Türkçe şarkılar ve hikayeleri…

         TÜRKÇE ŞARKILAR VE HİKAYELERİ :

1. Yaşar Kurt – Hadi Baba gene yap

yaşar kurt

Bir baba ile oğlu trenle seyahat yapacaklardır. Çocuk bildiğin klasik çocuk, gördüğü her şeyi isteyen, alınmadı mı ağlayan çocuk yani. Neyse çocuk tren garındaki satıcıların birinde bir şapka görür ve babasından ister. Babası da biliyor çocuğunu tabi ki, şimdi ağlayacak susturamayacak tüm trene rezil olacaklar diye alır şapkayı. Binerler trene. Bizim şımarık yine rahat durmaz tabi, kafasında şapka ile camdan çıkarır başını. Babası da tabi uyarır durur “evladım şapkan uçacak gir içeri” diye. Çocuk dinlemez yine babasını ve babası çocuğa bir ders vermek için, birden şapkasını alır arkasına saklar. Çocuk tabi şok. “Baba baba şapkam gitti” Babası da durur mu yapıştırmış cevabı “Eee ben sana dedim dinleseydim sözümü” demiş ve devam etmiş “Eğer bir daha benim sözümden çıkmazsan sana şapkanı geri getiririm. Söz ver bana ve gözünü kapat” Babasına söz veren çocuğumuz gözünü kapamış ve babası usulca şapkayı çocuğun kafasına koymuştur. Çocuk gözünü açtığında sevinçten gözleri parlar ve bir heyecanla alır şapkayı camdan dışarıya atar ve der ki babasına “Hadi baba gene yap”

Hadi baba gene yap
Gene yap baba gene yap
Hani bana yalan söylerdin ya baba
Özgür kırlangıçlardan söz ederdin ya
Çok paramız olacağından baba
İşlerin iyi gideceğinden söz ederdin ya
Hani en büyük sen olurdun ya baba
Hani beni hep korurdun ya baba
Kabus görüp uyandığımda
Yanımda sen olurdun ya baba
İyi bir insan olmanın baba
Çok iyi olacağından söz ederdin ya
Hadi baba gene yap
Gene yap baba gene yap…

       2. Neşet Ertaş – Zahidem

neşet ertaş

Neşet Ertaş’ın en sevilen türkülerinden biridir “Zahide’m”.

Ertaş’a “Zahide’nin kim olduğunu sorduk”.

“Herkesin bir Zahide’si var” yanıtını verdi.

Yine sorduk:

“-Sizinkisi hangisi?”

“-Sevdim kavuşamadım… Zahide’m türküsünü çığırdım…”

Türkü çok tutuldu… Sonra baktım, başka türkücüler, Zahide’m türküsüne yeni yeni dörtlükler eklemeye başladılar… Zahide’m türküsü uzadıkça uzadı.. Sanki destan olup, çıktı… Meğer, herkesin bir Zahide’si varmış.

“-Ya sizinki?” 

“-Benim ki, boynumu bükük koyan bir eski aşk hikayesi.”

(Kendi ağzından)

Halk arasında “Zahidem” adıyla ün yapan türkünün şairi Aşık Arap Mustafa, 1901 yılında Çiçekdağı’na bağlı Orta Hacı Ahmetli köyünde dünyaya gelmiştir. Babasını annesini çok küçük yaşlarda yitirdi. İlk önce bir akrabasının himayesinde, daha sonraları da onun bunun yanında büyüdü.

Arap Mustafa’nın babası düğünlerde, toplantılarda “Koca Oyunu” adı verilen oyunda “Arap” rolünü üstlenirdi. Bu nedenle Mustafa’ya da “Arap” lakabı takılmıştır. Kimsesiz kalan Arap Mustafa 10 yaşına gelince Yukarı Hacı Ahmetli köyünden Hacı Bürozadeler’den Mehmet’e çiftçi durdu. Zaman içinde çalışkan, babayiğit, giyimine özen gösteren yakışıklı bir delikanlı olan Arap Mustafa, Ağasının yeni yetişen Zahide’ye gönlünü kaptırdı. Fakir ve kimsesiz olduğundan bu sırrını bir türlü açığa vuramadı.

20’sinde askere giden Mustafa’nın aklı, deliler gibi sevdiği Zahide’de kalmıştı. Köydeki dostlarına mektuplar göndererek Zahide’den haber almaya çalışan Arap Mustafa, Zahide’nin başka biriyle evlendirildiğini ve düğününün de bir hafta sonra olacağını duyunca üzüntüsünü aşağıda içli mısralara dökmüştür. Türküyü Neşet Ertaş plağa okuyup tanıtmıştır.

Zahide Kurbanım n’olacak Halim
Gene bir laf duydum kırıldı belim
Gelenden gidenden haber sorarım
Zahidem bu hafta oluyor gelin
Hezeli de deli gönül hezeli
Çiçekdağı döktü m’ola gazeli
Dolaştım alemi gurbet gezeli
Bulamadım Zahidem’den güzeli
Ay ile doğar da gün ile aşar,
Zahide’mi görenin tebdili şaşar
İyinin kaderi kötüye düşer,
Diken arasında kalmış gül gibi.
Zahide’m kurbanım kurtar bu dardan
Baban anlamadı bizim bu haldan
Kekiline sürmüş kokulu yağdan,
Derdin beni del’ediyor Zahide’m.
Ziyaret’ten çıktım Cender’in özü
Kum gibi kaynıyor Zahide’m gözü
Aslını sorarsan esalet yerden
Hacı Bürolardan Mehmet’in kızı.
Gurbet ellerinde esinim esir
Zahide’m kurbanım hep bende kusur
Eğer baban seni bana verirse
Nemize yetmiyor el kadar hasır.
Çiçekdağı’nda da hiç gitmez duman
Zahide’m kurbanım hallarım yaman
Yapamadım şu babayın gönlünü
Fakir diye bana vermedi baban.
Anamdan doğalı çok çektim cefa,
Şu yalan dünyada sürmedim sefa,
Adımı namımı soran olursa,
Orta Hacı Ahmetli Arap Mustafa.

Arapoğlu Mustafa’nın kendisine Mecnun gibi aşık olduğundan etkilenen Zahide, Mustafa için şiirler söylemiştir. Bu şiirin üç kıtasını H. Vahit Bulut, 1973 yılında Yukarı Hacı Ahmetli köyünden Zahide’nin yakın arkadaşı ve sırdaşı Fatik’ten derlemiştir. Baştaki iki kıta tarafımızdan derlenmiştir.

Bu nasıl sevdaymış geldi başıma
Felek ağu kattı tatlı aşıma
Sevda çekenlere zor gelir gurbet
Gece gündüz elim kalkmaz işime.
Aşağıda sap kağnısı geliyo
Derdin beni elik elik eliyo
Kurbanlar olayım gara Mustafam
Babam beni yad ellere veriyo.
Arapoğlu derler gayeten atik
Gözleri kara da, kaşları çatık
Git nazlı yare de bir haber getir
Bastığın yerlere kurbanım Fatik.
Ağlayarak yayığımı yayarım
Yarim gitti günlerini sayarım
Çıksa Büyüköz’e mendil sallasa
Islık çalsa ıslığını duyarım.
Coşkuna da deli gönül coşkuna
Aşkından Zahide döndü şaşkına
Sensiz edemiyom nazlı civanım
N’olur bir yol görün Allah aşkına.

Kaynaklar:

– Doğuş Gazetesi, Sayı, 8,9-18 Ekim 1973.
– H. Vahit Bulut, Kırşehir Halk Ozanları, Filiz Yay.
1983, S. 109.
Öyküleriyle Kırşehir Tütküleri, Destanları, Ağıtları
(sayfa: 206,207,208)
Baki Yaşa Altınok
Oba Kitabevi
Ankara, Mayıs 2003

       3. Fuat Edip Baksı – Bir Bahar Akşamı Rastladım Size

Beste : Selahaddin Pınar  /  Makam : Hicaz

fuat edip baksıı

Fuat Edip, 19-20 yaşlarında iken rüyasında çok güzel bir kız görür. O gördüğü kıza gönlünü kaptırır. Yıllarca o kızı bulma hayaliyle yanıp tutuşur. Hiç kimseyi gözü görmez olur.Yılların hızlı bir şekilde akmasıyla birlikte ailesi de ona baskı kurar ve zorla evlendirilir. Fuat Edip, çaresiz bir şekilde, rüyasında gördüğü kızı yüreğinden silemediği halde istemeye istemeye bir kızla evlendirilir.Bir bahar akşamı Fuat Edip’in yolu,  Acıbadem’deki Çamlıca Kız Lisesi’nin önünden geçer. Okul zili çalmış ve öğrenciler evlerine gitmek üzere dağılıyorlardır. Tam bu sırada Fuat Edip’in gözüne bir kız ilişir. Bu kız, yıllar önce rüyasında gördüğü kızdır. Şair, adeta donakalır, kendinden geçer. Onun bu halini fark eden öğrenci de mahcubiyetten boynunu eğer. Fuat Edip, artık yaşlanmış haliyle kıza bakar kalır. Fakat artık her şey bitmiştir.fuat edip baksı

Adeta beyninden vurulmuş bir halde yoluna devam ederken şu mısraları mırıldar:

Bir bahar akşamı rastladım size
Sevinçli bir telaş içindeydiniz
Derinden bakınca gözlerinize
Neden başınızı öne eğdiniz

İçimde uyanan eski bir arzu
Dedi ki yıllardır aradığın bu
Şimdi soruyorum büküp boynumu ah
Daha önceleri neredeydiniz

  1. Misket

misket

Misket, ufacık tefecik bir elma türü… Huriye de Ganizadeler’in ufakcık tefecik şipşirin kızlarının adı. Huriye, sık sık evlerinin önündeki elma ağacına tırmanır, yolu gözler; sebep, Osman Efe…

Ankara’nın sayılı efelerinden Osman, genç, yakışıklı, geniş omuzlu,burma bıyıklı… Huriye’nin gönlü bu Osman Efe’de. Osman Efe, evin önünden geçiyor; Huriye atlıyor bahçeye, tırmanıyor misket ağacına. İkisinin de yüreğinden ılık bir şeyler akıyor. Osman Efe, Huriye’yi adıyla çağırmıyor hiç, ”misket” diyor Huriye’ye.

