Ünlü şarkıların yazılış hikâyeleri

The Beatles’tan Metallica’ya dilimize dolanan şarkıları ve öyküleri :

1. Damien Rice – Cheers Darlin’

Damien Rice, sürekli takıldığı barda bir kadınla çarpışır ve özür dilemek için bir içki ısmarlamak ister. Birer kadeh şarap içerler. İlk kadehler bittiğinde kadın kalkmak ile kalkmamak arasındayken Damien bir kadeh daha ısmarlamak ister; derken muhabbet ilerlemeye başlar ve birer kadeh daha içilir. O sırada Rice gizlice saati kontrol ederek, eğer 15 dakika içinde kalkarsa son otobüsü yakalayabileceğini düşünmektedir. Fakat muhabbet arasında aynı yerde, en azından aynı otobüsle gidilecek yerde oturduklarını öğrenmiştir kadının. Bir kadeh daha içersek otobüsü ikimiz de kaçırıp eve kadar beraber yürürüz düşüncesi içine girer ve saatten bahsetmez kadına. Birer kadeh daha içilir, Damien’ın sigarası da bitmiştir lakin kadından otlanıyordur. Otobüs saati geçtiğinde Damien saate bakarak “Tüh otobüs de kaçtı ne yapacağız” der. Kadın ise, “Sorun değil, erkek arkadaşım gelip alacak beni” diye cevap verir. İşte o an Damien yıkılır, ama belli etmez ve “Ha tamam o zaman ya” diyerek tuvalete gider. Geldiğinde ise kadın masaya üç tane sigara bırakıp gitmiştir. Damien ise hemen eline aldığı peçeteye bu şarkıyı yazar :

Cheers darlin   Şerefe sevgilim 

Here’s to you and your lover boy
İşte buradasın sen ve senin aşık erkeğin
Cheers darlin Şerefe sevgilim
I got years to wait around for you
Senin için beklediğim yıllar var 
Cheers darlin   Şerefe sevgilim 

I’ve got your wedding bells in my ear
Kulağımda nikahının çanları var 
Cheers darlin   Şerefe sevgilim 

You give me three cigarettes to smoke my tears away
Dumanı gözyaşlarımı götürsün diye bana üç sigara verirsin 

And I die when you mention his name
Ve ben sen onun adını söylediğin zaman ölürüm 
And I lied I should have kissed you
Ve ben seni öpmem gerek dediğimde yalan söyledim 
When we were running the reins
Dizginleri koşuyorduk 

What am I darlin’?
Ben neyim sevgilim? 
A whisper in your ear?
Kulağındaki bir fısıltı mı?
A piece of your cake?
Bir parça kekin mi? 
What am I darlin’?
Ben neyim sevgilim?
The boy you can fear?
Korktuğun erkek mi?
Or your biggest mistake?
Ya da en büyük hatan? 

Cheers darlin    Şerefe sevgilim 
Here’s to you and your lover man

İşte buradasın sen ve senin aşık adamın 
Cheers darlin    Şerefe sevgilim 
I just hang around and eat from a can
Ben sadece dolanıyorum ve tenekeden yemek yiyorum 
Cheers darlin    Şerefe sevgilim
I got a ribbon of green on my guitar
Gitarımda yeşil bir kurdele var 
Cheers darlin     Şerefe sevgilim
I got a beauty queen
Bir güzellik kraliçesine sahibim
To sit not very far from here
Buradan çok uzakta değil oturmak için 

I die when he comes around
O seni eve götürmek için 
To take you home
Buraya geldiğinde öleceğim 
I’m too shy
Ben çok utangacım
I should have kissed you when we were alone
Biz yalnız kalana kadar seni öpmeliydim 

What am I darlin’?
Ben neyim sevgilim? 
A whisper in your ear?
Kulağındaki bir fısıltı mı?
A piece of your cake?
Bir parça kekin mi? 
What am I darlin’?
Ben neyim sevgilim? 
The boy you can fear?
Korktuğun erkek mi? 
Or your biggest mistake?
Ya da en büyük hatan? 

Oh what am I? What am I darlin’?
Oh neyim ben? Neyim ben sevgilim? 
I got years to wait…
Beklediğim yıllar var…

2. The Cranberries – Zombie

The Cranberries bu şarkıyı, Kuzey İrlanda’da ”Troubles” diye adlandırılan dönemde, İngiltere’nin Warrington kentinde IRA tarafından düzenlenen bir saldırı sonucu iki çocuğun hayatını kaybetmesi üzerine yazmıştır. Şarkının genel havasına baktığımızda, savaşın çocuklar ve anneler üzerindeki ağır psikolojik etkilerinden bahsettiğini kolaylıkla anlayabiliriz. Şarkının gerek klibi gerekse sözleri itibari ile son derece etkileyici ve sarsıcı bir özelliği vardır. Videoyu izlediğiniz zaman siyah beyaz tema üzerine çekilen klibin, savaşın ve kanın asla insan doğasına uygun olmadığını net bir şekilde ifade ettiğini görebilirsiniz :

Zombie
Another head hangs lowly
Child is slowly taken
And the violence caused such silence
Who are we mistaken
But You see it’s not me,
It ‘s not my family
In your head,in your head
They are fighting
With their tanks, and their bombs
And their bombs, and their guns
In your head,in your head
they are crying
in your head in your head
Zombie,zombie,zombie hey hey hey
What’s in your head, in your head
Zombie,zombie,zombie hey hey hey (dou dou dou…)
Another mother’s breakin Heart is taking over
When the violence causes silence
We must be mistaken
It’s the same old theme since nineteen-sixteen
In your head,in your head
They’re still fightin
With their tanks, and their bombs
And their bombs, and their guns
In your head in your head
They are dying
In your head, in your head
Zombie,zombie,zombie hey hey hey
What’s in your head, in your head
Zombie,zombie,zombie hey hey hey hey….

**************************************
Zombi 
Bir kafa daha asılıyor düşükçe
Çocuk yavaşça alınıyor
Ve şiddet büyük bir sessizliğe sebep oldu
Kimde hatalıyız?
Ama görüyorsun, bu ben değilim, bu ailem değil
Kafanın içinde, kafanın içinde savaşıyorlar
Tanklarıyla ve bombalarıyla
Ve bombalarıyla ve silahlarıyla
Kafanın içinde, kafanın içinde, ağlıyorlar…
Kafanın içinde, kafanın içinde
Zombi, zombi, zombi
Hey, hey, hey, kafanın içinde ne var
Kafanın içinde
Zombi, zombi, zombi?
Hey, hey, hey, hey, oh, dou, dou, dou, dou, dou…
Bir anne daha parçalanıyor
Kalp kontrolü ele alıyor
Şiddet sessizliğe sebep olduğunda
Hata yapmış olmalıyız
Bu aynı eski konu 1916 dan beri
Kafanın içinde, kafanın içinde hala savaşıyorlar
Tanklarıyla ve bombalarıyla
Ve bomblarıyla ve silahlarıyla
Kafanın içinde, kafanın içinde ölüyorlar…
Kafanın içinde, kafanın içinde
Zombi, zombi, zombi
Hey, hey, hey, kafanın içinde ne var
Kafanın içinde
Zombi, zombi, zombi?
Hey, hey, hey, hey, oh, dou, dou, dou, dou, dou..

3. Soul Asylum – Runaway Train

Kayıp insanların resimleriyle yapılan şarkı, ilk olarak enstrümantal olarak yayınlanıp bazı çocuklar ve ailelerine armağan edilmiş; daha sonra sözler eklenip hem albüm hem de halka mesaj vermek için kullanılmış ve videosuna “Eğer bu çocuklardan birini görürseniz ya da siz resimdekilerden biriyseniz lütfen bu numarayı arayın” diye eklenmiş. Amerika’nın dışında da kayıp insanların resimleri değiştirilerek birçok ülkede kullanılmış.

