SALÂH BİRSEL ŞİİRLERİNİ NASIL YAZARDI?

SALÂH BİRSEL ŞİİRLERİNİ NASIL YAZARDI?

10610738_604937782951095_8831781514257274655_n

 
(Tan Edebiyat Yıllığı, 1982’den aldığım -Yıllık da Türk Dili’nden almış- aşağıdaki yazı, biraz uzunca olmakla birlikte; bana, buraya tümüyle alınmaya ve okunmaya değer göründü.) -Osman Nuri Aydın –

SALÂH BİRSEL ŞİİRLERİNİ ANLATIYOR


Ben yazılarıma çokluk küçük bir duyguyla başlarım. Ama yazı gelişip de kıvamını bulmaya başladığı vakit artık coşkunluğumun, iç esenliğimin sınırı yoktur. Bu noktaya ulaştıktan sonra duygularım daha bir kanatlanmaya, daha bir esrikleşmeye yüz tutar. İşte gerçek yazıyı da, o andan sonra, belki o dakikaya dek yazdıklarımın tümünü atarak ya da birkaç tümceyi yedeğe alarak yazmaya koyulurum.

“Şiirin İlkeleri” ni hep bu yöntemle karalamışımdır O esintili havaları bekleyerek, tam beş yıl, bıkmadan usanmadan ilkelerin üzerine kapandım.

Şiirlerim de ilkeler gibi uzun beklemelerin sonucudur. Odamda, sokakta, kahvede, dahası, bir kadınla al takke ver külâh olduğum dakikalarda bile hep bekledim. Bir şeylerin geleceğini, bir şeylerin boğazıma sarılarak dışlanmak isteyeceğini bilerek bekledim. Nedir, şiir kimi zaman, yüzünü şipşak gösteriyordu. Ama ben kısa zamanda peçesini açan şiire hemen de çengel atmıyordum. Yine bekliyordum. Böylece o yerden bitme coşkuların beni yanıltmasından -bunlar yüzde yüz ozanları yanıltır- kendimi korumuş oluyordum. Bu beklemeler sırasında şiir bir an çakıp sönse de yine ona el sürmüyordum. Ne ki, o parlayıp yiten şiiri belleğimin bir köşesine yerleştirmekten de geri kalmıyordum. Şiirin sonraki evrelerinde, işin ustaca kotarılmasında, işime destek olabileceğini düşünüyordum.

Şiir bütünüyle ortalarda salınmaya başladıktan sonra da yolculuğu bitmiş saymıyordum. Onu yeniden, daha sonraki günlerdeki duygularımla, düşüncelerimle elden geçirmek üzere bir yana bırakıyordum. Şiir, bu mayalanma sürecinde de varlığını koruyorsa, o artık benim beklediğim şey oluyordu. Onu sağından, solundan çekeleyerek son biçimine kaydırıyordum.

Şiir kıvamına geldiği vakit ben de kıvamını bulmuş oluyordum. Ama önümde daha çok yol vardı. Bütün usum, duygularım, sinirlerimle bir de o şiirin kendisi olmam gerekti. Bunun için şiirdeki sözcükleri atarak, kendi duygularımı, sinirlerimi onların yerlerine yerleştiriyordum. Artık yemek yer, su içer, yolda yürür, uyku uyurken -bunda abartma yoktur- hep o şiiri yaşıyordum. O anlarda dış dünyadan hiçbir şeyin benim fiyakamı bozmasına olanak yoktu. Bir başka deyişle, iç dünyamla dış dünyam birbirine kenetlenmişti. Sonunda düzlüğe kavuşmuş oluyordum. Birkaç günlük çalışmadan sonra, sonun sonu beliriyordu.

Şiir de yakamı işte ancak o vakit bırakıyordu.

 

ALINTIDIR : Osman Nuri Aydın’ın Facebook sayfasından alınmıştır.