Yörenin ünlü ağalarından Kır Ağa, bir gün Huriye’yi su doldururken görüyor çeşme başında. Aradan bir hafta geçmeden Kır Ağa, Huriye’yi istetiyor. Babası, ”Kır Ağa, yiğit insandır, malı mülkü yerindedir” diyerek Huriye’yi vermek ister. Annesi, Huriye’nin ağzını arar, fakat Huriye ”ölsem Kır Ağa’ya varmam” cevabını verir.

Huriye, akşamı zor eder. Bahçeye çıkıp, Osman Efe’nin yolunu gözler. Uzaktan atını görünce, tırmanıp çıkar elma ağacına. Durumu bildirir Osman Efe’ye. Osman Efe, çılgına döner. Kır Ağa’ya haber gönderir, ”Kendini sever, sayarım. Yiğit kişi bellerim. Yolumdan çekilsin. Sonu iyi olmaz” der. Haberi Osman Efe’den Kır Ağa’ya götürenler, bire bin katarak anlatırlar ”Osman diyor ki, Kır Ağa kim oluyor da benim yavuklumu alacak. Leşini sararım” diye…

Kır Ağa, ”Demek dünkü çocuk bize meydan okuyor. Kendine güveniyorsa karşıma çıksın” diye Osman Efe’ye haber gönderir. Tabii haberi götürenler Osman Efe’ye de bire bin katarak anlatıyorlar. Osman Efe Kır Ağa’ya, Kır Ağa Osman Efe’ye kinlenir. Sonunda kıran kırana kavga etmeye, sağ kalanın Huriye’yi yani Misket’i almasına karar veriyorlar.

Belirlenen gün ve yerde karşılaşıyorlar. Bıçaklar çekiliyor. Huriye ise durumu merakla bekliyor. Çıkmış elma ağacı üstüne, yoları gözlüyor. Bir yandan da Osman Efe için dua ediyor. Osman Efe ise Kır Ağa karşısında aslanlar gibi dövüşüyor. Kır Ağa birden duruyor. ”Benimle böylesine boy ölçüşen yiğide, ben kıyamam. Koç olacak kuzuya bıçak çekemem. Vur bıçağını bağrıma. Misket senin olsun” diyor. Osman Efe önce şaşırıyor, sonra oda bıçağını yere atıyor ve koşup ellerine sarılıyor Kır Ağa’nın.

Kadın-kız da yollara dökülmüş uzaktan görünen kalabalığı bekliyor. Misket ise çıktığı elma ağacında duramıyor heyecandan. Daldan dala geçip, gelenleri seçmeye çalışıyor. Derken kalabalık yaklaşır, önde Kır Ağa, arkasında kalabalık. Gözleri Osman’ın arıyor, göremiyor. Birden başı dönüyor, gözleri kararıyor, tepe üstü ağaçtan aşağı düşerek cansız yere yığılıyor.

Çok geçmeden kalabalık elma ağacına ulaşınca, bir feryattır kopuyor. Osman Efe, sığmıyor oralara. Kadınlar kızlar perişan. Misket kızın yani Huriye’nin hikayesi dilden dile dolaşıp türkü oluyor.

Şarkı Sözleri

Güvercin uçuverdi
Kanadın açıverdi
Elin oğlu değil mi
Sevdi de kaçıverdi

A benim aslan yarim
Duvara yaslan yarim
Duvar cefa götürmez
Sineme yaslan yarim

Güvercinim uyur mu
Çağırsam uyanır mı
Yar orada ben burda
Buna can dayanır mı

A benim hacı yarim
Başımın tacı yarim
Eller bana acımaz
Sen bari acı yarim

Caminin müezzini yok
İçinin düzeni yok
Çok memleketler gezdim
Misget’ten güzeli yok

Daracık daracık sokaklar
Misget şeker topaklar
Pul pul olsun dökülsün
Seni öpen dudaklar

Caminin ezan vakti
İçinin düzen vakti
Ben Misget’i yitirdim
Sonbahar gazel vakti

Gökte yıldız sayılmaz
Çiğ yumurta soyulmaz
Üçer avrat almayan
Hiç erkekten sayılmaz

       5. Leman Sam- Kıyamam Sana

leman sam

Kızından gizli fahişelik yapan bir kadının bir gece kızını sessizce terk edişini anlatırmış bu şarkı. Kızına bıraktığı mektubun sözlerinden alınmış şarkı sözleri. Sözler hikaye ile bire bir örtüşüyor.

Bir gün anlayacaksın neden sessizce gittiğimi
Senden vazgeçmek uğruna nasıl bir savaş verdiğimi
Mevsim kış olur hani bir yudum güneş bulamazsın
Sonsuz uçurumlardaki çiçeklere dokunamazsın
Her sabah bir sayfa daha eksilip gidiyor ömrümden
Gönlümün yıkıntılarında can çekişiyor umutlarım
Ellerimde acı var ellerini tutamam kıyamam kıyamam sana
Yollarımda ayaz var yaklaşma yollarıma kıyamam kıyamam sana
Karanlık gecelere ortak edemem seni kıyamam kıyamam sana.

       6. Bulutsuzluk Özlemi – Özgürlük Emek İster

bulutsuzluk özlemi
Kapalı bir kız Bulutsuzluk konserine gider bir gün, konser sonrası kulise girmeyi başarır ve Nejat Yavaşoğulları’na dert yanar. “Beni ailem olmak istemediğim biri olmaya zorluyor, kapanmam onların isteği, evden çıkamıyor her an kısıtlanıyorum bu konsere kaçarak geldim ve şuan çok mutluyum” der. Bunun üzerine bu şarkıyı yazar Nejat Yavaşoğulları.

Hayata başlarken
Şartları sen koymadın ki
Sana sanal bir dünya
Sundular

Gözlerini bağladılar
Seni hep korkuttular
İnanmanı sağladılar

Simdi bir kıyıda durmus
Uzaklara bakmaktasın
Heyecanlısın

Okyanuslar bilinmez
Ürkütebilir seni
Uzat elini
Hayat hergün yeniden baslar

Aç güzelim saçını
Savursun rüzgar
Aç güzelim saçını
Güneş parıldatsın
Aç güzelim saçını
Yağmur ıslatsın
Dökülsün damlalar
Tellerinden

Biliyorum seni saran o çemberi
Biliyorum özgürlük emek ister

       7. Barış Manço – Sarı Çizmeli Mehmet Ağa

barışGerçek bir hikayesi olup Barış Manço tarafından araştırıldıktan sonra yazılmış bir eserdir.Köy ağası olan Mehmet Ağa köylünün babası gibi yardım sever bir insandır. Şehirde tüm esnaf tarafından tanınır ihtiyaç sahipleri esnaftan alışveriş edip Mehmet Ağa adına yazdırır ayın belli günleri de ağa şehre inip esnafa olan borçlarını öder. Öyle ki yeni evlenenlere toprak veren bir insandır. Mehmet ağa ölürken beş parasız ve fakir bir şekilde ölmüştür.

Yaz dostum güzel sevmeyene adam denir mi
Yaz dostum selam almayana yiğit denir mi
Yaz dostum altı üstü beş metrelik bez için
Yaz dostum boşa geçmiş ömre yaşam denir mi
Yaz tahtaya bir daha tut defteri kitabı
Sarı çizmeli Mehmet ağa bir gün öder hesabı
Yaz dostum yoksul görsen besle kaymak bal ile
Yaz dostum garipleri giydir ipek şal ile
Yaz dostum öksüz görsen sar kanadın kolunu
Yaz dostum kimse göçmez bu dünyadan mal ile
Yaz tahtaya bir daha tut defteri kitabı
Sarı çizmeli Mehmet ağa bir gün öder hesabı
Yaz dostum Barış söyler kendi bir ders alır mı
Yaz dostum su üstüne yazı yazsan kalır mı
Yaz dostum bir dünya ki haklı haksız karışmış
Yaz dostum boşa koysan dolmaz dolusu alır mı
Yaz tahtaya bir daha tut defteri kitabı
Sarı çizmeli Mehmet ağa bir gün öder hesabı

        8. Ah Bir Ataş Ver

Bilinen Hikayesi :

Dumlupınar-1

Çanakkale Boğazı, Nağra Burnu açıkları 4 Nisan 1953, Saat 02:15…Uzun ve yorucu bir seferden dönen Dumlupınar denizaltısı, Nağra Burnu açıklarında İsveç bandıralı Nabuland Şilebi ile çarpıştı. Sessiz, soğuk ve bulanıktı gece. Başından aldığı şiddetli darbe ile Dumlupınar birkaç saniye içinde sulara gömüldü.

Gemideki 81 kişilik mürettebattan sağ kalan 22 kişi, geminin arka bölümündeki torpido dairesine sığındı. Mahsur kalanların su yüzüne fırlattıkları telefon şamandırasıyla gemi ile irtibat sağlandı. Sağ kalan 22 kişiyi kurtarmak için herkes seferber oldu.