“Runaway Train”

Call you up in the middle of the night
Like a firefly without a light
You were there like a blowtorch burning
I was a key that could use a little turning

So tired that I couldn’t even sleep
So many secrets I couldn’t keep
Promised myself I wouldn’t weep
One more promise I couldn’t keep

It seems no one can help me now
I’m in too deep there’s no way out
This time I have really led myself astray

Runaway train never going back
Wrong way on a one way track
Seems like I should be getting somewhere
Somehow I’m neither here nor there

Can you help me remember how to smile
Make it somehow all seem worthwhile
How on earth did I get so jaded
Life’s mystery seems so faded

I can go where no one else can go
I know what no one else knows
Here I am just drownin’ in the rain
With a ticket for a runaway train

Everything is cut and dry, day and night, earth and sky
Somehow I just don’t believe it

Bought a ticket for a runaway train
Like a madman laughin’ at the rain
Little out of touch, little insane
Just easier than dealing with the pain

Runaway train never comin’ back
Runaway train tearin’ up the track
Runaway train burnin’ up my veins
Runaway but it always seems the same

************************************

Gecenin ortasında size çağırmak
Bir ışık olmadan bir ateş böceği gibi
Sen yanan bir oksijen kaynağı gibi vardı
Biraz dönüm kullanabilirsiniz bir anahtar oldu

Ben bile uyuyamadım ki yorgun
Ben tutamadı O kadar çok sır
Ben ağlamak olmaz kendime söz verdim
Ben tutamadı Bir kez daha söz

Bu kimse şimdi bana yardımcı olabilir gibi görünüyor
Ben çok derin yaşıyorum hiçbir çıkış yolu yok
Bu sefer gerçekten yoldan kendimi açmıştır

Kaçak bir tren asla geri
Tek yönlü yolda yanlış bir şekilde
Ben bir yerde almak gerekir gibi görünüyor
Bir şekilde ben ne burada ne orada değilim

Bana gülümsemeye nasıl hatırlamanıza yardımcı olabilir
Bir şekilde tüm değerli görünüyor yapmak
Yeryüzünde bu kadar yorgun aldın nasıl
Hayat gizem çok soluk görünüyor

Başka hiç kimse gidebilirsiniz nereye gidebilir
Başka kimse bilmiyor biliyorum
Ben burada sadece yağmurda ‘boğuluyorlar am
Kaçak bir tren için bir bilet ile

Her şey kesilmiş ve bir kuru, gündüz ve gece, yer ve gök
Bir sebepten inanmıyorum

Kaçak bir tren için bir bilet aldım
Yağmur bir deli gülüyordum ‘gibi
Dokunma biraz dışarı, biraz deli
Ağrı ile ilgili daha da kolaylaştı

Kaçak bir tren ‘geri geliyor asla
Parça kadar tren parçalıyor ‘Runaway
Damarlarımda kadar kaçak bir tren yanıyor ‘
Runaway ama her zaman aynı görünüyor

David Pirner tarafından yazıldı

4. The Beatles – Hey Jude

Paul McCartney, anne babası yeni ayrılmış olan Julian Lennon ile bol bol vakit geçirmektedir ve bir gün, küçük çocuk için bir şarkı bestelemeye başlar. Şarkının adı, “Hey Jules”dur. Daha sonra Jules kısmını, kulağa daha iyi geldiği düşüncesiyle, Hey Jude olarak değiştirir ve ardından, yaptığı yeni besteyi John Lennon`a sunar. “The movement you need is on your shoulder” dizesini, şarkıya yakışmadığı gerekçesiyle çıkarmak ister ancak Lennon onu engeller. Çünkü şarkının içindeki en anlamlı dize, budur Lennon`a göre. Dizenin, şarkı içinde tek kafiyesiz satır olmasının nedeni de budur.

Hey, Jude, don’t make it bad
Take a sad song and make it better
Remember to let her into your heart
Then you can start to make it better

Hey, Jude, don’t be afraid
You were made to go out and get her
The minute you let her under your skin
Then you begin to make it better.

And any time you feel the pain, hey, Jude, refrain
Don’t carry the world upon your shoulders
Well don’t you know that its a fool who plays it cool
By making his world a little colder

Hey, Jude! Don’t let her down
You have found her, now go and get her
Remember, to let her into your heart
Then you can start to make it better.

So let it out and let it in, hey, Jude, begin
You’re waiting for someone to perform with
And don’t you know that it’s just you, hey, Jude,
You’ll do, the movement you need is on your shoulder

Hey, Jude, don’t make it bad
Take a sad song and make it better
Remember to let her into your heart
Then you can start to make it better

**********************************

Hey Jude daha da kötüleştirme durumu
Hüzünlü bir şarkı tuttur ve düzeltiver
unutma,bırak kalbine girsin
ki sonra başlayabilirsin
düzeltmeye durumu

HeyJude çekinme
Senin yazgın bu gidip almak onu
Teninin içine geçirdiğin an onu
Başlayabilirsin düzeltmeye durumu

Ve ne zaman acıyı duyarsan
Hey Jude bırakma kendini
Taşıma sırtında dünyayı
Sende bilirsin,
Aptaldır dünyasını dahada soğutarak
umursamazmış gibi davranan

Hey Jude hayal kırıklığına uğratma beni
İşte buldun şimdi git ve al onu
unutma(HeyJude),bırak kalbine girsin
ki sonra başlayabilirsin düzeltmeye durumu
Öyleyse bırak gitsin,bırak çıksın

Hey Jude başla hadi
birini bekliyorsun birlikte yapmak için
ama bilmiyormusun ki bunu yapacak olan sensin

Hey Jude yapacaksın
İhtiyacın olan hareke senin omuzlarında
Hey Jude,dahada kötüleştirme durumu
hüzünlü bir şarkı tuttur ve düzeltiver
unutma,bırak kalbine girsin
ki sonra başlayacaksın düzeltmeye durumu

5. Naughty Boy – La La La

Şarkının hikâye tarafında karşımıza kulakları duymayan sağır bir çocuk çıkmaktadır. Klipteki gibi evden kaçar ve bir köpekle dost olmasıyla macerası başlar. Diyar diyar gezerken bir köyde hor görülen ve hırpalanan bir adama denk gelir. Yapılan kötülükler yüzünden çığlık atar ve adamı kurtarır. Bu çığlığın deprem etkisi yapıp fırtına getirdiği yapılan rivayetler arasındadır. Çocuğun çığlık atması ile ilgili yeteneği burada keşfedilir. Ayrıca yaşlı adamın kalbini iyileştirmesi de klipte benzeri bir şekilde gösterilmiştir. Yaşlı adam ve çocuk rastgele yollarına devam ederler. Ardından klipte trafik polisi gibi gösterilen ama aslında cüzzamlı bir adamı temsil eden birine rast gelirler. O da bulunduğu köyde dışlanmaktadır. Bu adam da ekibe katılır ve hep beraber yolculuklarına devam eder. Belli bir süre sonra bir madene gelirler. Çocuğun yeteneği itibari ile kötülüklere son verebileceğini düşünen yaşlı ve cüzzamlı adam onu heykel şeklinde tasvir edilen madendeki şeytanın yanına bırakırlar. Bu noktadan sonra ise kesin bir sonuç yoktur. Yani bir bilinmezlik söz konusudur. Anlatılanlara göre çocuktan bir daha haber alınamaz.

Yukarıda hikaye kısmında anlatılanlar, elbette bir efsanenin ürünü ve tasvir edilmesidir. Her ne olursa olsun insanın aklında kalan, kısa bir süre de olsa düşünmeye sevk eden bir şarkı olması sebebiyle ilgi çekmektedir. :

La, la, la 
Hush, don’t speak
When you spit your venom, keep it shut I hate it
When you hiss and preach
About your new messiah ’cause your theories catch fire
Sus!Konuşma! 
Zehrini akıttığında,kapalı tut,nefret ediyorum; 
Teorilerin tutuştuğu için, 
Tısladığın ve Mesih hakkında vaazlar verdiğinde. 
I can’t find those silver linings
I don’t mean to judge
But when you read your speech, it’s tiring
Enough is enough
O gümüş astarları bulamıyorum. 
Yargılamak amacım değil. 
Ama konuşmanı okuyunca,bu yorucu… 
Yeter artık! 
I’m covering my ears like a kid
When your words mean nothing, I go la la la
I’m turning off the volume when you speak
Cause if my heart can’t stop it, I find a way to block it
I go
La la, la la la…
La la, la la la…
I find a way to block it
I go
La la, la la la…
La la, la la la…
Kulaklarımı bir çocuk gibi kapıyorum. 
Sözcüklerin bir şey ifade etmediğinde, 
La la la demeye başlıyorum. 
Konuştuğun zaman,sesi(ni) kısıyorum 
Çünkü eğer kalbim bunu durduramazsa, 
Bunu engellemek için bir yol bulurum. 
La la, la la la… 
La la, la la la… 
Demeye başlarım. 
Engellemek için bir yol bulurum. 
La la, la la la… 
La la, la la la… 
Demeye başlarım. 
Yes our love is running out of time
I won’t count the hours, rather be a coward
When our words collide
I’m gonna drown you out before I lose my mind
Evet,aşkımızın zamanı tükenmek üzere. 
Saatleri saymayacağım,korkak olmayı tercih ederim. 
Sözcüklerimiz çarpıştığında, 
Aklımı yitirmeden önce, 
Sesini keseceğim. 
I can’t find those silver linings
I don’t mean to judge
But when you read your speech, it’s tiring
Enough is enough
O gümüş astarları bulamıyorum. 
Yargılamak amacım değil. 
Ama konuşmanı okuyunca,bu yorucu. 
Yeter artık! 
I’m covering my ears like a kid
When your words mean nothing, I go la la la
I’m turning off the volume when you speak
Cause if my heart can’t stop it, I find a way to block it
I go
La la la la la…
La la la la la…
I find a way to block it
I go
La la la la la…
La la la la la…
I find a way to block you, oh
La la la la la…
La la la la la…
I find a way to block it
I go
La la la la la…
La la la la la…
Kulaklarımı bir çocuk gibi kapıyorum. 
Sözcüklerin bir şey ifade etmediğinde, 
La la la demeye başlıyorum. 
Konuştuğun zaman,sesi(ni) kısıyorum 
Çünkü eğer kalbim bunu durduramazsa, 
Bunu engellemek için bir yol bulurum. 
La la, la la la… 
La la, la la la… 
Demeye başlarım. 
Engellemek için bir yol bulurum. 
La la, la la la… 
La la, la la la… 
La la, la la la… 
Demeye başlarım. 
Seni engellemek için bir yol bulurum,ah 
La la, la la la… 
La la, la la la… 
Engellemek için bir yol bulurum. 
La la, la la la… 
La la, la la la… 
Demeye başlarım. 
I’m covering my ears like a kid
When your words mean nothing, I go la la la
I’m turning off the volume when you speak
Cause if my heart can’t stop it, I find a way to block it
I go
Kulaklarımı bir çocuk gibi kapıyorum. 
Sözcüklerin bir şey ifade etmediğinde, 
La la la demeye başlıyorum. 
Konuştuğun zaman,sesi(ni) kısıyorum 
Çünkü eğer kalbim bunu durduramazsa, 
Bunu engellemek için bir yol bulurum. 
Derim ki; 
I’m covering my ears like a kid
when your words mean nothing, I go la la la
I’m turning off the volume when you speak
Cause if my heart can’t stop it, I find a way to block it
I go
Kulaklarımı bir çocuk gibi kapıyorum. 
Sözcüklerin bir şey ifade etmediğinde, 
La la la demeye başlıyorum. 
Konuştuğun zaman,sesi(ni) kısıyorum 
Çünkü eğer kalbim bunu durduramazsa, 
Bunu engellemek için bir yol bulurum. 
Derim ki; 
La la la la la… 
La la la la la… 
La la la la la… 
La la la la la… 
La la la la la… 
La la la la la… 
La la la la la… 
La la la la la… 