************************************************************************************

SALAH BİRSEL :

Salah Birsel şair ve deneme yazarı. (d. 1919 , Bandırma – ö. 10 Mart 1999, İstanbul.)

Şiirleri öncelikle zekâya ve ince alaya dayanan yergi ağırlıklı şiirlerdir. Garip ve İkinci Yeni akımlarını kendine göre yorumlayarak uzaktan izlemiş; şiirlerinde Halk şiirine yaklaşan bir söyleyiş yöntemine ulaşmıştır. Yalın üslubu, hoşgörülü konu seçimleri ve ince alaylı yaklaşımıyla, kendine özgü farklı bir yeri vardır yazınımızda. Asıl ününü 1970’lerde peş peşe yayınlanan “denemelerle” kazanmıştır. Günlük konuşma dilinde pek az bilinen sözcük ve deyimlerden başka, kendi yarattığı ilginç deyişleri de sıkça kullandığı ve anlatımına egemen kıldığı alaycı tavrıyla bu denemelerde özgün bir üslup yaratır. “Salah Bey Tarihi”ni oluşturan “Kahveler Kitabı”, “Ah Beyoğlu, Vah Beyoğlu”, “Boğaziçi Şıngır Mıngır”, “Sergüzeşt-i Nono Bey”, “Elmas Boğaziçi” ve“İstanbul-Paris” kitaplarında, geçmişin İstanbul kahvelerini, Beyoğlu ve Boğaziçi’nin sanat çevrelerini anlatır. 1990’larda büyük bir coşkuyla tekrar şiire dönmüş; ironi ve humour özellikleri taşıyan şiirleriyle modern şiirimizi tema ve dil bakımından demokratlaştırmış, geliştirmiştir. Şiiri duygunun baskısından kurtarıp zekânın ürünü yapmak ister. Her şiirinde yeni bir ses, yeni bir yapı kurmaya çalışır. Duygulu şairi değil, usta şairi, lirik şiiri değil; zekâ şiirini savunur. Şiirin fikirlerle değil, kelimelerle yazıldığını bildiği için az bilinen değil, yığınların diline yerleşmiş sözcüklerin seçilmesini savunur. Şiirin bir yapı işi; şairin ödevinin de güzel, başarılı biçimler kurmak olduğuna inanır.  

 

ALINTIDIR :

http://edebiyatforum.com/index.php/component/jootags/salah%20birselin%20sanat%20anlay%C4%B1%C5%9F%C4%B1.html

************************************************************************************

 

ŞİİRLERİNDEN BİR KAÇI :

Faslı Evvel

Bu olaylarla düşüp kalkan mevsim bahardır
Salâh Birsel’in aşık olduğunu haber veren alametlerdir
Kızla oğlanın arasını ayıran bir dört duvardır
Oğlanın karşısına geçip oturduğu levha Ya Sabır’dır
Ol İstanbul şehri işte bu aşkın duyulduğu yerdir
Bu aşkın ardını hikaye eden faslı diğerdir

Faslı Diğer

Bu aşkın dal budak saldığı ay nisandır
Kız Taksim’de oturan bir sarışındır
Geceleri ah ile yatağa düşen oğlandır
Bu şiir ise dilekçe hükmünde bir ilandır

****************************************

Kamer Hanım

Gün gelecek KAMER Hanım                                                                                                           Gençliğini düşünecek

Hafifçe daralacak kalbi
Mutfağa doğru gidecek

Yumurtayı çırparken kasede
Durup saçlarını çözecek
Şurup kaynayacak bir kenarda
Hatıralar üşüşecek

Ve yayıldıkça mutfağa pasta kokusu
O da endamını gerecek
Bir tabak alacak raftan
HACİVAT beni sevmişti sahi deyecek

Gün gelecek KAMER HANIM
Boyuna pasta pişirecek

**************************************

Ben Güzin’i düşünürken
Güzin’in de düşündükleri vardı
İnce inceydi parmakları
Minnacık bir yüzü vardı