Bu arada oksijeni idareli kullanmaları için, gereksiz yere konuşmamaları, şarkı türkü söylememeleri ve sigara içmemeleri konusunda uyarılar yapıldı. Ancak saatler süren kurtarma çalışmalarının sonunda, umutların tükendiği anda karanlıkta bekleyen 22 kişiye, herşey yine aynı sözcüklerle anlatıldı; konuşabilirler, türkü söyleyebilirler ve hatta sigara bile içebilirler.

Şamandıradaki telefon hattının öbür ucundan, tüm Türkiye, denizaltıda tevekkülle ölüme yapılan hüzünlü ama başı dik türküsünü dinledi…

https://www.facebook.com/video/video.php?v=3332215785250

Ah bir ataş ver cigaramı yakayım
Sen salın gel ben boyuna bakayım
Uzun olur gemilerin direği
Ah çatal olur efelerin yüreği
Ah vur ataşı gavur sinem ko yansın
Arkadaşlar uykulardan uyansın
Uzun olur gemilerin direği
Ah çatal olur efelerin yüreği

Gerçek hikaye ise şöyle:  (Bu gerçek hikayedeki kahramanlarımızın ismini hikayeyi bizzat kahramanların yakınlarından dinleyen Sunay Akın onlar isim vermesini istemediği için isim vermeden anlatmıştır)

Bu hikaye Gelibolu’lu bir deniz subayı öğrencisi ve Gelibolu’lu bir kızın aşkının hikayesidir. Bu genç Bahriyeli okulundan mezun olur ve mezun olduğu gün sevgilisi ile buluşmak için söz verdiği yere gitmek için yola koyulur. Buluşma yerine kız çoktan gelmiştir. Kız sevgilisi ile buluşacağı için çok mutludur. Bahriyeli buluşma yerine gelir sevgilisi ile buluşur. Kız çok mutludur ama oğlanda bi durgunluk vardır. Kız ne olduğunu sorar, oğlan mezun olduğu için artık görevlere gideceğini ve belki de aylarca görüşemeyeceklerini söyler.
Kız korkar, içinden ‘Acaba benden ayrılmak mı istiyor’ diye geçirir. Ve “olsun ben beklerim” der. Oğlan bu sözlere sevinir. Ve yanında getirdiği bir kutuyu kıza verir. Kız sorar ‘Nedir bu?’. ‘Aç!’der oğlan. Kız açar kutudan kalın bir el kitabı, bir de el feneri çıkar. Kız anlam veremez, nedir bu diye sorar. Oğlan bu kitap mors alfabesidir. “Bunu oku öğren ben boğazdan geçerken bana söylemek istedini böyle anlatırsın” der. “Ben boğazdan ne zaman geçeceğimi sana telefonla bildiririm” der. Ve oğlan göreve çıkar.
dumlupinar

Bir gün kızın bir arkadaşı kıza gelir ve oğlanın aradığını söyler. Oğlan herkesin evinde telefon olmadığı için arkadaşını arayıp haber vermiştir. Arkadaşı kıza işte şu şu gün şu saatte boğazdan geçecekler diye söyler. Kız da ailesinin korkusundan mors alfabesini geceleri çarşafın altında el feneri ile çalışmaktadır. Sevgilisinin geçeceği haberini de alınca geceler boyu çalışır. Denizaltının geçme saati gelir. Kız odasının boğazı gören penceresinin önünde gözü ufukta beklemektedir ve birden denizaltı görünür. Kız başlar geceler boyu öğrendiğini uygulamaya alır el fenerini başlar yakıp söndürmeye uzun uzun kısa kısa uzun kısa uzun tabi kızın yazdığını denizaltı güvertesindeki tüm denizcilerde görür biri koşar komutana haber verir: ‘Komutanım karadan biri mors alfabesi ile bişiler yazıyo biri bize bi mesaj vermek istiyor.’ diye. Komutan çıkar güverteye okur kızın yazdığını: ‘seni seviyorum’ Hemen sorar “kime geliyor bu mesaj?” Kimseden ses yok bizim oğlan komutana doğru yaklaşmaktadır elinde bir fenerle. Olayı anlatır komutana ve cevap vermek için izin ister. Komutan ‘Olmaz!’ der “o elindeki fenerle olmaz geç denizaltının projektörüne”. Oğlan hemen gider yakar projektörü başlar yazmaya uzun uzun kısa kısa uzun kısa uzun şöyle yazmaktadır ‘ben de seni’  O gece Gelibolu deniz altının dev projektörü ile bir aydınlanır, bir söner, bir aydınlanır, bir söner, uzaylılar geldi sanar halk.

O elindeki fenerle olmaz, geç denizaltının projektörüne…

Bu iki aşığın hikayesi askerler arasında efsane gibi yayılır ama kimse o kız kimdir oğlan kimdir bilmez. Oğlan yine göreve gider. Boğazdan geçmelerine bir hafta kala yine haber yollar şu gün gece şu saatte boğazdan bi deniz altı konvoyu geçecek ben konvoydaki ilk denizaltıdayım yani ilk gördüğün deniz altıda ben olacağım ona göre şaşırma der. O gün gelir, kız beklemeye başlar yine penceresinde. O gün takvimler 4 Nisan 1953’ü göstermektedir. Oğlanın da içinde bulunduğu Dumlupınar deniz altısı İsveç bandıralı Nabuland (Nabulavşi) ile Gelibolu açıklarında çarpışır. Ve batar yani kıza daha görünmeden denizin derinliklerine gider. Konvoydaki Bahri KURT komutasındaki ikinci deniz altı ise olanlardan habersiz rotasında ilerlemektedir. Gelibolu önlerine gelir. Tabi kız ilk bu denizaltıyı gördüğü için başlar yazmaya ‘seni çok seviyorum’. Erler mesajı okur o kulaktan kulağa duydukları efsanenin doğru olduğunu anlarlar ve “doğruymuş doğruymuş” fısıltıları arasında erlerden biri Bahri Kurt’a haber verir. Kurt güverteye gelir ve kızın mesajını görür. Erler sorar ‘Efendim napalım’. Kurt düşünür ‘Bu kız heralde denizaltıları şaşırdı çünkü sevdiği bu gemide değil olsaydı gelirdi’. Ere ‘Şimdi bu kız sevdiğinden mesaj alamazsa uyuyamaz biz bi cevap yazalım.’ der ve geçer projektörün başına başlar yazmaya ‘ben de seni’. Kız karşı mesajı görür ve rahatla yatağına döner.

dumlupinar2
Saatler sonra anlaşılır ki Dumlupınar kaza geçirmiş. Hemen arama kurtarma çalışmaları başlar. Denizaltıdan yukarı fırlatılan telefon şamandırası ile aşağıdakilerle temasa geçilir. Ama kurtarma çalışmaları boşunadır. Denizaltı dalgıçların inemeyeceği kadar derinderdir. Neyse bu kurtarma çalımaşları sırasında kurtarma teknelerinden biri manevra yaparken pervaneleri ile telefon şamandırasının kablosunu koparır ve iletişim kesilir. Saatler süren çalışmalar sonuç vermez ve gün tam 88 bahriyeli genç şehit olur. İşte esas hikaye budur. Sunay Akın

        9. Ahmet Kaya – Hiçbir Şeyimsin

atilla ilhan

Atilla İlhan orta yaşlarında üniversiteli sarışın hoş bir bayanla tanışır. Sadece telefon ile görüşürler. Konuşmaları sıklaşır. Ve birbirlerini daha fazla tanımaya başlarlar. Bir gün arkadaşı ona telefonda ben senin neyinim diye telefonda sorar. Atilla İlhan, “Sen benim hiçbir şeyimsin” diye cevap verip bu şiiri yazar ardından bu şiiri Ahmet Kaya yorumlar.

Sen benim hiçbir şeyimsin
Yazdıklarımdan çok daha az
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Lüzumundan fazla beyaz
Sen benim hiçbir şeyimsin
Varlığın yokluğun anlaşılmaz

Galiba eski liman üzerindesin
Nasıl karanlığıma bir yıldız olmak
Dudaklarınla cama çizdiğin
En fazla sonbahar otellerinde
Üniversiteli bir kız uykusu bulmak
Yalnızlığı öldüresiye çirkin
Sabaha karşı öldüresiye korkak
Kulağı çabucak telefon zillerinde

Sen benim hiçbir şeyimsin
Hiçbir sevişmek yaşamışlığım
Henüz boş bir roman sahifesinde
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Ne çok çığlıkların silemediği
Zaten yok bir tren penceresinde

Sen benim hiçbir şeyimsin
Yabancı bir şarkı gibi yarım
Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasında çağırdığım
Çocukluk sesimle ağlayarak 

       10. Mor ve Ötesi – 23

mor ve ötesi
Şarkı, solist Harun’un “Şafak” adlı sevgilisine yazılmıştır.

“ş”, alfabenin 23.harfidir, şarkının adı da bu yüzden 23tür.