6. Metallica – One

Mettalica’nın bu şarkısı aşağıdaki hikâyeye konu olan gencin içinde yaşadığı çaresizliği ve savaşın acı yüzünü anlatır:

1971 yapımı savaş karşıtı Amerikan dram filmi Johnny Got His Gun (Johnny Silahını Kaptı), Aynı isimli romandan ekranlara uyarlanmıştır. Senaristliği ve yönetmenliği kitabın yazarı olan Dalton Trumbo tarafından yapılmıştır. Konusu genel olarak şöyledir: Johnny birinci dünya savaşına gider. Gençtir, geride sevgilisini bırakır. Bir gece cephede kaybolur. Bir bombanın açtığı çukura girer çünkü askerlerin bir inanışına göre aynı yere iki kere bomba düşmez. Fakat evdeki hesap çarşıya uymaz, Johnny‘nin üstüne bomba düşer ve Johnny’yi hastaneye kaldırırlar. Başlarda anlamaz ne olduğunu, uyuduğunu zanneder. Sonra doktorlar dikişlerini almaya başladığında kollarını ve bacaklarını kaybettiğini, daha da kötüsü görme, konuşma ve duyma işlevlerini de kaybettiğini anlar. Artık yaşayan bir beyinden başka bir şey değildir o. Vücuduna vuran güneşin ısısıyla günleri sayar, insanların ayaklarının yarattığı darbelerle odada birileri olduğunu anlar. Bu sırada bir nevi telepatik rüya yoluyla bazı insanlarla iletişim kurar (örn: babası). Bunlar aslında gerçek değildir, ama gerçeği yüzüne vurmaktadır; Johnny’nin asla kurtulamayacağı gerçeğini… Yine bir rüyasında babasının çocukken öğrettiği mors alfabesini hatırlar. Artık kafasını yastığa vurarak konuşmaya çalışmaktadır. Askeri hastanede olduğu için askerler bunu anlarlar ve cevap verirler. Johnny ötenazi istemektedir ama general bunun imkânsız olduğunu söyler.

One

I can’t remember anything
Hatırlayamıyorum hiçbir şeyi

Can’t tell if this is true or dream
Söyleyemem bu rüya mı gerçek mi

Deep down inside I feel to scream
Çığlık atmak istiyor içimin derinlikleri

This terrible silence stops me
Bu korkunç sessizlik durduruyor beni

Now that the war is through with me
Şimdi savaş benim içimde

I’m waking up I can not see
Uyanıyorum ama göremiyorum gözlerimle

That there is not much left of me
Pek bir şey kalmadığını benden geriye

Nothing is real but pain now
Acıdan başka hiçbir şey gerçek değil şimdi

Hold my breath as I wish for death
Nefesimi tut ben dilerken ölmeyi

Oh please god, wake me
Oh lütfen Allah’ım, uyandır beni

Back in the womb its much too real
Bu çok daha gerçektir rahmin içindeyken

In pumps life that I must feel
Hayatı hissetmeliyim kalbim atarken

But can’t look forward to reveal
Ama sabırsızlanamam açıklamak için

Look to the time when I’ll live
Yaşayacak olduğum zamana bakarım

Fed through the tube that sticks in me
Bana bagli bir tüp besliyor beni

Just like a Wartime Novelty
Tıpkı bir savaş yeniliği gibi

Tied to machines that make me be
Bağlı olduğum cihazlar yaşatıyor beni

Cut this Life off from Me
Bu hayatı benden söküp alın geri

Hold My Breath as I Wish for Death
Nefesimi tut ben dilerken ölmeyi

Oh Please God, wake Me
Oh lütfen Allah’ım, uyandır beni

Now the World Is Gone I’m Just One
Şimdi dünya yok, ben tek başıma.

Oh God, help Me
Oh Allah’ım, yardim et bana

Hold my breath as I wish for death
Nefesimi tut ben dilerken ölmeyi

Oh please god, wake me
Oh lütfen Allah’ım, uyandır beni

Darkness
Karanlık

Imprisoning Me
Beni hapsediyor

All That I See
Tek gördüğüm

Absolute Horror
Saf Korku

I Cannot Live
Yaşayamıyorum

I Cannot Die
Ölemiyorum

Trapped in Myself
Kendimde hapsoldum

Body My Holding Cell
Vücudum zindanımdır

Landmine
Kara Mayını

Has Taken My Sight
Görüşümü aldı

Taken My Speech
Konuşmamı aldı

Taken My Hearing
Duymamı aldı

Taken My Arms
Kollarımı aldı

Taken My Legs
Bacaklarımı aldı

Taken My Soul
Ruhumu aldı

Left Me with Life in Hell
Beni yaşamla cehennemde bıraktı

7. Pink Floyd – Comfortably 

Çoğu kişinin uyuşturucuyla alakalı çıkarımlarına rağmen, Comfortably Numb’ın hikâyesi basit ve yaşanmışlıklar üzerine kurulu; müzikal altyapısı ise bu basitlikle ters orantıda güzeldir.

Grubun gitaristi Syd Barrett, bir Kuzey Amerika turnesi sırasında LSD yüzünden kötü durumdadır. Gitarını otel odalarında unutur ve onu geri almak amacıyla aynı gün tekrar önceki şehre uçmak zorunda kalır. Ayrıca, grubun geri kalanından ve dünyadan gün geçtikçe daha fazla kopmaktadır. Bir akşam, olaylar patlama noktasına gelir ve bu durum, David Gilmour‘un gruba katılmasıyla ve Roger Waters ile birlikte bu şarkıyı yazmasıyla sonlanır.

Chicago‘daki bir konser sırasında, grup sahne almak üzeredir ve Syd ortadan kaybolmuştur. Odasına bakarlar ve Syd’in cenin pozisyonunda yatmakta olduğunu görür. Ancak onu kendine getirme çabaları sorunsuz kalır. En sonunda kendi kendine konuşmaya başlar, fakat gruptakiler ne dediğini anlayamamaktadır. En sonunda, onu ayağa kaldırmayı başarırlar ve grubun sahne alması gerektiğinden dolayı, onu yürütüp gitarını boynuna asarlar. Birinci kıta bu bölümü anlatır.

Anlatılanlara göre, konserin geri kalan kısmı boyunca onu götürdükleri yerde durmuştur Syd ve kısa riff’ler kullanmıştır çalarken; bu yüzden grup onun bu halden kurtulacağını ummuştur. Sonunda, konsere ara verildiğinde grup bir doktor çağırır ve doktor Syd‘e halüsinasyonlarının yok olmasını sağlayan bir enjeksiyon yapar; bunu konserin ikinci yarısında Syd‘in tamamen normal davranmasından anlıyoruz. İkinci kıtada ise bu bölüm anlatılır.

Bu noktadan sonra, Gilmour gruba eşlik etmesi için çağrılır ve en sonunda, Syd‘in yerini alır. Stüdyo kayıtları sırasında, Syd ile çalışmak neredeyse imkânsız hale gelmiştir; zira bazen riff’leri tersinden bile yazdığı olmuştur.

Nakaratlar, Syd‘in bakış açısıyla söylenir; arkadaki rüya hissi veren altyapı bunu kanıtlamaktadır. Şarkının sonlarına doğru anlatıcı, uyuşturucu yüzünden hayatının tamamen değiştiğini fark eder; fakat bu konuda yapabileceği hiçbir şey yoktur, çünkü o artık huzurla hissizleşmiştir.

Comfortably Numb

Hello?
Merhaba,

Is there anybody in there?
İçerde kimse var mı?

Just nod if you can hear me.
Yalnızca başını salla beni duyabiliyorsan

Is there anyone home?
Evde kimse var mı?