Güzin’in aklında
Atlar arabalar
Daha başka erkekler
Başka hayatlar vardı

Güzin’in kedileri vardı
Benim gibi okşanmak isteyen
Ama sevdanın adı geçsin
Güzin kaşlarını çatardı

Güzin masalların da Güzin’i
Şehzadeler Güzin’in şehzadeleri
Bir büyük defter tutar
Güzin’in hayalleri

Ben odada otururken
Güzin’in de oturduğu odalar vardı
Kendisine ait bir yatağı
Kendi uykuları vardı

********************************

       ÖDÜLLERİ :

  • “Keçi Çobanı, Kuzu Çobanı” denemesi ile TRT Deneme Sanat Ödülü (1970)
  • “Şiir ve Cinayet” kitabıyla TDK Deneme Ödülü (1976)
  • “Yaşlılık Günlüğü” adlı günlüğüyle Sedat Simavi Edebiyat Ödülü (1986) – Türkiye’de      günlük türünde yazılmış bir esere verilen ilk ödül
  • “Varduman” adlı şiir kitabıyla Necatigil Şiir Ödülü (1994)
  • ESERLERİ :

    ŞİİR:

    Dünya İşleri (1947)
    Hacivat’ın karısı (1955)
    Ases (1960)
    Kikirikname (1961)
    Haydar Haydar (1972)
    Köçekçeler (1981)
    Bütün Şiirleri (1986)
    Varduman (1993)
    Yalelli (1994)
    İnce Donanma (1995)
    Rumba da Rumba (1995)
    Yaşama Sevinci (1995)
    Çarleston (1995)
    Baş ve Ayak (1997)
    Sevdim Seni Ey İnsan (1997)                                                                                               Nardenk (1988)

    DENEME, ELEŞTİRİ, GÜNLÜK:

    Şiirin İlkeleri (1952)
    Günlük (1955)
    Sev Beni Sev (1957)
    Kendimle Konuşmalar (1969)
    Şiir ve Cinayet (1975)
    Kahveler Kitabı (1975)
    A Beyoğlu Vah Beyoğlu (1976)
    Kuşları Örtünmek (1976)
    Kurutulmuş Felsefe Bahçesi (1979)
    Boğaziçi Şıngır Mıngır (1980)
    Halley Kimi Kurtarır (1981)
    Paf ve Puf (1981)
    Hacivat Günlüğü (1982)
    Sergüzeşt-i Nono Bey ve Elmas Boğaziçi (1982)
    Amerikalı Tolstoy (1983)
    İstanbul-Paris (1983)
    Bir Zavallı Sarı At (1985)
    Yapıştırma Bıyık (1985)
    Şişedeki Zenci (1986)
    Asansör (1987)
    Kediler (1988)
    Aynalar Günlüğü (1988)
    Seyirci Sahneye Çıkıyor (1989)
    Bay Sessizlik (1990)
    Nezleli Karga (1991)
    Yaşlılık Günlüğü (1992)                                                                                                           Yalnızlığın fırınlanmış kokusu (1992)                                                                                 Gandhi ya da Hint Kirazının Gölgesinde (1993)                                                                   Gece Mavisi (1994)                                                                                                             Papağanname (1995)                                                                                                                   Yanlış Parmak (1996)

    ROMAN:

    Dört Köşeli İnsan (1961)

    İNCELEME:

    Fransız Resminde İzlenimcilik (1967)
    Goethe (1972)

     

Reklamlar

About Ayşen Cumhur Özkaya

Ruhu Sanatçı Gönlü İnançlı Hali Hüzünlü Şefkatli Romantik Her daim Duygusal Hayalci Melankolik Karşılıksız Seven Çocuk Kalpli İlahi Aşka Aşık biri
Bu yazı EDEBİYAT -Literature içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s