Yüzünden başlasam gitmeye uzaklara, duymasam kimseyi
Sonu olmasa ummadık rüyalarda, eksilse yokolsa bile değer

Bir gün kendimi bırakıp, sana anlatsam ne olduğunu
Neden sözleri yuttuğumu, gerisi zaten gözlerinde
Lütfen beni hemen uyandır, ya da hep öyle bak yüzüme
Ne kork benden ne uzaktan dinle
Lütfen beni uyandırma

Sesim kısılsa, korkmasam karanlıktan, en baştan başlasam
Anlamsız sözlere artık hiç bulaşmadan, beklesem yanında

Bir gün kendimi bırakıp, sana anlatsam ne olduğunu
Neden sözleri yuttuğumu, gerisi zaten gözlerinde
Lütfen beni hemen uyandır, ya da hep öyle bak yüzüme
Ne kork benden, ne anlatmamı iste
Lütfen beni uyandırma

       11. Ada Sahilleri

Beste:Yesari Asım Arsoy  /  Güfte:Rıza Ahıska  /  Makam:Hicaz -Istanbul Türküsü

ada-sahillerinde-bekliyorum

Bu türkü Suat Bey ve Şadiye Hanım’ın hikâyesidir. Şadiye zengin bir konağın kızıdır. Suat ise fakir bir gençtir. Kader ikisini bir yaz Ada’da buluşturur ve birbirlerine âşık olurlar. Fakat babası, kızını Suat Bey’e vermek istemez. Kış geldiğinde ise Şadiye ve ailesi Ada’dan ayrılır. Suat ise yaşadığı adada kalır. Ve Ada’nın sahilinde hep Şadiye’nin ona geleceği günü bekler.Bu arada mektuplarla haberleşmeğe devam ederler. Fırtınalı bir akşam Suat Bey bu aşkın ızdırabına dayanamaz ve kendini denizin azgın sularına bırakır. Ertesi sabah, dün fırtına nedeni ile gelemeyen tekneden Suat’a bir mektup gelmiştir. Bu Şadiye’nin mektubudur. Mektupta Şadiye “Suat, babamı nihayet izdivacımıza ikna ettim, gelip beni ailemden isteyebilirsiniz” yazıyordur.
“Ada Sahillerinde Bekliyorum” türküsünün kulaktan kulağa gelerek bugüne ulaşan ikinci hikâyesi ise;İstanbul’a ve denize âşık sevgililerden hanım kişi bir şekilde bir gün denizde kaybolur. Hikâyenin erkek kahramanı ise kendisini sahillere vurur. Şile’den Prens Adaları’na kadar bütün sahillerde biçare dolanır ve sevdiceğini bekler. Bir ümit bir gün denizden çıkar gelir diye, fakat sevdiği gelmez. Kahrına dayanamayacak hale gelince bu sözleri yazar, bu sözler de kâh dostlar kâh da balıkçılar sayesinde o günleri atlatır ve bugünlere gelir. O meçhul insanın kaybı ne kadar derinse, Türk sanat müziğinin kazancı da o kadar büyük olur.

Ada sahillerinde bekliyorum
Her zaman yollarını gözlüyorum
Seni senden güzelim istiyorum
Beni şad et şadiye başın için

Her zaman sen yalancı ben kâni
Her zaman orta yerde bir mani
Her zaman sen uzakta ben müştak
Her tellakide bir hayalin berrak

Nerede o mis gibi leylaklar
Sararıp solmak üzere yapraklar
Bana mesken olunca topraklar
Beni yad et güzelim başın için

 12. Bitlis’te Beş Minare

bitlis

Bitlis birinci dünya savaşından önce nüfusu 30.000´dir.  “Rus birlikleri 1915 yılında Bitlis’i işgal için şehrin girişinde bulunan Başhan mevkiine gelir. Bunu duyan Bitlis halkı silahlanır ve düşmanı püskürtür. Ruslar 1916 yılında yeniden Bitlis’i işgal için gelirler. Ruslar, Bitlis’te büyük katliamlar yapar ve şehri yakıp yıkar. Şehrin nüfusu 3.000’e düşer. Cepheye giden bir baba ile oğul, düşmanın çekilmesinden sonra Bitlis’e dönmek üzere yola çıkar. Şehre hakim konumdaki Dideban Dağı eteğine varırlar. Baba, şehirde canlı kalıp kalmadığını öğrenmek için oğlunu şehre gönderir. Bir süre sonra oğul geri döner. Oğlunu gören baba seslenir :

“Oğul Bitlis’te ne kaldı?”

Oğul uzaktan babasına şöyle seslenir :

‘Şehirde yaşama dair hiçbir iz yok; sadece 5 tane minare ayakta kalmış.’

Bunu duyan baba yıkılır, diz çöker ve “Bitlis’te beş minare, beri gel oğlan beri gel. Yüreğim dolu yare, beri gel oğlan beri gel.” şeklinde ağıt yakarak yöresel bir türkü söyler.”

Bitliste beş minare
Beri gel oğlan beri gel
Yüreğim dolu yare
Beri gel oğlan beri gel

İsterem yanan gelem
Beri gel oğlan beri gel
Cebimde yok beş para
Beri gel oğlan beri gel

Tüfengim dolu saçma
Beri gel oğlan beri gel
Güzelim benden kaçma
Beri gel oğlan beri gel

Doksandokuz yaram var
Beri gel oğlan beri gel
Bir yarada sen açma
Beri gel oğlan beri gel

        13. Duman – Bal

Duman grubunun solisti Kaan Tangöze ilk albümünün çıkacağı gün sevgilisiyle tartışır. Akşamına Kemancı’da ilk konseri vardır Duman grubunun ve sevgilisinin de geleceğini düşünür. Ona yazdığı şarkıları okuyarak kendisi affettireceğini de. İlk albümdeki çoğu şarkıyı sevgilisine yazmıştır zaten. Konser başlar, Kaan Ahu’ya yazdığı şarkıları birer birer okumaya başlar. Göremez ama orada olduğunu düşünür hala. Konser biter, Kaan sevgilisini kulise beklerken grubun diğer üyeleri acı haberi Kaan’a söylerler.Ahu konser başlamadan önce intihar  etmiştir. Ahu Paşakay Türkiye 1995 Türkiye 4’üncü güzelidir.  Fakat ailevi problemleri onun psikolojisini bir hayli bozmuştur.

unlulerin_gizemli_olumleri_62960868-kaan-tangoze

Kaan  bu olaydan sonra evine kapanır. Onu kimse dışarıya çıkaramaz çok uzun süre. Grubun o zamanki menajeri Murat Akad Kaan’ın koyu bir Fenerbahçeli olduğunu bilir. Ve arkadaşlarıyla birlikte Kaan’ı zorla 2002’deki Fenerbahçe – Galatasaray  derbisine götürür. İntiharın üzerinden geçen süreler ve içe kapanıklık Kaan’ı değiştirmiştir. O maçı Fenerbahçe 6-0 kazanmıştır. Kaan ise biraz daha gün ışığına çıkmaya başlamıştır.

Duman grubunun ikinci albümü onların çıkış yaptığı albümdür tartışmasız. Her şeyi yak şarkısıyla bir hayran kitlesine ulaşan grup Türk Rock müziğinin en iyi grubu olarak gösterilmektedir. İkinci albümdeki tüm şarkılar Kaan Tangöze’ye aittir.Bu albümdeki Kırmış Kalbini, Ah, Manası Yok, Elimdeki Saz Yeter Canıma, Haberin Yok Ölüyorum şarkıları Kaan tarafından Ahu’ya yazılmıştır.

Yine bu albümdeki Bal şarkısı aynı şekilde Ahuya hitabendir. Fakat Bal şarkısının diğerlerinden farkı Kaan’ın bu şarkıya hepsinden fazla önem vermesidir. Bu şarkıyı hiçbir konserinde söylemez Duman grubu. Ve bir keresinde de şarkı arasında Bal diye bağıran seyircilere döner Kaan, yüzünde buruk bir ifadeyle iki parmağıyla gökyüzünü işaret eder… Kaan Ahu’yu çok sevmiştir. Ve onun etkisinden hiçbir zaman kurtulamamıştır. Son albümlerinde bile Ahu’ya yazılmış şarkılar vardır. Bir konserde Haberin yok ölüyorum şarkısını ağlayarak söylemiştir Kaan.

Aşkım sen benim canımsın
Kanıma karışmış kanın
Söyle kimlerden kaçarsın
Boşuna durmadan ağlarsın

Yavrum sen benim balımsın
Tadına alışmış canım
Aaah güzel kuşum gir kanıma
Ben zaten sarhoşum

Nerdesin…sevgilim…

Söyle nerdesin bal
Artık benlesin bal
Söyle nerdesin bal
Artık benlesin bal

Artık sen benim canımsın
Canlı kalan tek yanımsın

14. Erkin Koray – Çöpçüler

İlk bakışta Aşk şarkısı gibi duran bu şarkı aslında illegal bir uyuşturucu madde olan esrar için yazılmış olduğu söylenir.

Rivayete göre, Erkin baba İzmir-Kıbrıs Şehitleri Caddesi taraflarında esrarı sarmış  tam içecekken polisi görüyor karşıda hemen yere atıyor esrarı. Diyor ki “bu aynasızlar geçsin bir tur atar gelir yerden alırım nasılsa” bir tur atıyor. Erkin baba dediği de oluyor polis arabası çoktan gidiyor ama bi bakıyor tam esrarı attığı yeri gece çöpçüleri temizliyor kaldırım kenarlarını arabayla.

“dün gece çok aradım aradım bulamadım – kör olası çöpçüler aşkımı süpürmüşler” 

Erkin-Koray-

çöpçü

Aşktan yana şansım yok
Ağlıyorum derdim çok
Aşkımı kaybetmişim
Sordum sordum bulan yok

Dün gece çok aradım
Aradım bulamadım
Kör olası çöpçüler
Aşkımı süpürmüşler

Sokaklarda ne ararsın
Beni kimden sorarsın
Ben düştüm aşk ateşine
Sende düşme yanarsın

       15. Haluk Levent – Elfida

“Elfida” : Bir gerçek dramın şarkısı, bir yaşanmışlığın… Şarkılar gerçek yaşamdaki olayları anlattığında ne kadar etkili oluyor değil mi? Üstelik ölümle-yaşam arasındaki o kısa çizgiyi tasvir ediyorsa bir başka. Sözleri insanın içine işliyor sanki. İşte bu tarife uyan bir şarkının hikayesini sizinle paylaşmak isterim: Haluk Levent – Elfida

57271-3-4-20df4

Haluk Levent en çok dinlediğim sanatçılardan birisi. Son albümündeki “Elfida” şarkısını ilk dinlediğimde çok etkilenmiştim. Bu şarkı hakkında yazmayı uzun süredir düşünüyordum. Öncelikle Elfida kelimesinin anlamını öğrendim .

