şeylerle eskir…

15)Sizi yazmaya iten nedenler nelerdir ?

Yazma nedenini yukarıda söylemiştim: bu bir ‘emir’di!..Fakat asıl neden,bal arısı mı,eşek arısı mı olmak?bunu da balın kalitesi belirleyecektir…

16)Yazmaya başlamadan konuyu kafanızda belirliyormusunuz, yoksa kalemi 

elinize aldığınızda kendiliğindenmi gelişiyor ?

Konular beni pek ilgilendirmedi;çünkü konuda zaten bir yaşanmışlık,bir temel var.Bir duvarın,bir insanın öyküsünü yazabilirsiniz,görüneni yazmanın,bilinenin gölgesinde dolaşmak olduğunu,başka şeyler düşünmekten öğrendim:mesela tavanla çatı! Aralarının hep ‘açık’ olduğunu da söyleyeyim,fakat paylaştıkları o kadar önemli şeyler var ki:sonra anlatırım…

17)Kendimizi geliştirmek için bize önerebileceğiniz yöntemler var mı ?

Okumak ve düşünmek,sonra düşünüp okumak…

18) Yazılarınızı en başta kime okutursunuz ?

Yazılarımı,okuduğum kitaplara okuturum.

19) Okuduğunuz diğer yazıları eleştirir misiniz ? ( Bu söz hiç yakışmamış… Burasi iyi oturmuş gibi ?)

Elif Şafak’ın ‘’siyah süt’’ kitabında şöyle bir paragraf okumuştum:

‘’Annelik,dünyanın en güzel,en yaşanılası duygularındandır…öyle ki…’’

O an kendimi bir kadın yerine koyup düşündüm;ben eskiden aptaldım,anne olmadan önce bunu bilmiyordum,anne oldum ve halâ öğrenemedim! ‘’siyah süt’’mü içmişim ne?

İşte ağzımdaki bakla bu:canıma okurum ama,bana bildiğim şeyleri söyleyen yazarları okumam..

20) Yazmayı çok isteyen ama bir türlü o boş kağıdı eline aldığında yazamayan birine tavsiyeniz ne olurdu ?

Okumasını salık verirdim:iyi bir okur,yazarın yüzde doksan dokuzudur.Buradan yola çıkarsa,eli belki kâğıda gidecektir,yada kâğıdın kendisi gelecektir.

21) Yazılarınızda yaşadıklarınızdan mı yola çıkıyorsunuz yoksa hayallerinizinde yeri var mı yazdıklarınızda ?

Yazdıklarım,yaşadıklarımın ruhudur.

Burada ‘konuştuk’ bunu söz ile yıkayalım:

DİL

Yıkanarak akar ırmakta                                                                                                   kaynadığı yerden                                                                                                     kesesidir,dipdeki çakıl taşları.

http://www.ozgurroman.com/roportaj.aspx?yid=8

*******************************************************************************

20131229_604001 20131229_106321

Şiirlerinden örnekler :

Karnımın zilleriyle uyandım                                                                                                     Toprağın uykusu ağırdı                                                                                                               Baktım                                                                                                                                                 Sofrasını açmış                                                                                                                               Bekliyordu gökyüzü                                                                                                                       Başımda yıldız salkımları                                                                                                         Ufukta karpuz dilimi bir ay

********************************************************************************YAĞMUR

Köpüklü bulutları                                                                                                                           Sürüp mavi sakalına                                                                                                                     Traş oluyor gökyüzü                                                                                                                     Denizin aynasında

********************************************************************************

SÜRÜ 

Kopup dağılan bir tespih merada
toplayan bilir
toplayan bilir.
Dizilir kendiliğinden köye doğru tane tane
başa geçince imame
çeken bilir
çeken bilir.

