Meğer “tatlı bir uykuymuş ölüm”… Böyle buyurmuş … !

yastayız   ölüm kokusu                  

Meğer “tatlı bir uykuymuş ölüm”  Böyle buyurmuş… !

Bu gün acı  bir gün… Soma’nın içinde, kaldık madende

Vurulduk kalbimizden, göçerken an be an öte aleme

Ölmeye durduk Soma madenlerinde…

Biz ki ölüme aşina,  ölmeden önce ölmeye aşina

Ama alışamadık ölüme nikahlı  yazgımızın zamansız acısına

Biz ki her gün bir defa doğup bin defa adım atanlar ölüme doğru

Biz ki her evden çıkışta “son kez mi acaba” diye ardından yutkunularak bakılanlar

Biz ki her ayrılışta “belki de bu son kez” diye özlemle sarınılan, koklananlar…

Biz ki başkalarına elmas, kendisine kalp karası kömür çıkartanlar

Biz Somalı madenciler, kendi mezarlarını kendi kazanlar

Biz Somalı madenciler, bile bile kaderlerine terk edilenler…

Ölüm eşittir yaşamak, yaşamak eşittir ölümdür Soma’da

Soma, her an biraz ölünen, her an biraz yaşanan

Soma, yaşayan ölülerin şehri, yasını yaşarken tutanların

Soma, kara elmasın,  kara yazgılılarının şehri

Güneşin bile ölüm karasına boyun eğdiği

Soma, dört yanı kömür karası,

Soma cehennemin sıfır noktası

Soma, kar yerine damlara kömür karası yağan

Ah ona bile razı olurduk yazgımız burada bitmeseydi

Çektikçe acısaydı keşke ciğerlerimiz  ağır havasını Soma’nın

Sinseydi kömür kokusu, kararsaydı içimiz dışımız

Yeter ki, yeter ki dönebilseydik o küçücük hanelerimize  

“Hadi bugün de yırttık gene” dercesine,

Sarılabilseydik ayalimizin ve yavrularımızın minik bedenlerine,

Çekebilseydik o mis gibi kokusunu yuvamızın  ciğerlerimize

Ama bilemedik ölüme yazılmış yazgımızın aniden gelişini

Bilemedik bu günün bizim günümüz olduğunu,

Günlerden ayrılık, ayrılıklardan ölüme yol olduğunu

Bir o yana, bir bu yana, çaresizce koşuştururken

Unuttuk ölüme nikahlı olduğumuzu, yazgılı olduğumuzu

Unuttuk ey halkım, ölümdü bizim yoldaşımız oysa

Bu son yolculuğumuzda da bırakmadı bizleri

Boşaymış meğerse korkmak, yanlış öğretmişler bize

“Ölüm tatlı bir uykuymuş meğer”

Ağır ağır kapladı üzerimizi bir yorgan misali

Yazabildiysek yazdık belki de son sözlerimizi

“Hakkını helal et oğlum, hakkını helal et”

Kömür karası yüzlerimizdeki apak gözlerimizle

Bakarak karanlık boşluğa kucakladık ölümü…

Ufaktan bir rüzgar geldi yanağımızı okşadı

Alnımızdan öptü ölüm, sessizce seslendi bize

“Kurtuluştur ölüm size, hadi artık biraz rahat edin”

Bir nehir kavuşurken denize,

Yakamoz gözlerimiz kapanıverdi ölüme

Aniden çekiliverdi  boğazımızdaki yumruk

İlk defa ciğerlerimiz yanmadan soluk alıp verdik ey halkım

Yaşamak meğer ne güzelmiş, soluk alıp vermek

Yüreğimizden kalkması makus talihin

Yaşamak meğer ne güzelmiş, ölmeye gitsek de

Ölmek bir kuş gibi uçabilmekmiş meğer güneşe

Ellerimiz kara, alınlarımız ak giderken son yolculuğa

Ey  kara bahtlı insanların şehri Soma, ey Türk halkı

Bu mevsimsiz ayrılığın acısını yaşatmayın anamıza, çocuklarımıza

Kavuşmayı beklerken cenazemize bile sarılamayacak karılarımıza

Sahip çıkın ey halkım emanetimize, aynı kaderi yaşatmayın geleceğimize

Sahipsiz bırakmayın bedenlerimizi, yan yana defnedin  bizleri

Feda etmeyin kara yazgıya, dönmeyecek gideni umutsuzca bekleyenleri

Artık sirenler çalmasın, toprak homurdamasın, duyulmasın  çığlıklar,

Mahmut kardeşimiz çıkabilsin madenden, onun eşi hamile, biz kalırız yerine

Bakmasın anneler, babalar o duygusuz ekrana, kömür karası yavrularına

Gözyaşları dursun artık, bekleyişler dursun, acılar dursun

Ağlamasın anam             

Utanmasın ambulansa taşınan kardeşim

Çıkarmaya kalkmasın çizmesini

Kirlenmesin diye çarşaflar

Utansın kalbi karalar onun yerine

Sen ki yüreği temiz, kalbi temiz kardeşim,

En büyük hazine sensin bu dünyada, sakın utanma,

İlk defa rahat  etsin o gariban bedenin,

Hani o ilerde birer kara elmasa dönüşecek bedenin, 

Taş yerine rahatça bırak uzansın  o sedyeye.

Ve unutma asla geride bıraktıklarını,

Her gün kendi mezarlarını kazanları                     

Toprağa karışan kara yazgılı,  bedenleri kavruk

Ölüme yatan arkadaşlarını, onun çorapları delik naaşlarını

Unutma kardeşim, babam, bacım, ağam, unutturma ey halkım, 

Kurtulanları kaderine terk etme, onları kurda kuşa yem etme halkım

Ey beklemeye duranlar,ey ağıt yakanlar,

Artık kurban olmasın insan evladı kara elmasa

Kimse kalmasın madende, göçük altında,

Dağılmasın yuvalar, çocuklar ağlamasın

Yurdum  böyle bir acı bir daha yaşamasın.

AYŞEN CUMHUR ÖZKAYA – 15.5.2014

resim

dualı giriş yeri

Dua 1 madenci ve kömür başımız sağolsun madenden çıkış karikatör geride kalan

Dua 1 bekleliş 7 acı 1

soma analar soma çocuk soma çocuk1 soma eşler

madendeddddmadenden çıkış987bekleyişşşişibekleyişşşbekleyişbekleyiş sürüyoracıııııımadenden çıkış765Madenden çıkış 4madenden çıkışşşe00kurtulanlarmadencimadenden çıkanlarmadenciiii

soma ölüler

HAKKINI HELAL ET

-oglum-hakkini-helal-et--4375627yırtık çoraplı kahramanmahmutçizmelerimiölülerteşhis

mezarrrrrr Bnte8h7IIAAF5hF

soma ölüler ve çocuklar

soma 1 soma 2 soma 3

soma mezar1

Veda. Çocuklar 1 babaları ölmüş

ömür mü kömür mü kömür yanan bizdik kömür sandılar acı 2

soma nüfus




                                                                


 

About Ayşen Cumhur Özkaya

Ruhu Sanatçı Gönlü İnançlı Hali Hüzünlü Şefkatli Romantik Her daim Duygusal Hayalci Melankolik Karşılıksız Seven Çocuk Kalpli İlahi Aşka Aşık biri
Bu yazı EDEBİYAT - YAZILARIM, ŞİİRLERİM ** My Writings, Poems içinde yayınlandı ve , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s