Come on, now.
Hadi ama,

I hear you’re feeling down.
Duyuyorum kendini kötü hissettiğini

Well I can ease your pain,
Yatıştırabilirim acını

And get you on your feet again.
Ve ayağa kalkmanı sağlayabilirim senin yeniden
Relax.
Gevşe

I need some information first.
Biraz bilgiye ihtiyacım var önce

Just the basic facts,
Yalnızca temel şeyler

Can you show me where it hurts?
Gösterebilir misin bana neresinin acıdığını?

There is no pain, you are receding.
Azalttığın hiçbir acı yok

A distant ship’s smoke on the horizon.
Uzak bir geminin dumanı tütüyor ufukta

You are only coming through in waves.
Sen dalgaların içinden geçerek yaklaşıyorsun

Your lips move but I can’t hear what you’re sayin’.
Dudakların kımıldıyor ama duyamıyorum ne söylediğini

When I was a child I had a fever.
Çocukken ateşlenmiştim bir gün

My hands felt just like two balloons.
Ellerim sanki iki balon gibiydiler

Now I got that feeling once again.
Şimdi aynı duyguyu bir kez daha yaşıyorum

I can’t explain, you would not understand.
Anlatamam, anlayamazsın da

This is not how I am.
Ben normalde böyle değilim

I have become comfortably numb.
Şimdi keyifli bir uyuşukluk içindeyim

Ok.
Tamam

Just a little pinprick.
Yalnızca bir iğne batması

There’ll be no more …Aaaaaahhhhh!
Artık kalmayacak hiçbir aaaaaaaaaaaaaah

But you may feel a little sick.
Fakat kendini belki biraz hasta hissedebilirsin

Can you stand up?
Ayağa kalkabilir misin?

I do believe it’s working. Good.
Sanırım etkisini gösteriyor, iyi

That’ll keep you going for the show.
Bu senin gösteriyi sürdürmeni sağlayacak

Come on it’s time to go.
Hadi, gitme zamanı geldi.
There is no pain, you are receding.
Azalttığın hiçbir acı yok

A distant ship’s smoke on the horizon.
Uzak bir geminin dumanı tütüyor ufukta

You are only coming through in waves.
Sen dalgaların içinden geçerek yaklaşıyorsun

Your lips move but I can’t hear what you’re sayin’.
Dudakların kımıldıyor ama duyamıyorum ne söylediğini

When I was a child I caught a fleeting glimpse,
Çocukken bir şey ilişmişti

Out of the corner of my eye.
Gözümün ucuna

I turned to look but it was gone.
Dönüp baktım fakat kaybolmuştu

I cannot put my finger on it now.
Tanımlayamıyorum şimdi onu

The child is grown, the dream is gone.
Çocuk büyüdü, düş kayboldu

I have become comfortably numb.
Ve ben keyifli bir uyuşukluk içindeyim.

8. Bob Dylan – One More Cup Of Coffee

Bu şarkıyla ilgili pek çok efsane dolaşsa da, sözlerinden de yola çıkarak en akla yatkın olanı şu hikâye olsa gerek: Bob’ın güzel bir kız arkadaşı vardır, fakat ikisinin dünyalar oldukça farklıdır. Kız aslında kaba saba bir aileden gelen kız, Bob Dylan‘ın incelikli dünyasını, entelektüel derinliğini anlayabilecek duyarlılıktan yoksundur. Dylan artık kalkıp gitmesi gerektiğini anlamıştır; artık bütün istediği yola çıkmadan önce son bir kahve daha içebilmektir. Bu arada kızın ailesine de laf sokmaktan geri kalmayacaktır. Not olarak, bu şarkının yazıldığı sıralarda, Bob Dylan‘ın karısı Sara‘dan ayrıldığını ve yaşadığı ayrılıkların sonrasında yazdığı şarkılarda ‘tek yanlı keskin eleştirilerde’ bulunduğunu hatırlamakta fayda var.

One More Cup Of Coffee

Your breath is sweet
Nefesin tatlı 
Your eyes are like two jewels in the sky
Gözlerin gökyüzündeki iki mücevher gibi 
Your back is straight your hair is smooth
Sırtın düz, saçın pürüzsüz 
On the pillow where you lie
Yattığın yastıkta 
But I don’t sense affection
Ama şefkat sezmiyorum 
No gratitude or love
Ne minnettarlık ne sevgi 
Your loyalty is not to me
Sadakatin bana değil
But to the stars above
Yukardaki yıldızlara 
One more cup of coffee for the road
Yol için bir fincan kahve daha
One more cup of coffee ‘fore I go.
Bir fincan kahve daha, ben gitmeden 
To the valley below.
Aşağıdaki vadiye 
Your daddy he’s an outlaw
Baban, o bir kanun kaçağı 
And a wanderer by trade
Ve mesleği avarelik
He’ll teach you how to pick and choose
Sana seçmeyi ve ayırmayı öğretecektir 
And how to throw the blade
Ve bıçağı fırlatmayı 
He oversees his kingdom
O krallığına gözkulak oluyor 
So no stranger does intrude
Böylece yabancılar rahatsız edemez 
His voice it trembles as he calls out
Sesi titriyor, seslenirken 
For another plate of food.
Yeni bir tabak yemek için. 
One more cup of coffee for the road
Yol için bir fincan kahve daha 
One more cup of coffee ‘fore I go.
Bir fincan kahve daha, ben gitmeden 
To the valley below.
Aşağıdaki vadiye 
Your sister sees the future
Kız kardeşin geleceği görüyor 
Like your mama and yourself
Tıpkı annen ve senin gibi 
You’ve never learned to read or write
Asla okuma-yazma öğrenmedin 
There’s no books upon your shelf
Rafında hiç kitap yok 
And your pleasure knows no limits
Ve memnuniyetin sınır tanımıyor 
Your voice is like a meadowlark
Sesin bir tarlakuşu gibi 
But your heart is like an ocean
Ama kalbin bir okyanus sanki 
Mysterious and dark.
Gizemli ve karanlık 
One more cup of coffee for the road
Yol için bir fincan kahve daha 
One more cup of coffee ‘fore I go.
Bir fincan kahve daha, ben gitmeden

9. Eagles – Hotel California

En fazla şehir efsanesine konu olan şarkı bu olabilir, ama genel olarak ana tema iki genç aşık üzerine kurulu. Bu hikâyelerden ikisi şöyle:

Birinci rivayete göre birbirlerine çılgınlar gibi aşık olan iki genç, bir sebepten ötürü (ailevi baskılar, sosyal baskılar, ya da başka bir sorun) sık sık buluşup bu otel odasında buluşurlar. Günün birinde, yalnızca birbirlerini seveceklerine ve buluşma yerine gelmemelerinin tek sebebinin ölüm olması gerektiğine dair söz verirler. Yine buluşacakları bir günde kız otel odasına önceden gelir; bekler, ama çocuk söz vermesine rağmen gelmemiştir. Kız, çocuğun söylediklerini ve çaresiz bir şekilde ne yapacağını düşünür. Bekler, bekler, ama kimse gelmez. Oysa çocuk geç kalmıştır ve arabayla sevgilisinin yanına yetişmeye çalışırken, trafik kazası geçirip hayatını kaybetmiştir. Kız ise onsuz yaşamaktansa ölmeyi tercih eder ve ona söz verdiği gibi kendisini otel odasında asar. Hayatına son vermeden önce de otel odasının kapısına bu şarkının sözlerini yazar. Uzun bir sure, birbirini seven iki gencin anısına otelin bu odası kimselere kiralanmaz. Günün birinde Eagles gelir, o otelde kalmak ister fakat boş oda yoktur. Boş olan tek oda iki sevgilinin odasıdır. Resepsiyondaki kız durumu izah ederek bu odanın hikâyesini anlatır. Eagles bu odayı görmek ister. Odada hiç bir şeye dokunulmamıştır; kapının arkasındaki sözleri gören Eagles, hikâyesinden de etkilendiği bu sözleri şarkı yapar.

Bir diğer rivayet ise şu şekildedir: 1969 yazında hikâyenin kahramanı olan adam uzun bir seyahate çıkar ve yolu Kaliforniya’dan geçerken dinlenmek için Hotel California’yı bulur. Ufak sevimli bir oteldir, sıcak bir havası vardır. Bir odaya yerleşir ve oteldeki ikinci gününde, yan odada kalan bir kızla tanışıp arkadaş olur. Fazla zaman geçmeden birbirlerine âşık olurlar ve tatili Hotel California’da birlikte geçirmeye karar verirler. Bütün bir yaz hep beraberdirler. Otelin sıcak insanları, sevimliliği sadeliği onları çok etkilemiştir. Unutamayacakları bir yaz yaşarlar, bir sevgi yaşarlar. Yazın bitiminde bir karar vermek zorundadırlar ayrılık için. Ve şöyle derler: Eğer 1 sene sonra birbirimizi unutmaz ve yine bu kadar çok sevecek olursak, gelecek yazın ilk gününde (tanıştıkları günü kastederek) Hotel California’da buluşacağız diye sözleşirler. O zamana kadar birbirlerini hiç aramayacaklardır. (Bu aşk bir yaz aşkı mı, yoksa gerçek bir aşk mı diye anlamak için yaparlar bunu. Eagles şarkısında genel olarak; hikâyenin buraya kadarki kısmını, yaşadıkları günleri, otelin güzelliğini, kasabanın sadeliğini anlatır.) Tam 1 sene geçmiştir; adam sözleştikleri gibi 1 sene sonra otelde buluşmak için yola çıkar. Ancak otelin önüne geldiğinde kapkara bir bina bulur. Otel dün yanmış ve sevdiği adamla buluşmak için 1 gün önceden otele gelen kız, gece çıkan yangında ölmüştür. Otele gelirken sevdiği kızla bir ömür yaşamayı, birlikte olmayı düşünen adam, onu bir ömür kaybeder. Grubun üyeleri hikâyeyi duyduğunda çok etkilenir ve bunun için bir şeyler yazmaya karar verirler. Böylece “Hotel California” dediğimiz o muhteşem şarkı çıkar.