********************************************************************************

Hep boş tarafını görürüm bardağın
sürahinin içini dökmesine yer bırakmak için

********************************************************************************

Bir ara Ankara’ya yürümüş, bakın niye : Kitap okumanın faydalı olduğunu göstermek amacıyla bir poşet kitapla yaya olarak Ankara’ya gitmek için yola koyulmuş. Aslan, Orhan Veli’nin kitabını okuyarak yürümeye başlamış. Böyle bir yürüyüşü Türkiye’de kitap okuma oranının azlığına dikkat çekmek için gerçekleştirdiğini belirten Aslan :

10594

“Kitap okumaya özendirme yürüyüşü diye düşünüyorum. Bana göre bu, tek kişilik bir kültür devrimidir. Bu adımları Şanlıurfa’dan atıyorum, böylece ışığın doğudan yükseldiğini gösteriyorum. Benim asıl amacım kitap okumanın gündeme gelmesidir. Ankara’ya kadar kitap okuyarak gideceğim. Yolculuğum boyunca elimde kitap olmadığını görenler beni görüntüleyebilir. Ben o zaman hata yaptığım yere dönüp yeniden yürümeye başlarım. Bu benim ikinci kitabım. Kitabımı paylaşmaya çalıştığım insanlar beni yanılttı. Şu anda arkamda bulunan Şanlıurfa tabelasından başka kimsem yok. Türkiye’de çok dizi izleniyor. Yani bir televizyon ekranımız var ve bu evlerimizi adeta cezaevine çevirdi. İnsanlar dizilere mahkum oldu. Ekranlar aracılığıyla adeta müebbet hapse mahkum edildik. Ben bunu da protesto ediyorum. Günde yaklaşık 20 kilometre yürüyeceğim. Yaklaşık 40 günde Ankara’da olacağım. Aslında ben yürümeyeceğim, kitaplar beni yürütecek. Herkese kitap okuma alışkanlığını kazandırmak istiyorum” demiş.

phpThumb_generated_thumbnail

246540_187530591373303_1356014101_n

Son sözümüz gene Çoban Ahmet’in şiiriyle olsun :

“-Işıldayan bir taçtır başımda hilal

Geleceksen geceleri gel

Çobanlar kralıyken ben”

********************************************************************************

Devamını video’dan izleyebilirsiniz ama bence video’yu izlemeden önce şairle ilgili yazılara bir göz geçirin isterseniz, böylece daha iyi tanımış olacaksınız derim…Ayrıca Facebook’da da sayfası varmış, ordan da şiirleriniz okuyabilirsiniz :

https://www.facebook.com/ahmet.aslan.77770

https://www.youtube.com/watch?v=rjEIwS8AYNo

http://blog.milliyet.com.tr/aslanlar-gibi-yaziyor-siirini-urfali-coban-sair-ahmet-aslan/Blog/?BlogNo=121826

About Ayşen Cumhur Özkaya

Ruhu Sanatçı Gönlü İnançlı Hali Hüzünlü Şefkatli Romantik Her daim Duygusal Hayalci Melankolik Karşılıksız Seven Çocuk Kalpli İlahi Aşka Aşık biri
Bu yazı EDEBİYAT -Literature, YAŞAMLAR ** Lives içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Onun adı Ahmet…Çoban Ahmet için 4 cevap

  1. ahmet dedi ki:

    Bu çaba için teşekkürler.

    • Aysen Ozkaya dedi ki:

      Sanatı seven, şiiri seven, sanatı hayatının bir parçası yapan ve onu yaşayan insanlar için canım feda…Ne hazineler var içerimizde, gözümüze çarptıkça paylaşıyoruz işte…

  2. ahmet dedi ki:

    Şiiri şairinden çıkartıp tanıtımını sağlamak, şiir kadar yüce bir uğraştır: göz olmak, el olmaktır.

    Facebook’da ayrıca çalışmasını yaptığım ”İnsansı taşlar müzesi” var. Bir bakın ne göreceksiniz orada.

    • Aysen Ozkaya dedi ki:

      Ahmet Bey, çok teşekkür ederim güzel görüşleriniz için…Sanata aşık biri olarak sanatçı arkadaşlarımıza göz olmak, el olmak benim için sanat yapmak kadar değerlidir, sanata hizmettir…Siz güzel sözlerinizi bizimle paylaşmaya devam edin, bizlerin ufkunu açın, ben her zaman paylaşırım. Bu arada müzenize de baktım, bu konuda da sizinle aynı kafada olduğumuzu görmek mutlu etti beni…Ben de sizin gözlerinize sahip biri olarak her yerde bir yüz, bir olay, bir resim görür ve hikayesini yazarım kafamda. Biraz “deli misin nesin” diye gülseler de, ben memnunum gördüklerimden… Hikayelerinizin devamı dileği ile..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s