Elfida: “Feda etmeyi bilmek, gözden çıkarmak anlamında, bazen çekip gitmeyi bilmek, sevdiğini yitirme acısıyla ayakta kalabilmek……” Arapça bir kelime.

Haluk Levent’in bu şarkıyı oluşturma hikayesi de çok özel. Kanser hastası 16 çocuğun bakımını üstlenmiş olan Levent, bu çocuklar arasında bulunan 9 yaşındaki Elfida’nın vefatıyla yıkılmıştı. İşte bu şarkıyı küçük Elfida için yazmış. Haluk Levent yazdığı şarkıyı Elfida’ya dinletmeyi çok istemiş. Ama vefatı nedeniyle bunu gerçekleştirememiş.

Elfida’yı ziyaret eden adaşının anısını aktarmak isterim:

“Esmerdi, narindi, yaşı ufacıktı, ismim ile ismi benzeşiyordu.Cerrahpaşa hastanesi ağrı merkezinde arkadaşımın annesini ziyaret ettiğim sırada annesinin ona seslenmesini duyunca bana seslendi sanarak gayri ihtiyari dönüp baktığımda gördüm onu. Tam karşı yatakta yatıyordu, içim cız etti. Aldığım nefesten, alabileceğim nefeslerden utandım. Gözlerim doluverdi kendimi tuttum. Gülümsedim, “benim de adım seninki gibi” dedim. Gülümsedi, elindeki telefonu gösterdi : “Haluk abim aldı” dedi. “Bana şarkı yazdı , klibinde beni oynatacak” dedi. “Ama oynamak istemediğimi söyledim” dedi. “Biliyorum yapamam” dedi, burkularak…”

“Yaparsın niye yapamayasın ki” dedim, cevap vermedi, sustu. Suskunluğu içimi dağladı. Söylenmemiş ama binlerce kelime içeren bir suskunluktu. “Gene gel” dedi. “Haluk abim hep geliyor” dedi.

Eve dönerken hep aklımda idi. Sonrasında bir daha hiç gidemedim oraya. Teyzemiz de eve döndü. 1-2 ay sonra teyzemizi kaybettik. Sonra arkadaşımdan öğrendim ki “Elfida” da 2 ay öncesinden gitmiş yanına, orda buluşacaklar.” İçime akıttığım yaşlarımı tutamadım bu sefer… Her dinlediğimde ağlatan, o kara gözleri hatırlatan…

Yüzün geçmişten kalan, aşka tarif yazdıran
Bir alaturka hüzün, yüzün kıyıma vuran
Anne karnı huzuru, çocukluğumun sesi
Senden bana şimdi zamanı sızdıran

Şımartılmamış aşkın sessizliğe yakın
Kimbilir kaç yüzyıldır sarılmamış kolların
Sisliydi kirpiklerin ve gözlerin yağmurlu
Yorulmuşsun hakkını almış yılların

Elfida bir belalı başımsın
Elfida beni farketme sakın
Omzumda iz bırakma yüküm dünyaya yakın
Elfida hep aklımda kalacaksın

Elfida sen eski bir şarkısın
Elfida beni farketme sakın
Omzumda iz bırakma yüküm dünyaya yakın
Elfida hep aklımda kalacaksın

16. Fatih Kısaparmak – Kilim

Vakti zamanında çobanın birisi, yanında çalıştığı ağanın kızına aşık olur. Kız da çobanı sever ama olmayacak iştir ya bu içlerindeki sel, susar. Çoban cesaretini toplayıp da gider ağa ile konuşur ama mümkün mü böyle bir saadet ağanın gözünden bakınca? Olmamış tabi, çoban bir temiz dayak yedikten sonra babası çağırıp kızını sormuş “bu işin aslı nedir?” diye, söyleyememiş kız durumu babasına korkusundan ama o da seviyor çobanı.

Baba, bu işin önünü almak için yakın köylerden birinin yaşlı ama bekar ağası ile sözler kızını. Çeyizler gittiğinde yaşlı adam çeyizdeki dokuma kilimlere bakınca anlar bu yakıcı sevdanın gözle görülür halini. Kimseye aşkını anlatamayan kız, içini dokuduğu kilimlere motif motif dökmüştür. Kızın babasıyla konuşan diğer ağa, bu aşka ikna eder babayı ve aşıklar kavuşurlar.

kilim

 Fatih Kısaparmak da bu hikâyeyi dinleyince kendince sözlerini yazıp da o meşhur şarkının ortaya çıkmasını sağlamıştır.

FATİH

Sevdiğine sözü olan bir kilim dokur
Kilimin dilinden ancak anlayan okur
Sırlarımı verdim sana, sevgimi verdim
Şu gönlümü kilim yaptım, yoluna serdim

Ayıptır, günahtır diye
Kilit vurdular dilime
Aşkı dokudum kilime
Anlıyor musun

Yetinmedim türkü yaktım
Gayrı bu canımdan bıktım
Hani senin olacaktım
Dinliyor musun

17. Cem Karaca – Ceviz Ağacı

CEM

Nazım’ın yasanın dışında vuk’u bulan düşünceleri yüzünden gene kaçak yaşadığı dönemler. O zamanlar tabi yok şimdiki gibi cep telefonudur, internettir, whatsapptır, bbmdir falan… Haliyle ezbere hareket ediyorlar. Hatta adres tarifleri bile caddelerdeki ağaçlarla yapılıyor ve birbirlerine insanlar “yarın saat birde caddedeki on birinci ağaçta buluşalım” diyorlar.Velhasıl Nazım’ın, kaçak yaşadığı zamanlardan birinde yakın ve güvendiği bir ahbabı ile haber gönderiyor sevdiceğine “Gülhane Parkı’ndaki ceviz ağacının altında” buluşmak için. Arkadaşı o kadar da güvenilir bir arkadaş olmadığını kanıtlamak istercesine haber ediyor polise. Nazım gidiyor buluşma noktası olan ceviz ağacının altına ve beklerken uzaktan görüyor polislerin geldiğini, tırmanıyor o ceviz ağacına.

225px-Nazim_hikmet Bilenler bilirler Gülhane Parkı, Topkapı Sarayı’nın bahçesidir bir nevi. Konumu, şuala hani biraz düşününce bütün bir boğaza hakim. Ceviz ağacının tepesinde nazım bir manzaraya bakıyor, bir aşağıdaki cümbüşe. Polisler geliyorlar,aranıyorlar ama bulamıyorlar. Sevdiceği geliyor, ağlıyor ama bilmiyor Nazım hemen başının üzerinde. Bilenler bilirler ceviz ağacı sağlam budaklı, yapraklı bir ağaçtır. Çocukluğum, bağda ceviz dibinde geçti ellerim kapkara… Başlıyor Nazım oracıkta yazmaya şiirini zihnine;ceviz-2459-1136946165

Başım köpük köpük bulut içim dışım deniz
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Budak budak serham serham ihtiyar bir ceviz
Ne sen bunun farkındasın ne polis farkında

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril
Koparıver gözlerinin gülüm yaşını sil

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
Yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var
Yüz bin elle dokunurum sana İstanbul’a
Yapraklarım gözlerimdir şaşarak bakarım
Yüz bin gözle seyrederim seni İstanbul’u
Yüz bin yürek gibi çarpar çarpar yapraklarım
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında

       18. İzmir’in Kavakları

Çakıcı Efe Ege Bölgesinde halkın dilinde dilden dile efsaneleşen bir kahramandır. Osmanlı’nın son zamanlarında devlet iradesinin iyiden iyiye kaybolduğu yıllarda (1800-1900) halk kendi kahramanlarını, kendi kurtarıcılarını çıkarmıştır. Kimileri bu boşluktan yararlanarak zalimlikler yapmışlar kimileri de adalet dağıtan güçlü yürekli halk kahramanı olmuşlar. Bu devirde Ege Bölgesinde’de Efelik çok meşhurmuş.

çakıcı efe

Çakıcı Efe de İzmir, Denizli, Aydın civarında hüküm sürmüş bir Efe’dir. O zamanlarda yaşadığı bölgede o kadar güçlenmiş ki Osmanlı ile egemen olduğu bölge konusunda resmi anlaşma yolları bile aramıştır. Çakıcı çoğu zaman dağlarda, kimi zamanda halkın yanına inerek zalimi durdurmuş, adalet dağıtmış, zenginden alıp fakir vermiştir. Bu sebeple halkın gönlünde de taht kurmuştur. Cesur hareketleriyle halkın gözüne girmiştir. Kimi zamanda düşmanla işbirliği yaptığı söylentisi çıkmışsa da halk onu hep sevmiş ona yapılan bu türküyle ismi ölümsüzleşmiştir.

Aradılar sordular
Birg içinde buldular
İnce tuzak kurdular
Yar fidan boylum
Kamalı’yı vurdular

İzmir’in kavakları
Dökülür yaprakları
Bize de derler Çakıcı
Yar fidan boylum
Yıkarız konakları

Bahçelerde kalem var
Arkamızdan gelen var
Kalkın gidelim efeler
Yar fidan boylum
İçimizde ölen var

Selvi senden uzun yok
Yaprağında düzüm yok
Kamalı da Zeybek vuruldu
Yar fidan boylum
Çakıcı’ya sözüm yok

19. Feridun Düzağaç – Lavinia

feridun_dzaa39

Edebiyat matinelerinin yıldız isimlerinden olduğu bilinir Özdemir Asaf’ın. “R”leri telaffuz edememesine rağmen çok iyi bir diksiyonla şiir okuduğu bilinir. Bu şiir matinelerinde hep sona bıraktığı, en çok sevilen, en çok istenen şiiri “Lavinia”dır.