Hotel California

On a dark desert highway
Cool wind in my hair
Warm smell of colitas
Rising up through the air
Up ahead in the distance
I saw a shimmering light
My head grew heavy, and my sight grew dim
I had to stop for the night
There she stood in the doorway
I heard the mission bell
And i was thinking to myself
This could be heaven or this could be hell
Then she lit up a candle
And she showed me the way
There were voices down the corridor
I thought i heard them say

Welcome to the hotel california
Such a lovely place
Such a lovely place (background)
Such a lovely face
Plenty of room at the hotel california
Any time of year
Any time of year (background)
You can find it here
You can find it here

Her mind is tiffany twisted
She’s got the mercedes bends
She’s got a lot of pretty, pretty boys
That she calls friends
How they dance in the courtyard
Sweet summer sweat
Some dance to remember
Some dance to forget
So i called up the captain
Please bring me my wine
He said

We haven’t had that spirit here since 1969
And still those voices are calling from far away
Wake you up in the middle of the night
Just to hear them say

Welcome to the hotel california
Such a lovely place
Such a lovely place (background)
Such a lovely face
They’re livin’ it up at the hotel california
What a nice surprise
What a nice surprise (background)
Bring your alibies

Mirrors on the ceiling
Pink champagne on ice
And she said
We are all just prisoners here
Of our own device
And in the master’s chambers
They gathered for the feast
They stab it with their steely knives
But they just can’t kill the beast
Last thing i remember
I was running for the door
I had to find the passage back to the place i was before
Relax said the nightman
We are programed to recieve
You can check out any time you like
But you can never leave

******************************************

Otel Kaliforniya

Karanlık bir çöl otoyolunda,
Serin rüzgar saçlarımda
Colitaların sıcak kokusu,
Yükseliyor havaya
İleride bir mesafede,
Parlak bir ışık gördüm
Ağırlaştı başım ve bulanıklaştı görüşüm.
Gece için durmalıydım
Orada, kapının önünde durdu
Görev zili duyuldu
Ve kendi kendime düşünüyordum ki
‘cennet de olabilir bu, cehennem de’
Sonra bir mum yaktı
Ve bana yolu gösterdi
Koridor boyunca sesler vardı
Sanırım şöyle dediklerini duydum onların:

California oteline hoşgeldiniz
Ne kadar hoş bir yer
Ne kadar hoş bir yer
Ne kadar hoş bir çehre
Bir çok oda var otel california da
Yılın herhangi bir zamanı,
Bulabilirsiniz burada..

Aklı “tiffany-dalgın”
“mercedes kavisleri”
Bir sürü tatlı çocukları vardı,
Arkadaş diye çağırdığı
Sahnede nasıl dansettikleri,
Tatlı yaz teri
Bazı danslar hatırlamak içindir,
Unutmak içindir bazısı
Böylece hatırlattım kaptana
‘lütfen şarabımı getirin bana’

O dedi ki; “o ruhu yakalayamamıştık 1969 dan bu yana”
Ve o sesler çok uzaklardan çağırıyor hala
Uyandırır seni gecenin ortasında
Sadece onların şunu demelerini duymaya…

California oteline hoşgeldiniz
Ne kadar hoş bir yer
Ne kadar hoş bir çehre
Otel california’da yaşarlar şaşaa içinde
Ne kadar güzel bir sürpriz,
Getirir bahanelerinizi

Aynalar tavanda
Buzda pembe şampanya
Ve o dedi ki;
“burada hepimiz sadece mahkumlarız,
Kendi düzeneğimizin”
Ve ana salonda
Ziyafet için toplandılar
Çelik bıçaklarıyla onu doğradılar
Fakat canavarı öldüremezler
Hatırladığım son şey,
Benim kapıya koştuğumdu
Geçidi tekrar bulmalıydım.daha önce bulunduğum yere açılan
“rahatla” dedi adam
Varmak için programlandık
İstediğin zaman kontrol edebilirsin
Ama ayrılamazsın asla!

10. Johnny Cash – A Boy Named Sue

Her ne kadar video boyunca izleyicilerin kahkahaları Johnny Cash’e eşlik etse de, gerçekten de dokunaklı bir şarkıdır “A Boy Named Sue”. Babası 3 yaşındaki oğlunu terk etmeden önce, ona veda hediyesi olarak Sue ismini verir. İsmi nedeniyle çevresi tarafından sürekli aşağılanan Sue, sonunda babasını bulur ve onunla kavgaya tutuşur. Şarkının sözleri bir Shel Silverstein şiirine benzetilebilir. Gerçek şu ki, aslında öyle. Hikâyedeki Sue ise Silverstein’ın yakın arkadaşı Jean Shepherd.

A Boy Named Sue

My daddy left home when I was three
And he didn’t leave much to ma and me
Just this old guitar and an empty bottle of booze.
Now, I don’t blame him cause he run and hid
But the meanest thing that he ever did
Was before he left, he went and named me “Sue.”
Well, he must o’ thought that is quite a joke
And it got a lot of laughs from a’ lots of folk,
It seems I had to fight my whole life through.
Some gal would giggle and I’d get red
And some guy’d laugh and I’d bust his head,
I tell ya, life ain’t easy for a boy named “Sue.”
Well, I grew up quick and I grew up mean,
My fist got hard and my wits got keen,
I’d roam from town to town to hide my shame.
But I made a vow to the moon and stars
That I’d search the honky-tonks and bars
And kill that man who gave me that awful name.
Well, it was Gatlinburg in mid-July
And I just hit town and my throat was dry,
I thought I’d stop and have myself a brew.
At an old saloon on a street of mud,
There at a table, dealing stud,
Sat the dirty, mangy dog that named me “Sue.”
Well, I knew that snake was my own sweet dad
From a worn-out picture that my mother’d had,
And I knew that scar on his cheek and his evil eye.
He was big and bent and gray and old,
And I looked at him and my blood ran cold
And I said: “My name is ‘Sue!’ How do you do!
Now your gonna die!!”
Well, I hit him hard right between the eyes
And he went down, but to my surprise,
He come up with a knife and cut off a piece of my ear.
But I busted a chair right across his teeth
And we crashed through the wall and into the street
Kicking and a’ gouging in the mud and the blood and the beer.
I tell ya, I’ve fought tougher men
But I really can’t remember when,
He kicked like a mule and he bit like a crocodile.
I heard him laugh and then I heard him cuss,
He went for his gun and I pulled mine first,
He stood there lookin’ at me and I saw him smile.
And he said: “Son, this world is rough
And if a man’s gonna make it, he’s gotta be tough
And I knew I wouldn’t be there to help ya along.
So I give ya that name and I said goodbye
I knew you’d have to get tough or die
And it’s the name that helped to make you strong.”
He said: “Now you just fought one hell of a fight
And I know you hate me, and you got the right
To kill me now, and I wouldn’t blame you if you do.
But ya ought to thank me, before I die,
For the gravel in ya guts and the spit in ya eye
Cause I’m the son-of-a-bitch that named you “Sue.'”
I got all choked up and I threw down my gun
And I called him my pa, and he called me his son,
And I came away with a different point of view.
And I think about him, now and then,
Every time I try and every time I win,
And if I ever have a son, I think I’m gonna name him
Bill or George! Anything but Sue! I still hate that name!
**********************************************
Sue adında bir oğlan 
Babacığım evi terketti ben üç yaşındayken 
Ve çok şey bırakmadı anama ve bana 
Sadece bu eski gitar ve boş bir içki şişesi 
Şimdi, onu suçlamıyorum kaçtı ve saklandı diye 
Ama yaptığı en acımasızca şey 
Terk etmeden önce, gidip bana “Sue” adı vermesiydi 
Yani, bunun fena bir şaka olmadığını düşünmüş olmalı 
Ve çokça insan tarafından çokça kahkaha topladı 
Görünüyor ki tüm hayatım boyunca kavga etmek zorunda kaldım 
Bazı karılar gülerdi ve ben kızarırdım 
Ve bazı adamlar gülerdi ve kafasını patlatırdım 
Diyorum sana, “Sue” adında bir erkek için hayat kolay değil 
Yani, hızlı büyüdüm ve acımasız büyüdüm 
Yumruğum sertleşti ve espirilerim keskinleşti 
Şehirden şehire gezerdim utancımı saklamak için 
Ama bir yemin ettim aya ve yıldızlara 
Batakhaneleri ve barları arayacağıma 
Ve bana o berbat ismi veren adamı öldüreceğime 
Yani, Temmuz ortası Gatlinburg’taydı 
Ve şehre yeni varmıştım ve boğazım kurumuştu 
Düşündüm ki durayım ve kendime bir bira alayım 
Çamurdan bir sokaktaki eski bir meyhanede 
Oradaki bir masada, kağıtları dağıtan 
Bana “Sue” adını veren kirli, uyuz köpek oturuyordu 
Yani, biliyordum o yılanın benim tatlı öz babam olduğunu 
Annemin sahip olduğu solmuş bir resimden 
Ve biliyordum yanağındaki izi ve kötü gözünü 
Büyük ve kıvrık ve gri ve yaşlıydı 
Ve ona baktım ve kanım çekildi 
Ve dedim ki “Benim adım “Sue”! Memnun oldum! 
Şimdi öleceksin!!” 
Yani, sertçe vurdum ona gözlerinin arasından 
Ve yere düştü, ama beni şaşırtıp 
Ayağa kalktı bir bıçakla ve kulağımdan bir parça kesti 
Ama tam dişinin ortasına bir sandalye patlattım 
Ve biz duvarı kırdık ve caddeye girdik 
Dövüşerek ve boğarak çamur ve kan ve bira içinde 
Sana diyorum, daha sert adamlarla dövüşmüştüm 
Ama böyle bir zaman hatırlamıyorum 
Bir katır gibi tekmeledi ve timsah gibi ısırdı 
Güldüğünü duydum ve sonra küfrettiğini duydum 
Silahına hamle yaptı ve ben benimkini önce çıkardım 
Durdu orada bana bakarak ve gülümsediğnii gördüm 
Ve dedi ki: “Evlat, bu hayat haşin 
Ve bir adam ayakta kalabilecekse, sert olmak zorunda 
Ve biliyordum orada olup sana yardım edemeyeceğimi 
Bu yüzden sana o adı koydum ve hoşçakal dedim 
Biliyordum sert olmak zorunda olacağını yoksa öleceğini 
Ve o isimdir senin güçlü olmana yardım eden.” 
Dedi ki: “Şimdi sen biraz önce dövüşün en kralını yaptın 
Ve biliyorum benden nefret ediyorsun ve hakkın var 
Beni öldürmeye ve bunu yaparsan seni suçlamam 
Ama bana teşekkür etmelisin, ben ölmeden 
Deli cesaretin ve gözü karalığın için 
Çünkü ben sana “Sue” adını veren orospu çocuğuyum.” 
Nutkum tutuldu ve silahımı yere attım 
Ve ona babam dedim ve o bana evladım dedi 
Ve başka bir bakış açısı ile baktım 
Ve onun hakkında düşünüğümda, ara sıra 
Denediğim her zaman ve kazandığım her zaman 
Ve eğer bir gün oğlum olursa, sanırım ona vereceğim adı 
Bill ya da George! Sue dışında her şey! Hala o isimden nefret ediyorum!