Özdemir Asaf, üniversitede öğrenciyken bu şiiri platonik aşkına yazar. Ardından açılan bir yarışmaya gönderir ve kazanır. Bir rivayete göre kazandığı yarışmada şiiri okurken kız da salondadır ama Asaf şiiri okurken salonu terk eder. Kırılan şairimiz, kıza duygularını asla açmaz.

laviniia

ozdemir-asaf-e1278990090766Lavinia, 1925’te doğan ve güzelliğiyle efsane olmuş sanatçı Mevhibe Meziyet Beyat’tır. Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki arkadaşları kızıl/kahve saçları ve güzelliğine bakarak “Gilda” diye çağırırlarmış, Rita Hayworth’a göz kırparak. Adalet Cimcoz da Marilyn Monroe’ya benzetirmiş ve “Marlin” diye çağırırmış Mevhibe’yi.Özdemir Asaf, platonik bir aşkla tutulduğu Mevhibe için yazmış Lavinia’yı. Lavinia’yı kod adı kullanır ve “adını gizleyeceğim, sen de bilme lavinia” der. Hanım kızımız bu şiiri okusa bile, kendisi olduğunu asla bilemeyecektir…

Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim.
Ama gitme Lavinia.
Adını gizleyeceğim,
Sen de bilme Lavinia

20. İlhan İrem – Olanlar Olmuş

Bir rivayete göre  İlhan İrem askerden döndüğünde sevgilisi en yakın arkadaşıyla nişanlanmıştır . Onun üzerine İlhan İrem de bu şarkıyı yazmış…

ilhan irem

“Ben mi geç kaldım yoksa mevsimler mi solmuş.  Ben gideli buralara olanlar olmuş” sözleri de bu durumu ifade ediyormuş.

Giderken bıraktığım
Asmalar üzüm olmuş.
Yerlerde bütün kollar
Bütün bağlar bozulmuş.

Ben mi geç kaldım yoksa,
Mevsimler mi soğumuş?
Görmeyeli buralara
Olanlar olmuş, olanlar olmuş…

Giderken bıraktığım
Gökyüzü toprak olmuş.
Yıldızlar, çakıl taşı,
Güneş bir yaprak olmuş

Ben mi yaşlandım yoksa
Dünya mı alt üst olmuş?
Ben gideli buralara
Olanlar olmuş, olanlar olmuş…

Kalsaydın yokluğunla yok olmazdı bu şehir
Kaçmakla mutluluklar bulunmuyor bunu bil.
Yaprak kıpırdamıyor, yüreğim öyle susmuş
Sana, bana, sevgimize
Olanlar olmuş, olanlar olmuş…

Giderken bıraktığım
Gülüşler bakış olmuş.
Kahkahalar buralarda
Özlenen yakış olmuş.

Ben mi gülmüyorum Tanrı’m?
İnsanlar mı somurtmuş?
Görmeyeli buralara
Olanlar olmuş, olanlar olmuş.

Kalsaydın yokluğunla yok olmazdı bu şehir
Kaçmakla mutluluklar bulunmuyor bunu bil.
Yaprak kıpırdamıyor, yüreğim öyle susmuş
Sana, bana, sevgimize
Olanlar olmuş, olanlar olmuş…

**************************************

ANLASANA :

Doğan Şener’in yaptığı belgeselde en sevdiğiniz şarkınızın “Anlasana” olduğunu söylüyen İlhan İrem, şarkısının hikayesinin bir rüyadan geldiğini söylüyor :

İLHAN1974 yazında, Bursa’nın sayfiyesi Burgaz’daki evimizde sabaha karşı bir rüya gördüm. Deniz kıyısında, “Kireç Ocağı” denilen kayalık bir bölgeye gitmemi fısıldadı bir ses. Söylendiği gibi, gitarımı da yanıma alarak günün ağarmasına yakın, bisikletimle gittim oraya. Dalgalar, rüzgar, uçuşan kağıtlarım, muhteşem bir doğa vardı.
Orada sabaha kadar “Anlasana”yı yazdım. “Anlasana” maviliklerden geldi…

Sözleri :

Her sevincin her kederin
En ölumsüz sevgilerin
Sonsuz denen göklerin
Herşeyin bir sonu varsa

Ayrılıkların da sonu var!
Bir gün çıkıp geleceksin
İçimde bir ümit var
Yeniden seveceksin…

Yıllar var ki ben böyle
Bekliyorum özleminle..
Anıların, umutların, kaldı bende
Anlasana (4)
Biraz daha gerçekleri anlasana!!

Senden ayrı günlerimi 
Sana nasıl anlatsam ki?
Mevsimsiz çiçekler gibi
Yarım kaldım inan ki! Sensizliğin acısını
Sen nereden bileceksin?
Sen hiç sensiz kalmadın ki
Mevsimleri saymadın ki.. Yıllar var ki ben böyle
Bekliyorum özleminle..
Anılarım, umutlarım, kaldı bende
Anlasana
Biraz daha gerçekleri anlasana!!

       21. Yavuz Çetin – Yaşamak İstemem

yavuz çetin

Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük gitaristi olarak gösterilen Yavuz Çetin İstanbul’un arka sokaklarında, barlarda çalan bir gitaristtir. Olaylar büyür gelişir ve Albüm çıkarır kendisi. Anlatılanlara göre karamsar biridir Yavuz. Dünyayı, kahpeliği, saçmalığı tanır doğruca. Ve nefret eder hepsinden. Tam olarak bilinmese de bu şarkıyı yazıp intihar  ettiği söylenir. Şarkının sözlerinde de intihar sebebini atmış adeta.

Bana öğretilen her şey
Bana önerilen her şey
Bana dayatılan yaşantı
İşe yaramaz bir çöplük
Yarattığınız sistemler
Kullandığımız yöntemler

Yaşamak istemem artık aranızda
Belki de terslik bende
Yapamadım bu düzende
Kaçacak delik arar oldum
Sürüngenler şehrinde
Eğitilmiş köpekler
Doymak bilmez maymunlar
Yaşamak istemem artık aranızda
Benden bir ruhsuz yaratmayı nasıl başardınız ?
Benden bir hissiz yaratmayı nasıl başardınız ?
Benden bir uyumsuz yaratmayı nasıl başardınız ?
Benden sizden biri yaratmayı  nasıl başardınız ?
Yaşamak istemem artık aranızda

        22. Şebnem Ferah – Deli Kızım Uyan

şebnem

Şebnem Ferah’ın, ablası komadayken yazdığı şarkı olarak rivayet edilir.

Gece geçmez gündüz olmaz
Can bu dünyaya dayanmaz neden
Haykırdım dağlara duymaz
Bekledim günlerce
Yok ki gelen
Karlı dağların ardında biri yaşarmış
Bulut olur yağmur olur
Bize bakarmış
Hem yakın hem uzakmış
Yanakları al almış
Deli kızım uyan
Söylenenler yalan
Deli kızım uyan
Bir tek sensin duyan
Bir tek sensin duyan

Yerde oldum gökte oldum
Sormayın halim ah başım duman
Gönül uslanmayı bilmez düşlerim
Gerçek gerçeğim yalan
Karlı dağların ardında biri yaşarmış
Bulut olur yağmur olur
Bize bakarmış
Hem yakın hem uzakmış
Yanakları al almış
Deli kızım uyan
Söylenenler yalan
Deli kızım uyan
Bir tek sensin duyan
Bir tek sensin duyan 

************************************************

BUGÜN : 

Bugün isimli şarkısını da ablasının ölümünden sonra kaleme almış. Herkes aşk şarkısı zannetse de aslında ablasına duyduğu özlemin şarkısıdır :

sebnem-ferah-bugun

Bugün resmine dokundum ben , 

Öptüm yine yine.
Zaman ağır ol henüz erken,
Demek için güle gülee.
Sesini özledim ,
Özledim çok.

Haberim yok ,
Durmuş dünya niye
Seninle birlikte kaybolanları,
Arıyorum başka şeylerde.
Aşk şarkısı değil bu,
geldi içimden .
Gülümse bir kez benim için eğer duyuyorsan.
Nehrim ol gel ak yine,
Kelebek ol gel uç yine ,
Çiçeğim ol gel aç yine,
Rüzgar oool…

**************************************************

BEN ŞARKIMI SÖYLERKEN :

Ayrıca “Ben Şarkımı Söylerken” şarkısının da uğradığı  tecavüz sonucunda yazıldığı söylenir.

şebnemm

İçimde bir ateş yanıyor
Bedenim dar gelir oldu
Ateşime ister körüklerle gel, ister suyla
İstediğin kadar konuş benimle
İstediğin kadar yalan söyle
Beni ben yapan içimdeki sesleri susturamazsın
İçine girdiğim küçük kaygan deliği
Yeni ve büyük bir dünya mı sandın?
İstersen bir aynayla yardım edeyim ama umursamazsın

Merak etmeden duramıyorum
Geceleri nasıl uyuyorsun
Beni boşver kendine cevap ver
Lütfen bu kez dürüst olur musun?

Ben şarkımı söylerken istersen sesi açarsın
İstersen kısıp, bunu da yok sayarsın

Kim bilir belki gülümser belki ağlarsın 
Yüreğimdeki sesleri susturamazsın !… Bir yanım seni hala düşünüyor
Bir yanım sana fena kızgın
Yalnız sen ve ben biliyoruz olanları, unutturamazsın
Sakın nefret ettiğimi düşünme
Bende böyle duygular barındıramazsın
Geçmiş hiç yaşanmamış gibi davransan da, baştan yazamazsın Merak etmeden duramıyorum
Geceleri nasıl uyuyorsun
Beni boşver kendine cevap ver
Lütfen bu kez dürüst olur musun? Ben şarkımı söylerken istersen sesi açarsın
İstersen kısıp, bunu da yok sayarsın
Kim bilir belki gülümser belki ağlarsın
Yüreğimdeki sesleri susturamazsın…

       23. Barış Manço – Kol Düğmeleri

Barış Manço’nun abisi Savaş Manço, bu şarkının hikayesini şöyle paylaşmıştır:

“Barış kol düğmeleri şarkısını 1962’de nişanlandığı Semra adlı çok cici bir Kızıltoprak’lı genç kız için yazmıştı. Barış 1963 yazı sonuna doğru okumak için Belçika’ya gelince o nişan bozuldu ve Barış yaşadığı hüznü o şarkıya döktü. Kol düğmeleri de Semra’nın armağanıydı.”

barış manço

SANYO DIGITAL CAMERA

Hatırlarım bugün gibi sessiz geçen son geceyi
Başın öne eğik bir suçlu gibi bana verdiğin hediyeyi
İki küçük kol düğmesi bütün bir Aşk hikayesi
İki düğme iki ayrı kolda bizim gibi ayrı yolda

Akşam olunca sustururum herkesi her her şeyi
Gelir kol düğmelerimin birleşme saati
Usul usul çıkarır koyarım kutuya yan yana
Bitsin bu işkence kalsınlar bir arada

Heyhat sabah gün ışıldar yalnız gece buluşanlar
Yaşlı gözlerle ayrılırlar düğmeler gibi
Bizim gibi bizim gibi ayrılırlar bizim gibi ayrılırlar 

24. Hekimoğlu

Ordu dolaylarında yaşayan Hekimoğlu, yoksul bir ailenin çocuğudur. Üstelik yoksul bir anneden başka hiç kimsesi yok. Çevresinde dürüstlüğü, akıllılığı ve yiğitliğiyle tanınan bir gençtir.  Yörede egemenlik kurmuş bir Gürcü Beyi vardır. Bu Gürcü Beyi, Ayşa adında güzel ve narin bir kızla sözlüdür. Ne ki, bu kız Gürcü Beyini sevmemekte, Hekimoğlu´na bağlanmıştır. Bu, dostlukla, arkadaşlıkla karışık bir sevgidir. Üstelik Hekimoğlu´yla görüşmeye başlamıştır.

İşte Bey, iki gencin ilişkisinin bu noktaya vardığını duyar duymaz Hekimoğluna düşman olur ve ona savaş açar. Hekimoğlu´yla teke tek görüşüp, hesaplaşmayı önerir; bir de yer belirtir. Hekimoğlu, gözüpek, mert bir gençtir. Aynalı mavzerini kuşanıp, tek başına buluşma; yerine gider. Gitmeye gider ama, Bey sözünde durmamış adamlarıyla gelmiştir. Üstelik adamlarından biri, buluşma yerine varır varmaz, sabırsızlanıp Hekimoğlu´nu yaylım ateşine tutar. Ötekiler de çevresini sararlar. Hekimoğlu´yla Beyin adamları arasında yaman bir çatışma olur. Hekimoğlu, çatışma sonunda çemberi yararak kurtulur. Olaydan hemen sonra, Bolu da tek başına yaşayan anasının yanına gider. Anasına durumu anlatır ve artık şehir yerinde duramayacağını bildirir. Anasıyla helallaşıp, yanına Mehmet adlı iki amca oğlunu alarak dağa çıkar. Çıkış bu çıkış ve ölünceye kadar Hekimoğlu artık dağdadır.

Hekimoğlu´nun dağa çıkış nedenini ve biçimini bilen, duyan yöre köylüleri kendisine kucak açarlar. Onun mertliği, yiğitliği ve doğru sözlülüğü köylüleri daha da etkiler ve her açıdan kendisine yardım ederler. Özellikle yoksul köylülerle dostluk kurar, zenginlerden aldıklarıyla onlara yardım eder.Hekimoğlu, artık Gürcü Beyinin korkulu düşü olmuştur. Bu yüzden Bey, kendisini sürekli jandarmaya şikayet eder ve kesintisiz izletir. Hekimoğlu´nu ihbar etmeleri için çeşitli yörelerde adamlar tutar. Fakat halk koruduğu için, Hekimoğlu´nu bir türlü ele geçiremezler. Hatta bir defasında, Beyin adamlarından birinin ihbarı üzerine Hekimoğlu´nun kaldığı evi jandarmalar basıyorlar. Bütün çevre kuşatılmıştır. Evin altında bir fırın vardır. Hekimoğlu fırıncının yardımıyla fırının ekmek pişirilen yerini arkadan delip kaçmayı başarır.

Hekimoğlu, kaçmaya kaçıyor ama, Beyin, iki amca oğlunu öldürttüğünü haber alıyor ve doğru Çiftlice köyüne iniyor. Gittiği ev muhtarın evidir. Bu Muhtar, Hekimoğlu´ndan yana görünüyor, oysa gerçekte Beyin adamıdır ve onunla işbirliği içindedir. Nitekim adamlarından biri aracılığıyla ihbarda bulunur ve Hekimoğlu jandarmalarca sarılır. Hekimoğlu, Muhtar yüzünden kıstırılmıştır. Büyük bir çatışma çıkar taraflar arasında. Adeta namlular kurşun kusmaktadır. Özetle “yaman cenk” olur orada.Olayın sonucuna ilişkin iki söylenti var halk arasında :

1-Hekimoğlu, çatışma sırasında. çemberi yarıyorsa da, aldığı yaralar yüzünden fazla uzaklaşamadan ölüyor.

2 -Atına atlıyor, elini karın bölgesinden aldığı yaralara basarak Ordu´ya kadar geliyor ve burada ölüyor.

Hekimoğlu, tipik bir “erdemli başkaldırıcı” örneğidir. Haklı bir nedenle dağa çıkıyor. Mertliği, yiğitliği ve iyilikseverliğiyle halk arasında büyük ün yapıyor. Yoksulların dostu, onları ezen varsılların düşmanıdır. Hekimoğlu denince, hemen akla gelen bir özelliği de “aynalı martini” dir. Hekimoğlu Türküsü´nde geçen ve kendisinin adıyla özdeşleşen “aynalı martin” in özelliği şudur. Hekimoğlu, özel olarak yaptırdığı mavzerinin üstüne bir ayna taktırıyor. Çatışmaya girdiğinde, bu aynayı: düşmanının gözüne tutarak, gözünün kamaşmasına, dolayısıyla hedefini şaşırmasına yol açıyor. Bu yüzden Hekimoğlu´nun, adı, Hekimoğlu´nun adı “aynalı martin” le özdeşleşmiştir

Şarkı Sözleri

Hekimoğlu derler
Benim aslıma
Aynalı martini yaptırdım da narinim
Kendi neslime

Konaklar yaptırdım
Mermer direkli
Hekimoğlu geliyor da narinim
Arslan yürekli

Konaklar yaptırdım
Döşedemedim
Ünye Fatsa bir oldu da narinim
Baş edemedim

Ünye Fatsa arası
Ordu da kuruldu
Hekimoğlu dediğin de narinim
o da vuruldu…

Ünye’de anlatılanlarsa şöyle :

1850-1860 yılları arasında Korgan Yaylası’na yakın bir köyde Hekimoğulları’nın bir oğlu dünyaya gelir. Adını İbrahim koyarlar. İbrahim küçük yaşta babasını kaybeder. Bir evin biricik oğludur. Yaşlı anasıyla yoksulluk içinde büyümeye başlar. O yıllarda yerli halk, bir çok yerden bu bölgeye gelip yerleşen yabancılara karşıdır. Sonradan bu yöreye akın akın gelip yerleşenler, umumiyetle Gürcü’lerdir. O devirde yörenin yerli halkı, Rum’larla birlikte yaşamaktaydı. İbrahim, artık delikanlı çağına erişmiştir. Sarışın uzun boylu, çok yakışıklı bir genç olan İbrahim, gözünü budaktan sakınmayan dürüst, akıllı, yiğit biridir. Kısa zamanda çevresinin sevgisini kazanır. Söylentilere göre Korgan yöresinde egemenlik kurmuş Sefer Ağa adında bir Gürcü Bey’i yaşamaktadır. Sefer Ağa’nın vurduğu vurduk , kestiği kestiktir. Bu ağanın Fadime adında güzel mi güzel, narin mi narin bir kızı vardır. Fadime’yi ağalar, beyler ister. Fadime doğuştan amca oğluna sözlüdür. Günlerden bir gün babasının değirmen yolunda İbrahim’le göz göze gelirler. O günden itibaren birbirlerine sevdalanırlar. Yüreklerini bir ateş sarar. Ateş bacayı sarmıştır. Gizli gizli buluşmaya başlarlar. Bir Gürcü Beyinin kızını istemek İbrahim’in haddine mi düşmüştür? Onun kaderi, ta doğduğu günden itibaren amca oğluna yazılmıştır. Bir Gürcü geleneğine göre o zamanlar, çocuklar yalnız Gürcülerle başgöz edilir. Kız tarafı, karşı taraftan yüklü bir başlık alır. Bu başlık hem de altındır.

İbrahim ile Fadime’nin buluşmaları günün birinde duyulur. Dilden dile dolaşmaya başlar. Sefer Ağa ile Fadime’nin sözlüsü, bu olayı duyar duymaz küplere binerler. İlk önce Fadime sorguya çekilir. Bu sevdanın gerçek olduğu anlaşılınca, bir odaya kilitlenir. Artık Gürcü Bey’i İbrahim’e düşman kesilir. Ona savaş açar. Teke tek buluşmayı önerir. Bir de buluşma yeri belirler. İbrahim, silahını kuşanıp belirlenen yere tek başına gelir. Sefer Ağa ise sözünde durmaz. Adamlarıyla beraber gelir. Aniden İbrahim’i yaylım ateşine tutarlar. İbrahim’in çevresi sarılmıştır. Büyük bir çatışma sonunda İbrahim, bu çemberi yarıp kurtulur. Bu çatışma sırasında Sefer Ağa’nın en önemli adamlarından birisi ölür.