11. The Beatles – Yesterday

Bir sabah Paul McCartney dilinde bir melodi ile uyanır. Parçayı kendi kendine tekrarladıkça, bunun başka birileri tarafından söylenen bir parça olduğu hissine kapılmaya başlar ve sonunda grup arkadaşlarını çağırarak dinletir. Arkadaşları böyle bir parça olmadığını, ilk defa duyduklarını söylerler. Ancak sözleri ilk söylediğinde, “sahanda yumurta/ bayılıyorum yavrum o bacaklara” şeklindeymiş. Bestenin daha önce yapılmadığına ikna olunca oturup şimdiki sözleri yazmış.

Yesterday

Yesterday, all my troubles seemed so far away
Dün, sorunlarım çok uzak görünüyordu

Now it look as though they’re here to stay
Şimdi kalmak için buradalarmış gibi görünüyor

Oh, I believe in yesterday
Oh, düne inanıyorum

Suddenly, I’m not half the man I used to be
Birdenbire, eskiden olduğum kişinin yarısı bile değilim

There’s a shadow hanging over me
Üzerimde asılı kalan bir gölge var

Oh, yesterday came suddenly
Oh, dün aniden geldi

Why she had to go I don’t know, she wouldn’t say
Neden gitmek zorundaydı bilmiyorum, söylemedi

I said something wrong, now I long for yesterday
Yanlış bir şey söyledim, şimdi dünü iple çekiyorum

Yesterday, love was such an easy game to play
Dün, aşk oynaması çok kolay bir oyundu

Now I need a place to hide away
Şimdi saklanacak bir yere ihtiyacım var

Oh, I believe in yesterday
Oh, düne inanıyorum

Why she had to go I don’t know, she wouldn’t say
Neden gitmek zorundaydı bilmiyorum, söylemedi

I said something wrong, now I long for yesterday
Yanlış bir şey söyledim, şimdi dünü iple çekiyorum

Yesterday, love was such an easy game to play
Dün, aşk oynaması çok kolay bir oyundu

Now I need a place to hide away
Şimdi saklanacak bir yere ihtiyacım var

Oh, I believe in yesterday
Oh, düne inanıyorum

12. Bonnie Tyler – Total Eclipse of the Heart

Rivayete göre, bu parça dünyanın en zor oluşturulan parçası olarak tarihe adını yazdırmayı başarmış. Neden mi? Öncelikle,Jim Steinman imzası taşıyan parçanın sözlerinin yazımı 2 ayı aşan bir süre zarfında gelişmiş. Daha sonra, sözlerin melodiye dökülmesi 8 ay sürmüş. Bu yüzden parçanın melodisini ve notalarını çıkartmak bir hayli zordur. Şarkıyı bestelemek ve seslendirecek şarkıcıları seçmek de bir hayli zor olmuş ve 6 ay boyunca şarkıcı taraması yapılmış. En sonunda şarkı için en uygun seslerin Bonnie Tyler ve Meat Loaf olduğuna karar verilmiş. Tabii, ikiliyi bir araya getirmek de pek kolay olmamış ve tam 4 ay sonra, yani 2 yılın son günü, ikili nihayet stüdyoya girerek şarkıyı seslendirmiş. Hikâyenin en ilginç kısmı ise, 2 yılda oluşturulan bu parçanın stüdyo kaydının sadece 20 dakika sürmesi.

Total Eclipse of the Heart

Turnaround, Every now and then I get a little bit lonely                                                          And you’re never coming round
Turnaround, Every now and then I get a little bit tired                                                                   Of listening to the sound of my tears
Turnaround, Every now and then I get a little bit nervous
That the best of all the years have gone by
Turnaround, Every now and then I get a little bit terrified
And then I see the look in your eyes
Turnaround bright eyes, Every now and then I fall apart
Turnaround bright eyes, Every now and then I fall apart

Bazen biraz yalnız kalırım ve sen etrafta olmazsın 
Bazen gözyaşlarımın sesini dinlemekten yorgun düşerim biraz 
Bazen en güzel yıllarım geçip gitti diye biraz bozulurum 
Bazen biraz dehşete düşerim ve sonra gözlerindeki bakışı görürüm 

Turnaround, Every now and then I get a little bit restless
And I dream of something wild
Turnaround, Every now and then I get a little bit helpless
And I’m lying like a child in your arms
Turnaround, Every now and then I get a little bit angry
And I know I’ve got to get out and cry
Turnaround, Every now and then I get a little bit terrified
But then I see the look in your eyes
Turnaround bright eyes, Every now and then I fall apart
Turnaround bright eyes, Every now and then I fall apart

Bazen uçarılığım tutar biraz, vahşi bir şeyler düşlerim 
Bazen biraz çaresiz kalır ve bir çocuk gibi kollarında yatarım 
Bazen biraz sinirlenirim ve dışarı çıkıp ağlamam gerektiğini bilirim 
Bazen biraz dehşete düşerim ve sonra gözlerindeki bakışı görürüm 

And I need you now tonight
And I need you more than ever
And if you only hold me tight
We’ll be holding on forever
And we’ll only be making it right
Cause we’ll never be wrong together
We can take it to the end of the line
Your love is like a shadow on me all of the time
I don’t know what to do and I’m always in the dark
We’re living in a powder keg and giving off sparks
I really need you tonight
Forever’s gonna start tonight
Forever’s gonna start tonight

Ve şimdi sana ihtiyacım var bu gece 
Ve sana her zamankinden daha çok ihtiyacım var 
Ve sıkıca sarılsan bana yalnızca 
Sonsuza dek dayanacağız 
Ve yalnızca doğrusunu yapacağız 
Çünkü biz birlikteyken asla hataya düşmeyeceğiz 
En sonuna kadar sürdürebiliriz bunu 
Aşkın üzerimde her zaman bir gölge gibi 
Ne yapacağımı bilmiyorum, hep karanlıktayım 
Barut fıçısının üstüne oturmuş kıvılcımlar saçıyoruz 
Bu gece gerçekten sana ihtiyacım var 
Sonsuzluk bu gece başlayacak 

Once upon a time I was falling in love
But now I’m only falling apart
There’s nothing I can do
A total eclipse of the heart
Once upon a time there was light in my life
But now there’s only love in the dark
Nothing I can say
A total eclipse of the heart

Bir zamanlar aşık olurdum ama şimdi içim parçalanıyor 
Elimden ne gelir? 
Kalbim tam tutuldu 
Bir zamanlar hayatımda ışık vardı 
Ama şimdi karanlıkta yalnız aşk var 
Ne diyebilirim ki? 
Kalbim tam tutuldu 

13. Metallica – Fade to Black

83 yılında ekipman ve sahne alet edevatıyla dolu kamyonlarının çalınması akabinde, sadece deri ceketleriyle ortada kalan grup üyelerince o anki ruh hali içinde yazılmış; hem hüzünlü, hem sinirli, hem acıklı, hem de gazlı bir şarkıdır.

Fade to Black 

Life it seems, will fade away
yaşam öyle görünüyor ki solacak

Drifting further every day
gün be gün uzaklaşarak

Getting lost within myself
içimde kaybolarak

Nothing matters no one else
hiçbir şey önemli değil , hiç kimse

I have lost the will to live
yaşama isteğimi yitirdim

Simply nothing more to give
kalmadı verecek şeyim

There is nothing more for me
benim için dahası yok

Need the end to set me free
beni özgür kılacak sona ihtiyacım var

Things are not what they used to be
hiçbir şey eskisi gibi değil

Missing one inside of me
içimden bir şeyler kaybolup gidiyor

Deathly lost, this can’t be real
ölümcül kayıp , gerçek olamaz bu

Cannot stand this hell I feel
hissettiğim cehenneme dayanamıyorum

Emptiness is filling me
boşluk dolduruyor içimi

To the point of agony
keder noktasına dek

Growing darkness taking dawn
büyüyen karanlık yutuyor şafağı

I was me, but now he’s gone
ben bendim , ama o gitti şimdi

No one but me can save myself, but it’s too late
sadece ben kurtarabilirim kendimi , ama çok geç

Now I can’t think, think why I should even try
düşünemiyorum artık niçin denemem gerektiğini bile

Yesterday seems as though it never existed
dün hiç olmamış gibi görünüyor

Death Greets me warm, now I will just say goodbye
ölüm sıcak karşılıyor beni , sadece elveda diyeceğim şimdi

14. Pearl Jam – Last Kiss

Şarkı 50’lerden kalma bir sahil şarkısı gibi görünse de, aslında her şey sözlerde gizli. “Last Kiss”, 1960’ta hayatını kaybeden Teksaslı 16 yaşındaki Carol Ann Tarver’ın ölümüyle ilgili. Tren kazası sonucu hayatını kaybeden Carol Ann için babası tarafından yazılan şarkı, Eddie Vedder tarafından bulunur ve Pearl Jam’e şarkıyı coverlaması için iletir. “Last Kiss”ten elde edilen tüm gelir Pearl Jam tarafından Kosova Savaşı mültecilerine bağışlandı.

Last Kiss

oh where oh where can my baby be
oh nerede oh bebeğim nerede olabilir

the lord took her away from me
tanrı benden çok uzaklara aldı onu

she’s gone to heaven so i got to be good
o cennete gitti, bu yüzden iyi olmalıyım

so i can see my baby when i leave this world
çünkü bu dünyadan ayrıldığımda onu görebileceğim

we were out on a date in my daddy’s car
günün birinde babamın arabasıyla dışarıdaydık

we haven’t driven very far
çok uzağa sürmedik

there in the road, straight ahead
tam ilerideki yolda

a car was stunned, the engine was dead
araba birden sapıttı, motor ölmüştü

i couldn’t stop, so i swerwed to the right
durduramadım sağa sapmak zorunda kaldım

i’ll never forget the sound that night
o geceki o sesi asla unutmayacağım

screaming tires, the busting glass
çığlık atan lastikler, patlayan camlar

a painfull scream that i heard last
acı dolu çığlıktı son duyduğum

oh where oh where can my baby be
oh nerede oh bebeğim nerede olabilir

the lord took her away from me
tanrı benden çok uzaklara aldı onu

she’s gone to heaven so i got to be good
o cennete gitti, bu yüzden iyi olmalıyım

so i can see my baby when i leave this world
çünkü bu dünyadan ayrıldığımda onu görebileceğim

when i woke up the rain was pouring down
uyandığımda yağmur döküyordu

there were people standing all around
bir sürü insan vardı etrafta

something warm going through my eyes but somehow i found my baby that night
gözlerim yanıyordu ama nasıl olduysa bebeğimi gördüm o gece

i lifted her head, she looked at me and said
başını kaldırdım, bana baktı ve şöyle dedi

“hold me darling, just a little while”
“tut beni sevgilim sadece biraz daha”

i held her close, i kissed her our last kiss
elini tuttum ve son kez öptüm onu

i found the love that i knew i had missed
kaybettiğimi bildiğim aşkı buldum orada

but now she’s gone, even though i hold her tight
ama şimdi gitti o, onu sımsıkı tutsamda

i lost my love, my life that night..
aşkımı, hayatımı kaybettim o gece.

15. Nirvana – Polly

1987 yılının temmuz ayında, Tacoma`da on dört yaşında bir kız çocuğu Gerald Friend isimli bir kişi tarafından kaçırılır. Adam, küçük kızı evinin tavanına ters şekilde astıktan sonra ona, günler sürecek bir tecavüz ve işkence girişiminde bulunur. İşkence aracı olarak tıraş makinesi, deri kırbaç, sıcak mum gibi psikopat objeler kullanmıştır ve daha sonra bir gün, arabada beraber giderlerken arabanın benzini biter. Bunu fırsat bilen kız, bir yolunu bulup kaçar ve kurtulur. Adam ömür boyu hapse mahkûm edilmek üzere tutuklanır. Kurt Cobain olaydan o kadar etkilenir ki, bunu bir şarkı haline getirmeye karar verir. Zaten birçok şarkısında tecavüz konusunu işleyen Cobain, küçük kızın hikâyesini de o kervana katmaktan çekinmez. Kızın ve şarkının adı, Polly`dir.

Nirvana – Polly 

Polly wants a cracker
Think I should get off her first
Think she wants some water
To put out the blow torch

isn’t me
Have a seed
Let me clip… Your dirty wings
Let me take a ride… Cut yourself
I want some help… To Please myself
I got some rope… Have been told
Promise you… Have been true
Let me take a ride… Cut yourself
I want some help… To Please myself

Polly wants a cracker
Maybe she would like some food
She asks me to untie her
A chase would be nice for a few

isn’t me
Have a seed
Let me clip… Your dirty wings
Let me take a ride… Cut yourself
I want some help… To please myself
I got some rope… Have been told
Promise you… Have been true
Let me take a ride… Cut yourself
I want some help… To Please myself

Polly said…
Polly says her back hurts
She’s just as bored as me
She caught me off my guard
Amazes me, the will of instinct

*****************************

Polly bir kraker istiyor
Sanırım ilk ondan kurtulmalıyım
Sanırım biraz su istiyor
Fenerini söndürmek için

O ben değilim.biraz tohumumuz var
Bırak kirli kanatlarını kısaltayım
Bırak bir turlayayım.kendini yaralama
Kendimi memnun etmem için yardım istiyorum

Biraz ipim var,sana anlatıldı
Yemin ediyorum hep dürüst oldum
Bırak bir turlayayım.kendini yaralama
Kendimi memnun etmem için yardım istiyorum

Polly bir kraker istiyor
Belki biraz yemek ister
Onu çözmemi istiyor
Biraz avlamak iyi giderdi

O ben değilim.biraz tohumumuz var
Bırak kirli kanatlarını kısaltayım
Bırak bir turlayayım.kendini yaralama
Kendimi memnun etmem için yardım istiyorum

Biraz ipim var,sana anlatıldı
Yemin ediyorum hep dürüst oldum
Bırak bir turlayayım.kendini yaralama
Kendimi memnun etmem için yardım istiyorum

Polly diyor ki
Polly sırtının acıdığını söylüyor
O da benim kadar sıkılmış
Beni savunmasız yakaladı
Tutku,bu beni şaşırtıyor…

16. KISS – Beth

Bu şarkı, aslında hiç de trajik bir aşk şarkısı değil; Chelsea üyeleri Stan Penridge ve Peter Criss (KISS’ten ‘Catman’) tarafından “Beck” için yazılmış ve kaydedilmiş. Bahsedilen Beck ise Chelsea’nın gitaristi Mike Brand’in eşi Becky. Becky’nin turneye çıkan grubu sürekli arayıp kocasının ne zaman eve döneceğini öğrenmeye çalışması, ona şarkı yazılmasına neden olmuş. 1972 yılında, Peter Criss KISS grubuna katılınca, şarkı da onunla beraber katılmış. Kayıt sırasında da “Beck”, “Beth” olarak değiştirilmiş.

Kiss – Beth

Beth, I hear you  calin                                                                                         Beni çağırdığını duyuyorum 

But I can’t come home right now
Ama şimdi eve gelemem 
Me and the boys are playin

Ben ve çocuklar çalıyoruz
And we just can’t find the sound
Ve sesi bulamıyoruz 
Just a few more hours
Birazcık daha saat 
And I’ll be right home to you
Ve evde seninle olacağım
I think I hear them callin

Sanırım beni çağırdıklarını duyuyorum 
Oh, Beth what can I do
Oh, Beth ne yapabilirim 
Beth what can I do
Beth ne yapabilirim 
You say you feel so empty
Boş hissettiğini söylüyorsun 
That our house just ain’t a home
Bizim evimiz bir ev gibi değil 
And I’m always somewhere else
Ve ben her zaman başka bir yerdeyim 
And you’re always there alone
Ve sen orada hep yalnız 
Just a few more hours
Birazcık daha saat
And I’ll be right home to you
Ve evde seninle olacağım
I think I hear them callin

Sanırım beni çağırdıklarını duyuyorum 
Oh, Beth what can I do
Oh, Beth ne yapabilirim 
Beth what can I do
Beth ne yapabilirim
Beth, I know you’re lonely
Beth, biliyorum yalnızsın
And I hope you’ll be alright
Ve umarım iyi olursun
‘Cause me and the boys will be playin

Çünkü ben ve çocuklar çalıyor olacağız 
All night
Bütün gece 

17. Pink Floyd – Wish You Were Here

Pink Floyd grubunun kurucusu Syd Barret grubun lideridir. Şarkıların söz ve bestelerinin neredeyse tamamını o yapmaktadır. Ama kendisi uyuşturucu bağımlısıdır. Grup üyelerinin uzun tartışmaları sonucunda Syd Barret‘in gruba daha fazla katkı sağlayamayacağı düşünülür ve gruptan atılır. Grup yeni albümleriyle dünyada tanınır hale gelir. Fakat grubun gitarist/solisti David Gilmour ve baterist Richard Wright gruptan ayrılan ve üzerinden yıllar geçen Syd Barret‘i hala unutamamıştır. Grup üyeleri ondan ne bir haber, ne bir mektup almıştır. David Gilmour yeni albümünde ona bir şarkı yapmayı hayal eder. Bu şarkıya inanılmaz özen gösterir. Ve grubun albüm kayıtları başlar. “Wish You Were Here” şarkısının kaydını yapmak biraz zor olur onlar için; her birinin Syd’le olan anıları hatırlanır. Tam kayıttayken stüdyonun kapısından içeri birisi girer. Kimse önce tanıyamaz, ama bu Syd Barret‘in ta kendisidir. Değişmiştir, uyuşturucuyu bırakmıştır. Ve içeri girer girmez ”Nerede kalmıştık ? ” der. Kimse gözyaşlarını tutamaz o an. Ona şarkıyı dinletirler, beğenmez. Ve Syd gruba geri dönmemeye karar verir. Ortadan kaybolur. “Wish You Were Here”albümü 1975‘te çıkar. Ve Syd Barret 7 Temmuz 2006’ya kadar sadece Pink Floyd grubuna değil, hiçbir televizyona, gazeteciye gözükmez. 7 Temmuz 2006’da öldüğünde, geriye onun için ağlayan insanları bırakır. Aslında Syd Barret bir efsanedir.

Wish you were here 

So, so you think you can tell Heaven from Hell, blue skies from pain
Cehennemden cenneti, acılar içinden mavi gökyüzünü anlatabileceğini mi
düşünüyorsun?

Can you tell a green field from a cold steel rail?
Soğuk çelik raylardan yeşil çayırları anlatabilir misin?

A smile from a veil?
Bir maskeden gülümsemeyi?

Do you think you can tell?
Anlatabileceğini düşünüyor musun ?

And did they get you to trade your heroes for ghosts?
Ve sana kahramanlarınla hayaletleri takas ettirdiler mi?

Hot ashes for trees?
Ağaçlarla sıcak külleri?

Hot air for a cool breeze?
Sıcak hava ile soğuk bir esintiyi?

Cold comfort for change?
Değişim için teselliyi?

And did you exchange a walk on part in the war for a lead role in a cage
Ve kafesteki başrol için savaştaki sıradan rolü değiştin mi?

How I wish, how I wish you were here.
Burda olmanı ne çok isterdim

We’re just two lost souls swimming in a fish bowl, year after year,
Biz sadece balık kabında yüzen iki kayıp ruhuz, yıllar boyunca

Running over the same old ground
Hep aynı yüzeyde koşan

What have you found? The same old fears.
Ne buldun? aynı eski korkuları mı?

Wish you were here
Keşke burda olsaydın

18. Eric Clapton – Tears In Heaven

Eric Clapton bu şarkıyı, 1991 yılında annesinin 53. kattaki dairesinin camından düşüp hayatını kaybeden 4 yaşındaki oğlu Connor için yazmıştır.

Tears In Heaven

Would you know my name
İsmimi bilir miydin

If I saw you in heaven
Cennette seni görsem

Would it be the same
Herşey aynı olur mu

If I saw you in heaven
Cennette seni görsem

I must be strong, and carry on
Güçlü olmalı ve hayatıma devam etmeliyim

Cause I know I don’t belong
Çünkü biliyorum ki ait değilim

Here in heaven
Bu cennete

Would you hold my hand
Elimi tutar mıydın

If I saw you in heaven
Cennette seni görsem

Would you help me stand
Ayakta kalmamı sağlar mıydın

If I saw you in heaven
Cennette seni görsem

I’ll find my way, through night and day
Yolumu bulacağım gün ve gece boyunca

Cause I know I just can’t stay
Çünkü biliyorum ki kalamam

Here in heaven
Bu cennette

Time can bring you down
Zaman seni yıkabilir

Time can bend your knee
Dizlerini bükebilir

19. Pearl Jam – Jeremy

Eddie Vedder, bu şarkıyı gazetede gördüğü bir ilandan etkilenerek yazmıştır. Lise öğrencisi Jeremy, İngilizce derslerinden birine geç kaldıktan sonra, öğretmen “geç kâğıdı” getirmesini ister. Elinde silahla dönen Jeremy ise sınıfın önünde intihar eder.

Jeremy 

At home, drawing pictures of mountain tops with him on top
Lemon yellow sun, arms raised in a V
And the dead lay in pools of maroon below
Daddy didn’t give attention
Oh, to the fact that mommy didn’t care
King Jeremy the wicked…oh, ruled his world…
Jeremy spoke in class today…
Clearly I remember pickin’ on the boy
Seemed a harmless little fuck
Ooh, but we unleashed a lion…
Gnashed his teeth and bit the recess lady’s breast…
How can I forget?
And he hit me with a surprise left
My jaw left hurtin’…ooh, dropped wide open
Just like the day…oh, like the day I heard
Daddy didn’t give affection, no…
And the boy was something that mommy wouldn’t wear
King Jeremy the wicked…oh, ruled his world
Jeremy spoke in class today…
Woo…
Try to forget this…try to forget this…
Try to erase this…try to erase this…
From the blackboard…
Jeremy spoke in class today…
Jeremy spoke in, spoke in…
Jeremy spoke in class today…
Woo…
Woooooohhh…spoke in, spoke in…
Woooooohhh…uh huh, uh huh…

Jeremy
Evde
Resimlerini yapıyor
Dağ doruklarının
Tepesinde kendisinin olduğu
Limon sarısı güneş
V şeklinde açılmış kolları
Ölü gibi yatmış alçaktaki ıssız yamaçlarda
Baba önem vermedi annenin çocuğuna ilgisiz olması gerçeğine
Yaramaz kral jeremy
Kendi dünyasına hükmetti
Jeremy bugün sınıfta konuştu
Jeremy bugün sınıfta konuştu
Çok net hatırlıyorum
Çocuğa sataşmamızı
Zararsız küçük bi sik gibi duruyordu
Fakat biz bir aslanı uyandırdık
Dişlerini gıcırdattı ve gidip bir kadının gögsünü parçaladı
Nasıl unutabilirimki
Bana şok bir sol çekti
Sol çenem hala acıyor
Ama tıpkı duyduğum o gün gibi
Baba şevkat vermedi
Ve çocuk annenin dayanabileceği bir şey değildi
Yaramaz kral jeremy…kendi dünyasına hükmetti
Jeremy bugün sınıfta konuştu
Jeremy bugün sınıfta konuştu
Unutmaya çalış bunu
Silmeye çalış bunu
Karatahtadan

20. Pink Floyd – Anısına

BBC’de yayına katılan David Gilmour, son Pink Floyd albümü The Endless River’daki “Anısına” şarkısının Türkçe anlamını açıklamış. İsrailli sanatçı Gilad Atzmon’ın çalışıyla şarkının daha orta doğu havasına büründüğünü söyleyen Gilmour “Bu yüzden Türkçede ağıtlara baktım ve bir sebepten ‘Anısına’ ismine denk geldim” demiş. Grup, albümün Rick Wright anısına yapıldığını yaptıkları açıklamalarla belirtmişti.

Anısına :

Enstrümantel

http://www.radyoradyo.biz/blog/tr_TR/2014/11/pink-floydun-yeni-albumu-endless-river-ile-ilgili-bilinmesi-gereken-16-sey/

Kaynak :

http://www.onedio.com

http://t24.com.tr

http://www.google.com

About Ayşen Cumhur Özkaya

Ruhu Sanatçı Gönlü İnançlı Hali Hüzünlü Şefkatli Romantik Her daim Duygusal Hayalci Melankolik Karşılıksız Seven Çocuk Kalpli İlahi Aşka Aşık biri
Bu yazı MÜZİK ** Music içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s