Bu olay yörede büyük yankı uyandırır. Artık İbrahim’in adı Hekimoğlu olarak ün kazanır. Ondan sonra Hekimoğlu lakabıyla çağrılmaya başlanır. Artık Hekimoğlu’nun dağa çıkmaktan başka çaresi kalmamıştır. O artık Kumru, Niksar, Perşembe, Kümbet, Kragöl, Çambaşı, Akkuş yaylalarını ve Karadeniz kıyılarındaki ormanlık bölgeleri kendisine mesken edinecektir. Hekimoğlu’nun dağa çıktığını duyan yöre köylüleri kendisine kucak açarlar. Ondan her türlü yardımlarını esirgemezler. Özellikle Hekimoğlu’nun yoksul halkla dostluk kurması, zenginlerden alıp fakirlere vermesi kendi ününün yayılmasını daha da arttırır. Himayesine birçok kişi katılır.

O, artık Gürcü Bey’inin korkulu rüyası olur. Bunun üzerine Sefer Ağa, Korgan, Fatsa ve Ünye’ye kadar bütün yöreleri dolaşır. Hekimoğlu’na karşı büyük bir taraftar toplar. Sonra Fatsa’ya inip, soluğu Zaptiye Karakolu’nda alır. Zaptiye Komutanı’yla anlaşıp, Hekimoğlu’nun peşine düşerler. Sefer Ağa ne yapıp yapar, sonunda önemli bir istihbarat alır. Hekimoğlu’nu Kumru’nun bir köyünde, bir fırıncının evinde olduğunu birilerinden öğrenir. Zaptiye kuvvetleri ve kendi adamlarıyla Kumru’daki köye yürürler. Bir gece yarısı fırıncının evini kuşatırlar. Büyük bir çatışma başlar. Bu çatışmada Ağa’nın en önemli adamlarından olan Hulusi Ağa ölür. Tabii Hekimoğlu ve adamları gereken tedbirleri almışlardır. Evin hemen bitişiğinde bulunan fırının, fırıncının yardımıyla ekmek pişirilen tarafını delerek kaçmayı başarırlar.

Hulusi Ağa’nın vurulması Ordu’dan Samsun’a kadar büyük bir heyecan uyandırır. Gürcüler, bu olayı bir nevi matem ilan ederler. Çoğu hükümet kuvvetlerine katılır. Bunların arasında öyle birisi vardır ki Hulusi Ağa’nın yakını, çoğunun korkulu rüyası, Dadyan Arslan’dır. Bir gün Hekimoğlu’nun yeğenleri Mehmet ile Hüseyin köylerine gitmek için Hekimoğlu’ndan izin isterler. Çitlice Köyü’nde konaklamak isterler. Kendilerine en yakın kişi Köy Muhtarı Kıralioğlu Hasan Ağa’dır. Bu Muhtar, Hekimoğlu’nun çok yakın dostu bilinmektedir. Daha sonra Dadyan Arslan tarafından satın alınan Muhtar, evinde bulunan Hekimoğlu’nun iki yeğenini ihbar eder. Dadyan Arslan’a hemen haber ulaştırır. Dadyan Arslan zaptiye kuvvetleriyle Muhtar’ın evini basar. Evin her tarafı sarılır. İki genç kurşun yağmuruna tutulur, delik deşik edilirler. Hekimoğlu bu haberi alır almaz, çok büyük öfkeye kapılır. En yakın arkadaşı Gedik Halil ile görüşür. Yeğenlerinin acısı ciğerlerini parçalamıştır. Muhtarın kalleşliği onda derin yaralar açmıştır. Muhtardan bu kalleşliğin hesabını sormaya and içer. Aradan birkaç gün geçtikten sonra Hekimoğlu, Gedik Halil ve arkadaşları bir gece yarısı muhtarın evini kuşatırlar. Evde Muhtar’dan başka kimse yoktur. Çoluk çocuğu plan gereği başka bir köye taşınmıştır. Çünkü Dadyan Arslan öyle emretmiştir. Adamları ve hükümet kuvvetleri günlerdir pusudadır. Hekimoğlu’nun intikam aşmak için geleceğini bilmektedirler. Artık Muhtarın bir işareti kalmıştır. Muhtar işareti verir. Ev sarılır. Uzun bir çatışmadan sonra Gedik Halil vurulur. Hekimoğlu ağır yaralanır, çemberi yarar. Aldığı ağır yaralara Aynalı Martin’ini basarak bir hayli o köyden uzaklaşır. Artık gücü kesilir, bir ağacın dibinde son nefesini verir. Hekimoğlu ile Gedik Ali’nin cesetleri Fatsa’ya götürülür. O zamanın kaymakamı İrfan Bey’e teslim edilir. Halk, yığın yığın Fatsa’ya akın etmektedir. Şehirde büyük bir heyecan doğar. O zaman Fatsa’da bulunan bir Rum vatandaşı onların fotoğraflarını çeker. Tarih:1910. Daha sonra Amerika’ya yerleşen bu kişi çoğalttığı bu fotoğrafı Fatsa Belediyesi ve yakın dostlarına gönderir. Bu fotoğrafta Hekimoğlu ve arkadaşlarının cesetleri, Kaymakam İrfan Bey ve zaptiyeler görülmektedir.

hekimoglu-4843

hekimo14

About Ayşen Cumhur Özkaya

Ruhu Sanatçı Gönlü İnançlı Hali Hüzünlü Şefkatli Romantik Her daim Duygusal Hayalci Melankolik Karşılıksız Seven Çocuk Kalpli İlahi Aşka Aşık biri
Bu yazı MÜZİK ** Music içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Türkçe şarkılar ve hikayeleri… için 2 cevap

  1. şiir antolojim dedi ki:

    Sevgili Ayşen Özkaya, okuduğum yazılara yorum yapmak alışkanlığım pek yok. fakat hazırlamış olduğunuz bir kitap hacminde ki bu çalışma beni çok etkiledi. Bir solukta okudum. Paylaşımınız için kutlarım. İzniniz olursa bloğumda da kaynak göstererek paylaşmak isterim. Sevgi ve saygılarımla.

    • Aysen Ozkaya dedi ki:

      Estağfirullah…Sonuçta ben de severek paylaşıyorum. İnternette her yerden bulunabiliyor benim yaptığım biraz daha detaylandırmak…Paylaştığım şeyleri merak ettiğim
      için araştırıyorum, şimdilik biriktiriyorum, sonra hepsini bir araya getirip güzel bir döküman olabilir diye düşünüyorum…Hoş bu konu ile ilgili basılı bir kitap bile var ama böyle resimli, müzikli, detaylı hepsi bir arada hoş oluyor diye düşünüyorum ben de…Ayrıca ben de sizin paylaşımlarınızı takip ediyorum ve hernekadar bir yorum yazmadıysam da çok beğendiğimi bilmenizi isterim. Çok faydalı ve titiz bir çalışma sizinkisi de… Sevgilerle…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

ULTRA TEDAVİLER

Hakiki Şifa'nın Bütüncül Rotası ...

Like Barley Bending

Futurama Fry, "You can't give up hope just because it's hopeless! You gotta hope even more, and cover your ears and go blah blah blah blah blah blah! "

Mia'nın Bahçesi

Mia'dan hayata dair küçük öneriler...

Araş. Görv. İhsan Özkol

Kişisel web sitesi

Babalar da Anlar

TURQUINHO ve BABASI

shelosoph

"O" Sen olduğunda kendin bileceksin...

MEHMET ALİ ARSLAN Haber

MEHMET ALİ ARSLAN Haber / News DÜNYA MEDYASI

Mr_İsimsiz

Ne önemi var Ahmet'de olabilirim Mehmet'de...Hangi isim anlatabilir ki beni.İsimsizsadece.Biraz edebiyat biraz müzik ve yazılacak çok hikaye var

Fransızca Günlüğü

Just another WordPress.com site

madamsuliman

Yürümeye aşık bir genç kız ama hala annesinin küçük kızı.

sen18

Just another WordPress.com site

ALS ile YAŞAMAK

"ALS, kaybederken kazanmayı öğrenme sanatıdır" Dr. Alper KAYA

BİRTAKIM YAZILAR

''Okumadığın gün karanlıktasın.''

Hikaye makinesi

Serbest gazeteci, hikaye anlatıcı... (Freelance journalist, Storyteller, mobile journalism, video journalism)

Meral Meri

İskemlesi kırık ,ve yalnız bir yaşlılıkla ;aşkla ,hasretle , özlemle daldım sevgime ...Meral Meri

coolassman

sadece üşeniyorum

KAYIP RİTİM

ÇOK SEVDİĞİM BİR ŞARKIDAN AKLIMDA KALANLAR..

ayisigindasaklidir

Ay ışıgında saklıdır... görmesini bilene...

lina

4 out of 5 dentists recommend this WordPress.com site

Onur Özbulut

Sağlık, Eğitim, Danışma

yazanabdulkadir

kültür,siyaset,uluslararası ilişkiler,kitaplar...

PİNOKYO

Olur da bir gün bana saygın yüz çevirirse benden, Benim sevgim bakidir amma, gönlüm incinir senden. [Meral Meri]

kaldırımçıkmazı

tedaviyi hasta etmek gibi

Vicdanımın Sesi

Sebil fikirler görüşler paylaşımlar...

masumbulut

Hayata Dair

%d blogcu bunu beğendi: